2 Temmuz 2014 Çarşamba

ORTA DOĞU’DAKİ YENİ VİRÜS: IŞİD




Yüzyıllardır kan ve gözyaşının durmadığı Orta Doğu, maalesef, IŞİD denilen virüsle bir kez daha aynı acıları yaşayacak gibi...

 Kuruluş tarihi çok da eski olmayan, kendilerine İslami referansları baz alan,  IŞİD’in de aralarında bulunduğu terör örgütlerinin temeli, Afganistan’ın 1979’da Sovyet Rusya tarafından işgal edilmesiyle atılmıştır.

SSCB-Afgan Savaşı, (24 Aralık 1979-15 Şubat 1989) Sovyetler Birliği'nin Afganistan'daki Marksist idarenin daveti üzerine Afganistan'a girerek, İslam mücahitlerine karşı savaştığı ve 9 yıl süren bir savaştır. O dönem, Sovyetler Birliği’ne karşı savaşan Afgan mücahitlerine,  ABD başta olmak üzere,  Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bazı ülkeler de yardım etmişlerdi.

Kızıl Ordu’nun Afganistan’dan çekilmesinden sonra, Necibullah yönetimi de mücahitlere karşı savaşı kaybetti. 1994 yılında Amerikan İstihbarat Teşkilâtı (CIA)’nın bilgisi dâhilinde, Kandahar’da Diyobend Medresesi’ne bağlı Molla Muhammed Ömer etrafında toplanan öğrencilerden oluşan, “Taliban” ismiyle anılan, yeni bir örgüt kuruldu. Pakistan’ın da desteklediği Taliban kuvvetleri,  kısa bir sürede, Afganistan’da kontrolü ele geçirdi.

El Kaide, 1988 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği birlikleri ile savaşmak amacıyla, soğuk savaş döneminde, SSCB'nin Afganistan'ı işgal edebileceği düşüncesi üzerine kurulmuştur. El Kaide,  hücre sistemlerinden oluşmaktadır ve dünyanın birçok ülkesine yayılmış durumdadır. El Kaide, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’deki ikiz kulelere düzenlenen ve dünyanın en büyük saldırı eylemi olarak tarihe geçen saldırıları üstlenmiş ama eylemi El Kaide’nin planladığı veya gerçekleştirdiği somut bir şekilde ortaya çıkarılamamıştır.

IŞİD, ABD işgaline direnmek amacıyla 2004 yılında “Tevhid ve Cihad” adıyla Ebu Musa Zerkavi tarafından Irak’ta kuruldu. İlk etkili eylemini 2013 Nisan’ında Suriye’de gerçekleştirdi. Daha çok Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren, El Kaide çıkışlı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Selefi ideolojiye sahip, silahlı bir örgüttür. Suudi Arabistan, IŞİD’in en büyük finansörlerindendir.

            Ve 11 Haziran 2014 günü, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u ele geçirdi. Musul’un kontrolünü eline geçiren IŞİD, Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz ile birlikte konsoloslukta görevli toplam 49 kişiyi rehin aldı. Musul’daki bir termik santrale mazot götüren 28 Türk şoförünü ile birlikte rehin alınanların sayısının 80’e ulaştığı bildirildi. (Tır şoförlerinin daha sonra serbest bırakıldığı iddia edildi. http://www.sabah.com.tr/Gundem/2014/06/12/turk-soforleri-serbest )

Musul'u almak bu kadar kolay mıydı? Musul'u IŞİD'e teslim eden Maliki, Barzani ve Türkiye'yi köşeye sıkıştırmayı hedefleniyor olabilir? Maliki'nin arkasındaki güç bölgenin fitne merkezi olan İran'dır. İran'ın akıl babası ise dünyanın fitne merkezi İngiltere'dir.

IŞİD'in Musul Başkonsolosluğumuza saldırarak, kadın ve çocukları rehine alması, Türkiye'ye açıktan savaş ilanı olmakla birlikte, asıl hedef pazarlık yapmaktır. Bölgenin en güçlü ülkesi Türkiye ile pazarlık, IŞİD için kazanılmış büyük bir prestijdir. Ve sonuçta bu pazarlık ile dünya gündemine bir kez daha oturdular.

IŞİD’in kontrolünü ele geçirdiği Musul’a Saddam Hüseyin döneminde Devrim Muhafızı komutanlarından olan Albay Haşim Cammas’ı “vali” olarak ataması, bölgedeki Sünni Arap aşiretlerinin de IŞİD’e katıldığı ve destek verdiğini göstermektedir. Nitekim Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in kızı  Raghat Hüseyin, "Irak'ta kazanılan zaferler beni çok mutlu ediyor… İzzet amcanın (Saddam'ın sağ kolu İzzet İbrahim el Duri) birliklerinin de isyancılara katılmış olması çok güzel bir gelişme" ifadesi, IŞİD-BAAS ittifakının bir başka göstergesidir.

Orta Doğu’yu yeniden kan gölüne çevirmek isteyen IŞİD’i değerlendirirken:

Türkiye'yi Suriye'deki şiddet sarmalına çekemeyen uluslararası derin-kapitalist güçler, bu kez Irak-Musul üzerinden geliyorlar.

 İngiltere’nin yüzyıllardan beri adım adım uygulamaya koyduğu Doğu (Şark) politikası unutulmamalıdır.

Emperyalist ülkelerin (ABD, AB ülkeleri, Rusya ve Çin dâhil) Orta Doğu’daki enerji politikaları göz önünde bulundurulmalıdır.

İsrail’e karşı güçlü bir Orta Doğu veya İslami bir cephe istenilmemektedir.

Türkiye’nin Kürtler ile yeni ittifaklar geliştirmesinin istenmediğini (son yapılan enerji antlaşmaları dâhil) bir zamanda, IŞİD’in,  Musul’un kontrolünü ele geçirmesi çok manidardır.

IŞİD bir projedir. Bu proje ile Türkler ile Kürtlerin ittifakı engellenmeye çalışılıyor.

Orta Doğu’daki hiçbir örgütlenme (ki arkasında İngiltere ve ABD varsa) İslami jargonlar kullanılmadan düşünülmemeli. 

Irak'tan Batı'ya petrol akışı kesildiği anda, emperyalist Batı; lütfedip, “Irak'ta yapılanlar kabul edilemez” diyeceklerdir.

Aslında İslam, bu tür örgütler için bir figürdür.


Bugünkü Irak, ABD'nin eseri değil midir?

(Bu yazı, 15 Haziran 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder