7 Temmuz 2014 Pazartesi

ÖCALAN'IN MUSTAFA KEMAL OKUMALARI


Kitaplar, genellikle kendi yazarının röntgenidir; onun ruh ve zihin dünyasını yansıtır. İster tarihî, ister düşünsel, isterse roman türünden olsun, yazılan her kitap az ya da çok yazarından bir iz ya da öz taşır. Yazar, yazarken masum davranmaz; kendini dayatır, okuyucusunu kendi perspektifine çekmeye çalışır, kitabın akışı içinde onu değiştirme ve dönüştürmeyi amaçlar. En objektif kabul edilen bilimsel eserlerde bile, kullanılan dil, başvurulan jargonlar ve kurulan cümle örgüleri az çok yazarın düşünce ve inanç dünyasının kodları hakkında ipuçları verir;  aidiyetini gösterir. Bu anlamda yazarlıkta tam bir masumiyet aranılmaz ve aranılmamalı. Her yazar ve çizer, kendi inandığını, kendi doğrularını ve kendi hedeflerini “en doğru” ve “en isabetli” kabul etme noktasından hareketle işe koyulur. Başka inanç, düşünce ve eğilimleri ise “olabilirlik” çerçevesinde değerlendirir. Bu jakobenik tavır, yazar-çizerliğin temel handikabı gibi görülüyor. Belirtilen kabuller dışına çıkarak kendini kanıtlamak, günümüz yazarlığı açısından adeta mümkün görülmüyor gibi...


İşte, bu saptama bağlamında, bu çalışmayı hazırlarken, tamamen farklı bir yol izledim. Bu güne kadar nadir karşılaşılan bir çalışma tarzını seçtim. Şahsî inanç, düşünce ve eğilimlerimi bir yana bırakarak, kendimden en ufak bir iz dahi yansıtmadan bir çalışmaya girişeyim dedim. Üstelik, Türkiye’nin en hassas konusunun öznesi durumundaki şahsı, yani Abdullah Öcalan’ı baz alarak... Biliyorum, birçok kişi “Neden Öcalan”, “Ne münasebet” diyecektir. Demeye de hakları olabilir.  Ama bana göre ülkenin en büyük sorunu kabul edilen bir sorunun temel çözümü o sorunun başındaki şahsın tanınması ve tanımlanmasıyla mümkün olur... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder