18 Temmuz 2014 Cuma

LİCE’DE NE YAPILMAK İSTENDİ?

2 Haziran 2014 tarihli “Neden Lice?” başlıklı yazımızda  “Lice’nin PKK nezdinde özel bir konumu ve değeri vardır. PKK’ya, Kandil’e, örgüt militanları ve sempatizanlarına göre Lice; ‘Kürt özgürlük mücadelesinin tohumları’nın atıldığı ilk yer olması nedeniyle önemlidir. PKK’ya göre, Lice’de başlayan bu mücadele, yine Lice’de sonlandırılmalıdır.” değerlendirmesiyle, Lice’deki olayların tahlilini yapmaya çalıştık.

11 Haziran 2014 günü, PKK’ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı (ANF)’de yayınlanan ve “36 yıl önce 27 Kasım 1978 tarihinde PKK’nın 1. kongresiyle kuruluşunu ilan ettiği Fis köyü artık yok. Ancak, kongrenin toplandığı tek katlı evin önünden geçen yolda, PKK fikrinin ve eyleminin peşinden giden gençler var…”  denilerek devam eden yazı, bu değerlendirme ve tahlilimizin doğruluğunu teyit eder nitelikteydi.

Annelerin eylemi karşısında çaresiz kalan PKK, kendisini aklamak ve haklı çıkarmak için maalesef yine anneleri kullanıyor. (http://yeniozgurpolitika.info/index.php?rupel=nuce&id=31357#.U5L8N9Dk_Mt.twitter) PKK bu süreçte, psikolojik savaş argümanlarını çok iyi kullandı. “Barış Anneleri”ne karşılık, cezaevlerindeki PKK’lı tutuklularca başlatılan açlık grevleri…

Çatışma, gerginlik ve kutuplaştırma, üzerinden gündem oluşturmak, politika belirlemek, siyaset üretmeye çalışmak, mevcut sorunlara hiçbir zaman kalıcı çözüm getirmemiştir, getiremez.

Son dönemlerde Lice’de meydana gelen olaylar ve KCK üst düzey yöneticilerinin olaylara ilişkin açıklamaları hakkında, farklı yorumlar yapılabilir. Olaylara ilişkin iki farklı değerlendirme, iki ihtimal ön plana çıkıyor. Birincisi; Öcalan son açıklamasında “Yeni aşamanın hayata geçirilmesi için yoğunlaşmam ve umudum aynı kararlılıkla sürmektedir.” diyerek, Türkiye kamuoyundaki “bebek katili” imajını düzeltecek,”barış güvercini” rolünü oynamaya devam edeceğini bir kez daha kamuoyuna deklare etmiş oldu.

İkincisi;  provokasyonlarla şiddet olaylarını tırmandırarak, güvenlik görevlilerini tahrik edip (bayrak indirme olayı buna en iyi örnektir) silah kullanmaya zorlamak, kan ve gözyaşı üzerinden beslenen odakların kontrollündeki “derin PKK-Kandil”, marifetiyle  “Çözüm Süreci”nde Öcalan’ı devre dışı bırakmak.  Nitekim KCK üst düzey yöneticileri de bu yönde ama birbirinden farklı açıklamalar yaptılar.

KCK Yürütme Konseyi, “HDP Heyetinin Lice katliamı ardından İmralı’ya gidişi elbette önemli ve anlamlıdır; fakat bazı boyalı basın çevrelerinin yansıtmaya çalıştığı gibi, Lice’deki benzer katliamları önleyecek yer, İmralı ve Önder Abdullah Öcalan değildir. Gerçek saptırılmamalı, hiç kimse İmralı’dan gerçekleşmeyecek beklenti içine sokulmamalıdır” açıklaması ile KCK Yürütme Konseyi Üyelerinden Duran Kalkan’ınÖyle bazıları gidiyor, görüşüyorlar; kendilerine görüşüyorlar. Bizim temsilcimiz falan değillerdir. HDP ve BDP; PKK değil, gerilla değil. Herkes bunu bilsin. Halkın direnişinden, gençlerin dağa çıkışından dolayı BDP’ye, HDP’ye saldırıyor. Biz muhatabız.” açıklaması, bir başka gerçeği, yani Kandil’deki iç çatışmanın derinliğini de gösteriyor.

Bu ve benzer açıklamalarla İmralı, BDP ve HDP, sürecin dışına itilmek isteniyor. Devletin,  sürecin devamında BDP-HDP’yi değil, direkt PKK’yı Kandil’i muhatap alması hedefleniyor.

09 Ocak 2013’te Paris’te PKK’lı üç kadının öldürülmesiyle sabote edilmek istenen süreç, en son Lice’de yaşanan olaylarla sonlandırılmak istenmiştir.  PKK içerisinde; silahtan-çatışmadan-kandan beslenen, barıştan korkan, Kürtlerin aleyhine çalışan “derin” bir damar mevcut. Bu damar sürecin başlangıcından bugüne kadar, süreci sekteye uğratabilecek faaliyetlerden geri durmadı.

Diyarbakır’daki bayrak indirme olayı bir kışkırtma mıdır?  Evet, bu olay tartışma götürmez bir kışkırtmadır. Gazeteci Fadime Özkan,  “Bayrağı indirsin diye direğe çocuk çıkarılmasının amacı açık: çocuk vurulursa Kürtleri, vurulmazsa Türkleri ama her şekilde süreci vurmak!” tespitiyle yapılmak istenen provokasyonun büyüklüğünü özetliyordu âdeta.

Hatırlayalım, Mersin’de 2005 Nevruz etkinlikleri sonrasında, Türkiye Bayrağı yakılmak istenmiş, bu provokasyon girişiminden sonraki yıllarda Türkiye maalesef yeni ve sonuçları çok ağır olan bir çatışma sürecine girmişti. Son bayrak indirme olayı ile de bu çatışma yeniden başlatılmak istenmiştir.

“Şiddet sarmalı ne kadar büyürse büyüsün, bu ülkenin insanları sükûnetle kardeşliğe, birliğe sarılmalı, bir daha oyuna gelmemelidir. Bu kirli kardeş kavgasında acıyı iliklerine kadar yaşamış biri olarak, emperyalist ve kolonyalist kompradorların oyununa gelmeyelim diyorum.” diyerek, temennilerini dile getiren, bölgenin hassasiyetlerini çok iyi bilen Gazeteci Cüneyt Alphan’a katılmamak mümkün mü?

Yolunuz aydınlık olsun efendim…

(Bu yazı ilk olarak 11 Haziran 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder