1 Nisan 2015 Çarşamba

Güçlü Türkiye (!)

Terör, etki alanı gayet geniş ve insanlığı tehdit eden uluslararası bir sorundur. Terörün ne dini, ne de etnisitesi vardır. Terör, her yerde terördür.

Hatırlayın! Çok değil, geçtiğimiz Ocak ayında önce Dolmabahçe’ye yönelik bombalı saldırı girişimi olmuş, ardından İstanbul Sultanahmet Meydanı’ndaki Turizm Polisi Şube Müdürlüğü’ne yönelik saldırıda Polis Memuru Kenan Kumaş şehit edilmişti.  O gün bu saldırıları gerçekleştiren DHKP/C terör örgütü, dün de İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeki çalışma odasında görevi başında olan Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı rehin aldıktan sonra şehit etti. (Savcının başına silah dayayıp sosyal medyaya servis etmek, terör örgütü için büyük bir propaganda aracı olmuştur.)

Berkin Elvan davası dosyasına bakmak için yeni görevlendirilmiş bir savcının hedef seçilmesinin makul ve mantıklı bir cevabı yoktur. Gezi olaylarında maksat ağaç olmadığı gibi; bu saldırıda da maksat savcı ve makamı değildi. Bu menfur saldırıyı Savcılık makamına yapılan bir saldırı olarak değerlendirmek, eylem ile hedeflenen neticeyi perdelemek demektir.

Bu saldırının açıklanabilir tek cevabı var; bu saldırı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yönelik gerçekleştirilmiş bir eylemdir.

Şimdi!

-Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın şehit edilmesine neden olan o silah, adliye binasına nasıl sokuldu?

-Adliye binalarına silah sokmak bu kadar kolay mı?

-Avukat cübbesi giyen her insan rastgele ve kolaylıkla adliye binalarına girebiliyor mu?

Sorgulanması gereken şey, terör örgütlerinin varlığı değil, terörü ve terör örgütlerini besleyen odakların, kaynakların varlığı olmalıdır. Tetikçiler değil,  tetikçilere kimin silahı verdiği üzerinde durulmalıdır.

Türkiye genelinde yaşanan elektrik kesintilerine gelince!

Türkiye'nin bugüne kadar, bu çapta büyük bir elektrik kesintisiyle karşılaştığını hatırlamıyorum. 

Elektrik kesintileri bir sabotaj mıydı, bir siber saldırı mıydı, ya da teknik bir arıza mıydı? Bilmiyorum? Yetkililerden kamuoyunun zihninde oluşan bu sorulara tatminkâr cevaplar vermeleri beklenmektedir.

Türkiye’de elektriklerin kesilmesi ile DHKP/C’nin, İstanbul/Çağlayan Adliyesi’ne yönelik saldırısının eş zamanlı olması, üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır.

Ancak, adına ne denilirse denilsin, yaşanan bu kesintiler nedeniyle devletin itibarı zedelenmiştir, avami tabirle karizması çizilmiştir. Elektrik kesintileriyle itibar kaybına uğrayan Türkiye, bir Cumhuriyet Savcısının makam odasında teröristlerce rehin alındıktan sonra şehit edilmesiyle ikinci kez itibar kaybına uğramıştır.

Türkiye genelinde yaşanan elektrik kesintilerinin 7 Haziran seçimlerinde yaşandığını düşünün. Türkiye büyük bir kaos ve kargaşayla karşı karşıya kalmaz mı? Ve böyle bir kesintinin yaşanmayacağını kim garanti edebilir?

Bu kesintiler,  yenilenebilir, alternatif enerji kaynaklarının bulunmasını ve kendi enerjimizi kendimizin üretmemiz gerektiğini bizlere bir kez daha göstermiştir. Daha da önemlisi, enerji üretim sistem ve teknolojilerinin de bize ait olması, enerjinin hangi türü olursa olsun, sistemsel kurulumu-yazılımı ve işletim teknolojisi bize ait olmadıkça, her zaman benzer sıkıntılar ile karşı karşıya kalabiliriz.

Günümüz şartlarında “güçlüyüz, tam bağımsız bir ülkeyiz” diyebilmemiz için, (ekonomi, sanayi, iletişim, teknoloji v.b) tükettiğimiz oranda; üretebilen ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olmalıyız.

Türkiye’nin gücü, salt insan varlığı ile tanımlanmamalıdır…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder