8 Ekim 2014 Çarşamba

TARİH BİZİ AFFETMEYECEK!

KCK Eşbaşkanı Besê Hozat’ın, “AKP böyle devam ederse Kobani’de yaşanan savaş kesinlikle Türkiye’yi de vuracaktır. Kanton sistemi Rojava’yla sınırlı kalmayacak, Kuzey Kürdistan’a da yayılacaktır.” açıklaması, Kandil’in Kobani’yi savunacak güce sahip olmadığını, dolayısıyla bugünkü olayları çok önceden planladığını ve sokak olaylarını hedeflediklerini gösteriyor bizlere.

 ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey’in Kobani'nin son durumuyla ilgili olarak “Korkarım ki Kobani düşecek” ifadesi ise ABD’nin, günlerdir (25 gün) Kobani'yi çembere alan IŞİD hedeflerine yönelik hava operasyonlarında neden bu kadar yavaş hareket ettiğinin cevabı niteliğinde. Kısacası ABD, Kobani’nin düşmesini beklemektedir. Pentagon’un eski Başkanlarından Leon Panetta, IŞİD ile mücadelenin 30 yıl devam edebileceğini düşünüyorsa, IŞİD’i bitirmek adına ABD, uzun yıllar Orta Doğu’yu yeniden tasarımlamak için bölgede bulunacak demektir.

Türkiye partisi olacaklarını, tüm Türkiye’yi kucaklayacaklarını iddia ederek yola çıkan HDP, Kandil’in “Kobani düşerse, çözüm sürecini bitiririz” tehdidi karşısında seçim döneminde kamuoyuna verdiği sözleri unuttu. Tabanına “sokağa inin” çağrısı yapabilecek kadar pervasızlaştı ve iradesini bir kez daha Kandil’e, yani silaha teslim eden bir HDP çıktı karşımıza.

Oysa 10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanı seçim çalışmalarında, söylemleriyle Türkiye kamuoyunun büyük bir kesiminin sempatisini kazanan, sonuçta, seçmenden  % 10 gibi ciddi sayılabilecek bir oy alan HDP ve Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş profili vardı.

Bugüne nasıl gelindi?

Devletin soruna bakış açısı, mantalitesi değişti, devlet müzakere aşamasına geldi. Elbet de bunlar çok önemli gelişmelerdi ama!

Kürt sorununun çözümünde en büyük kazanım, PKK’nın kendi propagandasına alet etiği, malzeme yaptığı argümanlardı. Devlet bu argümanların çoğunu boşa çıkardı. Buna rağmen “Çözüm Süreci” döneminde ağır hareket ederek, PKK’nın “bakın devlet bizi oyalıyor, samimi değil” propagandasını boşa çıkaramadı.

“Çözüm Süreci”ni sadece şehit cenazelerinin gelmemesine endekslemek, PKK’nın “oyalanıyoruz” propagandasını güçlendirdi, bölgenin devlete yönelik şüphelerinin artmasına neden oldu.

Eski köy isimleri kullanılmasına izin verildi ama bu yönde ciddi bir çalışma yapılmadı. Köy isimlerinin yer aldığı levhalara,  Kürtçe ve Türkçe isimler yazılabilirdi.

Sözleşmeli olan Kürtçe dersleri için, 15 öğretmen ataması yapılması yerine, bir iyi niyet belirtisi olarak, daha fazla öğretmen ataması yapılabilirdi.

Peki, HDP-PKK-Kandil ne yaptı? PKK ve PKK'ya müzahir Kürtler değişmedi. Mantalite değişmedi, paradigma değişmedi, Türkiye’ye düşmanlıkları devam etti. Devletin Öcalan ile görüştüğü bir dönemde, hemen her fırsatta Türkiye’yi “Çözüm Süreci”ni sonlandırmakla tehdit etti.

Yol kesen, bölgedeki esnaflara ait işyerlerini yakıp yıkan sözde asayiş birimlerini “bizim kontrollerimiz dışında hareket ediyorlar” diyerek, sorumluluğu üzerinden atmaya çalıştı.

Türkiye'de devam eden ve yasalaştırılan bir “Çözüm Süreci” var. Bu sürecinin önüne Kobani kartını getiren HDP için böyle bir tavır, kolay siyasetten öte bir şey değildir.

Bölgedeki İslamî hassasiyetleri fazla olan, kendileri gibi düşünmeyen diğer Kürtlere yönelik düşmanca tavır takınmaya devam ettiler.

Devlete ait kamu binalarını, bölgenin ekonomisinin can damarı olan esnafa ait işyerlerini, okulları yakmak, yağmalamak, sağlık araçlarını ve personellerine saldırarak anarşiye, kaosa, teröre sebebiyet verenler insanlıktan nasibini almamış vahşilerdir. Tüm bunlara hak arama denilmez. Demokratik eylem ve hak arama mücadelesi böyle yapılmaz.

HDP'nin Kürtleri sokağa indirme çağrısı, Kürtler için intihar girişimidir.

Gezi'de hedeflerine ulaşamayan derin yapılanmalar, HDP'nin Kürtleri sokağa indirme çağrısıyla istediklerine ulaşabilirler.

Türkiyeli Kürtler,  Rojava'daki “De facto” yönetim için Türkiye'deki kazanımlarını feda etmemelidirler.

PKK, bugünkü eylemleriyle, Türkiye'yi Orta Doğu'daki ateş çemberine dâhil etmek isteyen emperyalist ağa babalarına hizmet ediyor.

PKK, IŞİD’le savaşta kaybettiği prestijini Türkiye sokaklarını karıştırmakla bulabileceğini düşünüyorsa büyük bir yanılgıya düşüyor. Başta HDP olmak üzere tüm siyasi partileri sorumluluk almaya, kendi tabanlarını sükûnete davet etmeye çağırıyoruz.

Şu an bölgedeki birçok ilde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bugün için, evet zorunlu bir durum. Unutmayalım ki “Kürt Sorunu”, 12 Eylül sonrasında OHAL dönemindeki uygulamalar nedeniyle kangrenleşti.

Barış ve kardeşlik projesi olan “Çözüm Süreci”ni bitirdiğini açıklayan KCK-PKK-Kandil!


 Kürtleri bilmem ama tarih sizi affetmeyecektir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder