ruh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2020 Pazartesi

Ben Kimim!?.


İçi boş, kırık bir bardaktım
Lütfedip, nazar ettin sevgili.
Boynu bükük, kuru bir çiçektim.
Bir seher vakti…
Dokundun, yeşerttin sevgili.
Sürmeli gözlerinle beni benden alandın…
Yüreğimin dile geldiği pınarın kaynağı…
Gecemi aydınlatan
Gökteki kutup yıldızıydın.
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

“Neden?” diye sorma lütfen?
Akıl bir yerde, kalp bir yerde.
Baş bir yanda, gövde bir yanda,
İki parça bedenim.
Gül müyüm, diken mi?
Yaprak mıyım, toprak mı?
Doğacak günün şafağı…
Gecedeki dolunay mı?
Derunundaki kayıp hazine…
Saklı şehir kalıntısı mı?
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Hüküm giymiş,
Müebbet yemişim gözlerinden.
Kayboluşlarım sendedir…
Bulabildin mi parçacıklarımı?
Darağacındayım işte…
Asılı duruyor can çekişlerim.
Göçüyor dar-ı bekaya ruhum…
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Memdoğlu…


30 Ocak 2020 Perşembe

Yine Yaktın!...



            Renk değiştirmişti gece, karanlıktan da öte…
Sokaklar sessiz, dilimde nadide bir beste
Ellerim kimsesiz, ruhum çelikten kafeste
Yaktın bir daha,  bu kez aheste aheste…

Yine yaktın, bu kez ateş ile değil…
Yaksaydın kor ateş ile belki olurdum kül…
Kalbinin soğukluğundandı yanışım.
Kül olamadı, yandı; buza kesti bu gönül...


Yüreğindeki tipiyi, boranı, kışı, bilirim…
Ansızın bırakıp gittiğin gün yaşadım.
Âlemin can bulduğu baharı mı?
İşte onu bilmiyorum, hiç yaşamadım?...


Memdoğlu…

2 Ocak 2020 Perşembe

Nar!...


Kalemimle dertleştim yine…
Yâd ettik seni.
Ben konuştum o dinledi,
O söyledi, ben hüzünlendim…
“Hüzün nimettir, kalbi olgunlaştırır” dedi.
Bir kez daha hüznüme ortak olup,
Seni yazdı kalbime…

Sen ki!...
Deniz kadar hırçın, atmaca kadar asil…
Su kadar pak, gökyüzü kadar berrak.
Çay kadar yeşil…
Demî kadar huzur verirdin.
Gözlerindi, gözlerime tebessüm eden…
Yüreğindi sır olup yüreğime akan…

Bak!...
Yokluğunda ıslandı yine avuçlarım.
Kanayan yaram değil, sadece hayallerim…
Ruh, sen de tutsak,
Yürek narında yanıyor…
Yalnızlık firarda, şiirler mahkûm,
Kelimeler dar ağacında…

Memdoğlu…

5 Aralık 2019 Perşembe

Ayad!...


Nasıl da masum bakardı ela gözlerin.
Ömrümün demsiz, zamansız hazanı oldun.
Umut olup, ışık verirdin yüreğime,
Ruhumun kırıklarına merhemdi tebessümün…

Rüyalarımı süslerdi o tatlı gülüşlerin.
Ekmek gibi, nefesin; katık olurdu nefesime…
Su gibi akardın kalbimin dehlizlerine,
Nazlı bir çiçek olup açardın avuçlarımda…

Elveda demeden yâr yola revan oldun.
Firakın hem hüzün, hem ateş, hem vuslat oldu.
Laleler boyun büktü, yüreğim sarardı soldu
İlmek ilmek dokudun, can olup aktın canıma…

Gönlümün matemi, bayramı sendin
Kavuşmak mı, belki de bir gün?..
Çizerdi resmini bulutlara gözlerim.
Yazıl(a)mazdı ancak yaşanırdı özlemin…

Memdoğlu…

7 Ekim 2019 Pazartesi

Sor Bizi!...


Çöz(e)mediysen kalbimdeki sevginin kilidini?...
Bir inci misali…
Sinemdeki saklı evde muhafaza ettiğim,
Sapı gümüşten anahtara sor bizi!...

Hissedemediysen yüreğimdeki yangını?...
Şirin için dağları delen Ferhat’a…
Yollara, nehirlere, dağlara, derdini döken…
Ahmet Mirza’ya sor bizi!...

Arayıp da bul(a)madıysan bu âlemdeki izlerimizi?...
Yırtık Ayakkabı'da hayat bulan öykülere…
Düşler Ülkesi’nin yaralı,…
Ben Kimim'in yorgun şiirlerine sor bizi!...

Duy(a)madıysan ruhumun göçünü?...
Sessiz çığlıklarıma şahit olan gökteki yıldızlara…
Ay’ın gölgesinde misafir olduğum…
Sensiz geçen, uzun gecelere sor bizi!...

Memdoğlu…

23 Ağustos 2019 Cuma

Fanîyiz!...


Değdi gözleri gözlerime,
Bilemedim ayrılık var.
Kurudu gönül bahçem,
Yalnızlık ruhumu sarar…

Yorgun düştü bedenim,
Yâr hasretiyle eridim.
Aşksız dokunmaz kilim,
Aşığa her şey aşikâr...

Gurbet de kaldı o yâr,
Özlem, feryat, acı var.
Perde inmiş gözlere,
Dünya sevgiye düçar…

Rüzgârda sevgili kokusu,
Yüreği yüreğime sığar…
Ömür ki kısacık bir film,
Sonunda yolculuk var…

Yeryüzü sessiz duvar,
Gökyüzünde matem var
Sokakta bir telaş, koşuşturma,
Koca âlem “adem”e dar…

Dışarıda sonbaharın kokusu,
Kalbimde yine hüzün var...
Fanîdir insan-oğlu,
İki metrelik çukura sığar…

Memdoğlu…


14 Haziran 2019 Cuma

Ayrılık!...


Gönül-hanemiz şenlendi, şükürler olsun.
Büyüttük, kokladık, evlat ayrılık…
İbretle baktık biz bu dünyaya. 
Geldik, gördük, gidiyoruz ayrılık…

Bülbüller konardı gamzelerine…
Ansızın geldin, çattın ayrılık.
Yâr diye inledim, bekledim durdum.
Sundun acı şerbetini, içtim ayrılık…

Gözlerin âlem’deki pencereydi…
Kör ettin, kararttın, elem ayrılık…!
Sonu vuslat mı bilemedim?
Rüzgâr olup estin, kırdın ayrılık!

Mum gibi erirken hasretinle ben…
Pervanem oldun, döktün ayrılık.
Kalbimde yeşeren sevgi çiçeğimdin.
Sararttın ruhumu, kuruttun ayrılık…

Ölüm kavuşmaktı, belki de…
Derdime çare, olmadın ayrılık?...
Yürekteki yangını söndüremedin,
Yanan ateştin, kor ettin ayrılık…

Memdoğlu...

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Bir Bahar Gecesi!...


Gün çoktan bitmiş…
Bahar henüz tasvirlerini göstermeden,
Yağmur yağmaya başlamış…
Geceye, yine hüzün çökmüştü…

Yağmur dindiğinde!…
Körfezin durgun sularına,
Bulutların arkasından çıkan hilalin,
O eşsiz görüntüsü yansımıştı…

Deniz tefekkür halinde,
Rüzgâr, hasreti terennüm ediyordu…
Sazlıklar kıyama durmuş,
Kuşlar, O’nu anmakla meşguldüler…

Hilal ellerimi tutmamış…
Güneş dünyamı aydınlatmamış…
Körfez yalnızlığımı gidermemiş…
Ruhumun kışı sona ermemişti…

Memdoğlu…

11 Nisan 2019 Perşembe

Ruhun Baharı!...


Yeni güne, hüzünle “merhaba” diyor bulutlar…
Körfezin kesif kokusunda geziniyor sandallar.
Hatırladıkça gözlerini!..
Rıhtıma değil…
Kalbime vuruyor hırçın dalgalar.

Yine sel gibi…
Limandan sokaklara akıyor insanlar.
Gökyüzünde süzülürlerken, çığlık çığlığa martılar…
Sevilen yüreklere,
Vadilere kanat çırpıyor kuşlar…

O muhteşem görünümleriyle baharı müjdeliyor,
Çiçeğe dönüşmüş rengârenk tomurcuklar.
Ah görebilseydi keşke!..
Sevgilinin gülüşünden utanır,
Çaresiz kalırdı leylaklar.

Sahi ya!..
Ölüm de çiçek açar mı ki?..
Bedenin son baharı da olsa,
Ruhun!..
Sevgiliyle buluşmasıydı ilkbahar…

Memdoğlu…

1 Temmuz 2016 Cuma

Sen Gidince!...


Sevgili’nin yokluğu,
Hasretle işlenmiş, karanlık ve kör kuyu misali…
Güneşin batışı kadar kızıl, bir o kadar da yakıcı.

Eğer Rabbim kısmet eder de…
Bir sonraki bahara yetişirse kalbim.
Turnalardan uçmayı öğrenecek,
Diyar diyar değil…
Gönül meskenine doğru hızla yol alacaktı.
Ah ne çare ki bitap durumdayım.
Çünkü bedenim, kanatlarım, gönül evim…
Hatta mevsimler de yorgun…

Sabah akşamı, gece sabahı kovalıyor.
Takvimlerden her gün bir yaprak…
O yaprakla birlikte, sen de gidiyorsun.
Gidişini izleyen gözler yorgun,
“Gitme!” diye seslenecek dil yorgun,
Arkandan koşacak ayaklar yorgun,
Tenine dokunacak ruh yorgun
En acısı da!
Önümden akıp giden zaman yorgun…

Memdoğlu

27 Nisan 2016 Çarşamba

“Aşk”tan da Öte!...

Nasıl olur da bir bedeni saran,
Sarsan, yoran bir duygunun adı bu kadar kısa
Telaffuzu bu kadar kolay olabilir?
Onlarca kez feryat ettim.
Hawar, hawar, hawar diye…
Olmuyor.
Talep etmekle bedende yaşanılanlar uyuşmuyor…
Bir kelime bu kadar büyük bir kötülüğü yapamaz.
Bir kelime kesemez ayaklarını, yerden uçuramaz.
Ve dedim ki…
Bedende sana bu kadar acı veren, sızlatan,
Ölmekten beter ederken bile,
Bir o kadar da mutlu eden şey, sevgi olamaz…
Değiştireyim istedim adını, adı “sevda” olsun dedim.
Beden bu kadar acı çekerken, ruh harabe olup,
Ansızın diyar diyar göç ediyorsa…
Bunun adı “sevda” da olamaz.
“Aşk” diyelim istedik ama!
“Aşk” olsa, hem ruh, hem beden aynı yolda olur,
Akıl ve gönül, el ele verirdi.

Bu iki kelime her insanda aynı etkiyi yapsaydı,
Kimse bu kadar mutsuz olmazdı.
“Neydi bunun sırrı, neydi bunun esrarı?” derken,
Anladık ki yaşanılan her duygunun, her hücrenin
Bu kadar tepki vermesinin tek bir sebebi varmış.
Ne sevda, ne de aşk?
Ya yanlış insanlarda kalplerin değil, bedenin beğenisidir.
Ya da doğru insanda imkânsız olmaktır.
Sevdanın da aşkın da o insanın gönlüne yuva kurmasıdır.
Ruh ve bedende yaşananların dili olamazdı,
Bir kelimeye sığamazdı ki…
Ben Sen’i ne sevdim, ne de âşık oldum.
Bunun adı ne sevda, ne de aşk.
Ben, ben de Sen oldum…

Sen, ben de ömürlük…


            Memdoğlu...

13 Nisan 2016 Çarşamba

Mecnun Misali!...


“Dağları delsek ne fayda, okyanusları aşsak ne olacaktı ki?
Çünkü!
Ne dağın arkasında, ne de aşılacak okyanusun sonunda Leyla yok” dedi.
Ve Mecnun misali kalakaldı.
Öylece bakındı etrafına…
Kum fırtınası, yer ve gökyüzünü sarmış gibiydi.
Baktığı halde, 
Sadece kalbini alıp götürenden başkasını görmüyor, göremiyordu.
Oysaki ne fırtına vardı, ne de kum.
Güneş ise bir o kadar berrak ve parlaktı.
“Hani ruhla beden kardeştiler,
İkisi de bir arada hayat buluyorlardı?” diye düşündü…
Aradı ruhunu, onu esir alanı da
O kadar bitap ve yorgundu ki
Uzanıverdi toprak yığınına…

Uyandığında…
Binlerce yaprağın üzerini örttüğünü sanarak irkildi.
Ve uzun uzun bakındı gökyüzüne…
Bir söğüt ağacıydı.
Diğer ağaçların hepsi gökyüzüne el uzatırken,
Söğüt ağacı toprağa eğiliyor, eğiliyordu.
Bir süre düşündü ve bedenine baktı
O da topraktan uzaklaşamıyordu, yorgun ve bitkin.
Anladı ki söğüt ağacının da bir derdi vardı.
İlkbaharda yükü artıyor, arttıkça daha da eğiliyor,
Sonbaharda ise yapraklarını döküp, ayağa kalkıyordu.
O günden sonra hiç ayrılmadı gölgesinden.
Biliyordu ki onun da ruhu gidenin esiri olmuş
Ve bir daha dönmemişti.
“Tıpkı benim gibi, ikimizde yaralı, ikimiz de çaresiz” dedi.
Ve hiç ümidini yitirmeden, bekledi, bekledi, bekledi…
Ta ki söğüt ilkbaharda kuruyana,
Kendisi de sonbaharda toprak oluncaya dek…

Memdoğlu...

2 Şubat 2016 Salı

Araf’taki Buluşma!...

"Uğruna kendini feda edebilecek sevda mı?" dedi aşık!
Ve "Bunun ne dile gelir ne göze görünür
Ne de kelimelere dökülür yanı yok?
Çünkü nasıl bir tepki vereceğimi bilmiyorum?
Gözlerimden yaşlar süzülüyor.
Süzülürken, o kadar şaşkın akıyorlar ki
Nereye düşeceklerini bilmiyorlar?
Dizlerimin bağı birbirini tutmuyor, hissiz.
Kalbimi içinde barındıran sol yanım acı içinde.
Orası yeri değilmiş gibi şikâyet ediyor.

Akıl başımı okşuyor, fikir boşlukta geziniyor…
Hüzün, tepeden tırnağa hapsetmiş hem bedeni, hem de ruhu.
Galiba, biz kendimize yabancıyız bugün.
Kime, nasıl ve ne şekilde davranacağını bilmiyoruz." diye ekledi.

Sonra:

"Tek bedende bir sürü yabancı duygu; hiçbiri birbirini kabul etmiyor.
En baskını da 'iman ve akıl' çıkıyor.
Hepsini dizginlemeye çalışıyor.
Sesleniyorum!
'Siz! Size ait olmayana neden tutunuyorsunuz?
Tutunduğunuz yer azap çeksin mi istiyorsunuz!' deyince?
Hepsinden tek bir söz çıkıyor.
'Asla! O yüzdendir ki biz birbirimize sarılır, yaralarımızı tedavi ederiz' dedi,
Bedendeki yabancı duygular." 
"Anladım!" dedi derviş, 
"Anladım! 
Tarifi mümkün olmayan bir duygu bu" diyerek, teselli etmeye çalıştı.

Dile gelmişti bir kez, devam etti aşık...

"Ruhumuz mu? Lütfen ona dokunmayın!
kovulsa da 'tek yol çınar' diyor,
Sebep mi? 
Sevgili'nin hasreti hiç eksilmiyor,  aksine daha da çoğalıyor.
Ve hep öyle de kalacak.
Neye ihtiyaç duyduğumuz belli.
Gözleriniz ve bakışlarınızla dokunduğunuz
O geniş şefkatiniz ve yüreğiniz…
Yeter ki oradan da göndermeyin?
İşte o zaman biz, biz değil; yok oluruz.
Anlayacağınız, bu yürek Sevgili'ye muhtaç.
'Bu neydi' diye sormayın?
Perişan olmayasınız diye
Kendimizi kalkan ederek, akan suya ters yürüdüğümüz
Hem özlem…
Hem de vedamızdır" dedi.

Memdoğlu...

25 Ocak 2016 Pazartesi

Acı!...


Mektup yazmışsın…
İyi etmişsin.
Okurken her satırını,
“Sevdaya düştüm,
Aşk ‘acı’sı çekiyorum demiş
Ve ‘acı’yı anlatın?” diye de not düşmüşsün.

Acı kederdir, yalnızlıktır.
Geçmişin izi, geleceğin sözüdür.
Acı, dilsiz bir yakarış, anlatılamayan duadır.

Acı bilir acının halinden,
Acıyı çeken bilir, acı (sızı)sından.
Özcesi!...
Her ruhun vardır bir acısı.
“Aşk acısı çekiyorum” deyip, “aşk”a iftira etme.
Kavuşmadır, vuslattır aşk.
Eğer acı verseydi aşk!
O’nun beytinde dillenir miydi?
İstenir miydi?
Aşk, aşk!

Hâlâ da “acı’yı tarif etmiyorsun?” diyerek, sitem etmişsin.
İstesek de ‘acı’na merhem olamayız?
Acısız yaşamadık ki hiçbir anı.
İşte öyle…

Memdoğlu...