yâr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yâr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2022 Perşembe

Söyle Yâr!..


Yâr!..
Gör bak işte!..
Sarardı defterimin sayfaları,
Son-baharını yaşıyor.
Tükendi kalemim mürekkebi,
Ucundan şiir değil, özlemin damlıyor.

Söyle hadi!..
İsminin yanına hangi cümleyi  yazayım?
Hangi kelimeyi senin sevgine eş tutayım?
Senin adına hangi şiiri kurban edeyim?
Söyle lütfen!..
Seni yâd etmeyen mısraları...
Sayfalarında adına yer vermeyen kitapları
Darağacına mı asayım?

Söyle Yâr, söyle!..
Gölgene metfun kızıl güneşe,
Perçemine vurgun yele…
Ellerinde nazlı nazlı kokan
Gonca güle mi sitem edeyim?
Yoksa, yoksa!?.
Sana benim gibi bakmayan gözlere
Perde mi olayım?
Hadi söyle!...

Memdoğlu...

1 Temmuz 2020 Çarşamba

Hatırandı!...


Hatıralar, hatıralar…!
Nereye baksam, film şeridi gibi…
Yüzümdeki çizgilerde gizlenmiş,
Geçmişteki bugünü arıyor hatıralar…

Ne söğüt, ne gölgesi…
Ne de dallarına kurduğumuz salıncak…!
Yoktu yerinde?
Kapılarını açmış, misafir ediyordu gökyüzü…
O Salıncakta hatıraları…

Geçtiğin yollarda aradım hatıraları…
Kuşların ötüşü, suyun akışında…
Leylağın mavisi, papatyanın sarısında…
Gülümsedi, güneşe meftun solgun papatya.
“Senden öncekiler de aradı, bulan olmadı” dedi.

Güller boyun bükmüş, bülbül ağıtta.
Toprak yine şefkatini esirgememiş,
Bağrına basmış hüznümü.
Yârin kokusuna kuryelik ediyor rüzgâr.
Başını eğmiş, zikir halinde gelincikler…

Gözlerindi yâr, karanlık dünyama ışık olan…
Gölgendi, gölgeme gölgelik olan…
Gamzelerindi, yaralı yüreğime mezar kazan…
Özlemindi, yalnızlığıma hemhal olan…
Hatırandı yâr, yoluma menzil olan…

Memdoğlu…

1 Haziran 2020 Pazartesi

Ben Kimim!?.


İçi boş, kırık bir bardaktım
Lütfedip, nazar ettin sevgili.
Boynu bükük, kuru bir çiçektim.
Bir seher vakti…
Dokundun, yeşerttin sevgili.
Sürmeli gözlerinle beni benden alandın…
Yüreğimin dile geldiği pınarın kaynağı…
Gecemi aydınlatan
Gökteki kutup yıldızıydın.
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

“Neden?” diye sorma lütfen?
Akıl bir yerde, kalp bir yerde.
Baş bir yanda, gövde bir yanda,
İki parça bedenim.
Gül müyüm, diken mi?
Yaprak mıyım, toprak mı?
Doğacak günün şafağı…
Gecedeki dolunay mı?
Derunundaki kayıp hazine…
Saklı şehir kalıntısı mı?
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Hüküm giymiş,
Müebbet yemişim gözlerinden.
Kayboluşlarım sendedir…
Bulabildin mi parçacıklarımı?
Darağacındayım işte…
Asılı duruyor can çekişlerim.
Göçüyor dar-ı bekaya ruhum…
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Memdoğlu…


14 Şubat 2020 Cuma

Yürek Yangını!...


Dışarıda kar, üşüyor memleketim…
Şahit olsa betondan yıkık duvarlar,
Seni anlatacak dil suskun…
Gülse o çocuksu gözler…
Gök kubbeyi saracak yürek yorgun…
Hayale dursa beyaz kardelenler,
Tebessümünde hüznün, acının izleri saklı…


Rüzgârda saçları uçuşan çocuk!...
Ninniler ağıtlara açmış kucağını…
Bir bir koparıldı kirpiklerinde açan çiçekler
Damladı toprağa uçurtmadan hayaller…
Sessizdi ay ve gece, telaşlıydı yıldızlar.
Yürekte bir fırtına, sancılıydı ruh
Ayaklar altındaydı, yeşermedi masumiyet...

Yaşayamadı çocukluğunu…
Özlem duydu maziye!...
Özgürlüğe olan sevdası!...
Yâr’e olan hasreti miydi bilinmez!?...
Alev alev yanıyordu yüreği…
Odayı ısıtan yürek yangını!...
Isıtır mıydı dünyayı?...

Memdoğlu…

10 Eylül 2019 Salı

Yürek Yarası!...


Ateşten bir taş koydular yüreğimin üstüne…
Ağır olan taş değil, insanın vefasızlığıydı…

Çare olmadı merhem, bu yürek yarasına...
Kılıç yarası değil, dil yarasıydı kalpteki.

Erirdi taş dayanmazdı, nasıl dayansın yürek?
Gitti derdimin dermanı, bize elveda diyerek…


Sürdüler ruhumu, ıssız bir diyara.
Mektup yazdım o diyardan, ela gözlü narin yâre.

Boyun selvi, dillerin lâl senin yar!…
Sinemde yer ettin, yara açtın nazlı yar…

Bastıkça canıma tuz, acı verdi yaralar…
Ah ettikçe yakınlaştı, vuslata eren yollar…

Memdoğlu…


29 Ağustos 2019 Perşembe

1 Eylül!...


Hamdık…
Can diliyle, yâr eliyle yoğrulduk…
El eliyle, el diliyle…
Ayırdılar yârden, ayrı düştük…

Zemheri gecesi soğuğuna boyun bükmedik,
Yeşerdik…
Bahar aylarında bilmem kaç kez budandık,
Filizlendik…
Yazın en sıcak günlerine direndik,  
Kurumadık, toprağa kök saldık…

İhanet şebekelerinin tuzaklarına düşmedik,
Ayakta kaldık…
Hakk’a inandık, hakikatten ayrılmayıp,
Zalime boyun eğmedik…
Zulme ortak olmadık.
Güzelim ülkeye, ülkem insanına hizmet ettik…
Şükür bedel ödedik…!

Hazan mevsimi Sonbahar’da,
1 Eylül günü…!
“İnsan”(!) eliyle hazırlanan,
Odunu iftira ateşinden kör bir kuyuya itildik…
Yandık, yakıldık…
İsyan etmedik, imtihan dedik O’na sığındık…
Tabii ki Yusuf değildik ama Yusuf gibi masumduk.
Elhamdülillah!...

Memdoğlu…

23 Ağustos 2019 Cuma

Fanîyiz!...


Değdi gözleri gözlerime,
Bilemedim ayrılık var.
Kurudu gönül bahçem,
Yalnızlık ruhumu sarar…

Yorgun düştü bedenim,
Yâr hasretiyle eridim.
Aşksız dokunmaz kilim,
Aşığa her şey aşikâr...

Gurbet de kaldı o yâr,
Özlem, feryat, acı var.
Perde inmiş gözlere,
Dünya sevgiye düçar…

Rüzgârda sevgili kokusu,
Yüreği yüreğime sığar…
Ömür ki kısacık bir film,
Sonunda yolculuk var…

Yeryüzü sessiz duvar,
Gökyüzünde matem var
Sokakta bir telaş, koşuşturma,
Koca âlem “adem”e dar…

Dışarıda sonbaharın kokusu,
Kalbimde yine hüzün var...
Fanîdir insan-oğlu,
İki metrelik çukura sığar…

Memdoğlu…


14 Haziran 2019 Cuma

Ayrılık!...


Gönül-hanemiz şenlendi, şükürler olsun.
Büyüttük, kokladık, evlat ayrılık…
İbretle baktık biz bu dünyaya. 
Geldik, gördük, gidiyoruz ayrılık…

Bülbüller konardı gamzelerine…
Ansızın geldin, çattın ayrılık.
Yâr diye inledim, bekledim durdum.
Sundun acı şerbetini, içtim ayrılık…

Gözlerin âlem’deki pencereydi…
Kör ettin, kararttın, elem ayrılık…!
Sonu vuslat mı bilemedim?
Rüzgâr olup estin, kırdın ayrılık!

Mum gibi erirken hasretinle ben…
Pervanem oldun, döktün ayrılık.
Kalbimde yeşeren sevgi çiçeğimdin.
Sararttın ruhumu, kuruttun ayrılık…

Ölüm kavuşmaktı, belki de…
Derdime çare, olmadın ayrılık?...
Yürekteki yangını söndüremedin,
Yanan ateştin, kor ettin ayrılık…

Memdoğlu...

1 Nisan 2019 Pazartesi

Âşık!...


Seslenmez, ses veremez hakiki âşık.
Lâl’dir o.
Darda kalsa da zoru yoktur.
Görmez karanlığı, hep aydınlıktır kalbi,
Gündüzü ve gecesi.

Yarası, sadrına mektup yazdırır.
Hayat ile ölüm arasındaki yolculuğun,
Tek delili bilir dârül kabristanı.
Faniliğin sefasını değil,
Cefasını çeker âşık.

Terennümüdür…
Eşlik etse de ruh haline gözleri,
Derûnundaki "acı"lara, tercümanlık eder gözyaşları...
Keşfe kâfidir kalbindeki sırları âşığın,
O mahmur, sessiz ve mahzun bakışları…

“Yâr!” derken, incinmez incitenden…
Tefekkür ile tevekkül edip,
Sığınır Rahmeti Rahman’a.
Açmaz sırrını, mahremin derin sükûtunu…
Ölse de…!
O hâl üzere yaşar âşık...

Memdoğlu…

9 Ocak 2019 Çarşamba

Dildare(m)!...


Adını duyduğum an, boğazım düğüm düğüm olur,
Nutkum tutulur…
Gönül mahpushanesinde,
Kalbim ilmek ilmek seni işler durur Dildâre(m)!
Gecenin ayazı üşütse de bedenimi,
Güzel gülüşünün meftunudur gözlerim,
Sıcacık…
Şehrin kötülüklerini örten sis bile
Gözlerimdeki gözlerini kapat(a)madı Dildâre(m)!…

Mumun vazifesidir, pervaneye aşkından yanması…
Görünce o cemalî, söyler misin?...
Ben nasıl yanayım ta yürekten Dildâre(m)!?
Çaresizim, bilmem kime sitem edeyim?...
Açtın yüreğimde derin bir yara.
Derdime çare, sabra katık ümit ve dua…
Dermanı için götürsün beni  o Yâr’a Dildâre(m)!?

Karayel misin ki esip, kırdın dal ve budaklarımı?
Tufan olup geçtin ömrümden…
Yağmur çiseledin, ıslattın tüm rüyalarımı.

Ah Dildare(m)!...
İlkbahar’da açan tüm çiçekleri…
Bahçendeki boynu bükük kırmızı gülleri,
Sabırla diktiğimiz kızıl lâle ve karanfilleri…
Boğaz’ın mor mu mor erguvanları…
Ülkemin en güzel çiçeklerini toplayabilirsin.
Oysa kalbimin kırıkları hâlâ yerde,
Seni bekliyor.

Söyler misin!?....
Paramparça olanı, cam kırıkları mı sandın?
Dokunma yüreğime!...
Yüreğine batar da yüreğin kanar Dildâre(m)!?...

Memdoğlu...

15 Ekim 2018 Pazartesi

Sürgün Yedim Dün Gece!...


Sürgün yedim dün gece…
Önce düşüncelerim, sonra haykırışlarım
Kırık kalemimden yırtık kâğıda süzülen umutlarımla birlikte…
Yâr’e ulaşmaya çalışan hayallerim de sürgün yedi…

Soğuğun içimi titrettiği ıssız ve karanlık saatlerde
Şehrin cadde ve sokaklarını aydınlatan…
Ay da yıldızlar da sürgün yedi dün gece.

Dalgakıranları yorgun, gemileri firarda,
Kuğu ve kazların uğramayıp,
Martıların uçmadığı limanlar da sürgün yedi dün gece

Okyanusa vurgun deniz fenerine inat,
Gece ayaza bürünürken gökyüzünü aydınlatan
Şimşekler de sürgün yedi

Direkleri sevgiden kurulu gönül köprüsü üzerinden yürüyüp,
Yeşile kuşanmış derin vadilere kanat çırptığım,
O masum rüyalarım da sürgün yedi dün gece…

Memdoğlu…

3 Eylül 2018 Pazartesi

Vuslata Umudumuz Var!...


Dün gece,
Yâr’in yakınına düşerim diyerek…
Ay ışığında kayan yıldızlara tutundum.
Fakat…!
Yorgun düşen yıldızlar,
Bizi Yâr’e ulaştır(a)madılar…

Sabahın ilk ışıkları
Ve rüzgârın da eşlik ettiği kuşlar ile birlikte,
Süzüldüm gökyüzünden,
Yâr’in bulunduğu şehrin sokaklarına…
Sokaklar ıssızdı ama her yer Yâr kokuyordu…
Tabelalarda hep onun ismi yazılıydı.
Kokusu ve ismi var, ne yazık ki Yâr yoktu.

Hazan mevsimi gelip, Yâr göç ettiğinde,
Şehri bir hüzün kapladı.
Sadece söğüt dallarının değil,
İçerisinde gökkuşağının renklerini barındıran laleler,
Renk renk menekşeler, mis kokulu fesleğenler,
Karanfiller, hatta!…
Onu gören güllerin de boynu bükük kaldı…

Uzaklaştıkça Yâr, vuslata umudumuz var…
Ey Yâr!...
Bil ki hasretin ruhumu yakar…
Öyle bir ateş ki bu,
Yandığım ateşi de yakar,
Yanar, yanar; tâ mahşere kadar…

Memdoğlu…

1 Haziran 2018 Cuma

Dilrûba!...


Ne gecenin derin sessizliğinde,
Ne gündüzün kalabalık sokaklarında!..
Ne de denizlerin çekildiği kimsesiz sahillerde arama hüznünü?
Çünkü hüznün hep benimle,
Yüreğimdeki saklı evde Dilrûba!...


Taşlarda hayat bulduk ya!...
Sen lâl, ben kehribar…
Lâl sabrın olurken, kehribar şükrüm oldu…
Çaresizlik mi?
İki taşın ortak haykırışıydı Dilrûba!…

Gönül, “Yâr!” diyerek inler ah û zar ile
Dil lâl olup sükût eder, sabr-ı sebat ile…
Yakamoz misali parlarken gözlerin karanlıkta…
Bir nazar-ı takdirin,
Kalbimi mecruh, ruhumu esir etti Dilrûba!...

Özlemin bu cana ateşler saçarken,
Sensiz ama seninle konuştum dün gece…
O selvi boyunu, o mah yüzünü…
Uzaklarda ararken yaşlı gözlerim,
Hayalimden bir an gitmez oldu Dilrûba!...

Memdoğlu…

12 Ekim 2016 Çarşamba

Biz Sen'i Severken, Hiç Ümitsizliğe Düşmedik ki?


“İzliyor musun beni?” dedi gökyüzü.
“Değişiyorum ve mevsiminden önce
Üşütüyorum ellerini.”
Rüzgâr sordu?
“Bırakır mısın kendini bana?
İstediğin yere eseyim ya kokusunu getireyim,
Ya da koku bırakayım Sevgili’nin koynuna.”


Yağmur damlası atıldı hemen:
“Ben dokunurum yanaklarına.
Sever gibi süzülürüm gönlüne.
Bilirsin ki senindir akan damlalar.
Bilirsin ki tarifsiz kokunun elçisi sarıyor seni.”

Bu kez, bir sitem ile şimşek girdi araya:
“İşte!” dedi.
Kalbinde bıraktığın acının tarifi ben’im.
Yandığından daha fazla yakar dökerim.
Ama sen öyle yanmışsın ki?
İkinci bir ateş ne yanar ne de küle döner.” dedi.

Ve mevsimler yılları kovalarken…
Gökyüzü renkten renge bürünüp
Yeryüzü hepsine muhtaçken
Güneş gösteriyordu yüzünü.
Umut kıvılcımı ve aydınlığını serdi
Hem yere, hem de gökyüzüne.

Sonra eğildi, Sevgili’nin koynuna.
“Anlat içini, dök gözyaşlarını” dedi.
“Aç göğsünü, aç ki merhem olayım.
Küle dönen yüreğini güle,
Alev alev yanan kalbini suya çevireyim” dedi,
Ve çöktü sevgilinin yüreğinin orta yerine.

“Anlat!” dedi bir kez daha.
Sevgili’nin yüreği başladı anlatmaya:
“Benim derdim ne “ben”liğim ne de “yok”luğum,
Benim derdim dikenli yolum, derdim Âşk” dedi.

“Dur” dedi güneş, “Dur! Sabret...
Ben bile elle tutulamazken
Sıcaklığımla gönlünü ısıtmadım mı?”

Gökyüzü, biraz kırgın başladı.
“Ruhun temizlensin diye,
Masmavi tenimden su damlacıkları akıtmadım mı?
Gerektiğinde üstüne gölge olmadım mı?”

Şimşek hiddetle: “Ben de buradayım.
O gür sesimle,
Gönlünü ıslatan yağmurlara eşlik etmedim mi?”

Bu kez yeryüzü söz aldı.
“Renklerimi, nimetlerimi ayaklarına sermedim mi?
Ayrılık vakti gelip dar-ı bekaya göç ettiğinde
Bir anne şefkatiyle seni bağrıma basmadım mı?”

Ve uzaklardan…
Sis bulutlarının arkasından bir nida yükseldi.
“Ey Yâr!
Biz Sen’i severken hiç ümitsizliğe düşmedik ki?”

Memdoğlu...