gönül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gönül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2019 Cuma

Ayrılık!...


Gönül-hanemiz şenlendi, şükürler olsun.
Büyüttük, kokladık, evlat ayrılık…
İbretle baktık biz bu dünyaya. 
Geldik, gördük, gidiyoruz ayrılık…

Bülbüller konardı gamzelerine…
Ansızın geldin, çattın ayrılık.
Yâr diye inledim, bekledim durdum.
Sundun acı şerbetini, içtim ayrılık…

Gözlerin âlem’deki pencereydi…
Kör ettin, kararttın, elem ayrılık…!
Sonu vuslat mı bilemedim?
Rüzgâr olup estin, kırdın ayrılık!

Mum gibi erirken hasretinle ben…
Pervanem oldun, döktün ayrılık.
Kalbimde yeşeren sevgi çiçeğimdin.
Sararttın ruhumu, kuruttun ayrılık…

Ölüm kavuşmaktı, belki de…
Derdime çare, olmadın ayrılık?...
Yürekteki yangını söndüremedin,
Yanan ateştin, kor ettin ayrılık…

Memdoğlu...

9 Ocak 2019 Çarşamba

Dildare(m)!...


Adını duyduğum an, boğazım düğüm düğüm olur,
Nutkum tutulur…
Gönül mahpushanesinde,
Kalbim ilmek ilmek seni işler durur Dildâre(m)!
Gecenin ayazı üşütse de bedenimi,
Güzel gülüşünün meftunudur gözlerim,
Sıcacık…
Şehrin kötülüklerini örten sis bile
Gözlerimdeki gözlerini kapat(a)madı Dildâre(m)!…

Mumun vazifesidir, pervaneye aşkından yanması…
Görünce o cemalî, söyler misin?...
Ben nasıl yanayım ta yürekten Dildâre(m)!?
Çaresizim, bilmem kime sitem edeyim?...
Açtın yüreğimde derin bir yara.
Derdime çare, sabra katık ümit ve dua…
Dermanı için götürsün beni  o Yâr’a Dildâre(m)!?

Karayel misin ki esip, kırdın dal ve budaklarımı?
Tufan olup geçtin ömrümden…
Yağmur çiseledin, ıslattın tüm rüyalarımı.

Ah Dildare(m)!...
İlkbahar’da açan tüm çiçekleri…
Bahçendeki boynu bükük kırmızı gülleri,
Sabırla diktiğimiz kızıl lâle ve karanfilleri…
Boğaz’ın mor mu mor erguvanları…
Ülkemin en güzel çiçeklerini toplayabilirsin.
Oysa kalbimin kırıkları hâlâ yerde,
Seni bekliyor.

Söyler misin!?....
Paramparça olanı, cam kırıkları mı sandın?
Dokunma yüreğime!...
Yüreğine batar da yüreğin kanar Dildâre(m)!?...

Memdoğlu...

1 Haziran 2018 Cuma

Dilrûba!...


Ne gecenin derin sessizliğinde,
Ne gündüzün kalabalık sokaklarında!..
Ne de denizlerin çekildiği kimsesiz sahillerde arama hüznünü?
Çünkü hüznün hep benimle,
Yüreğimdeki saklı evde Dilrûba!...


Taşlarda hayat bulduk ya!...
Sen lâl, ben kehribar…
Lâl sabrın olurken, kehribar şükrüm oldu…
Çaresizlik mi?
İki taşın ortak haykırışıydı Dilrûba!…

Gönül, “Yâr!” diyerek inler ah û zar ile
Dil lâl olup sükût eder, sabr-ı sebat ile…
Yakamoz misali parlarken gözlerin karanlıkta…
Bir nazar-ı takdirin,
Kalbimi mecruh, ruhumu esir etti Dilrûba!...

Özlemin bu cana ateşler saçarken,
Sensiz ama seninle konuştum dün gece…
O selvi boyunu, o mah yüzünü…
Uzaklarda ararken yaşlı gözlerim,
Hayalimden bir an gitmez oldu Dilrûba!...

Memdoğlu…

6 Nisan 2018 Cuma

Ey Lâl!...


Taşın “lâl” hali derler sana!…
Derler, evet…
Çünkü taşların sultanısın.
Rengin kan kırmızısı,
Derdime eşlik eden, yâranımsın…

Ey Lâl!...
Bir gönüle “sultan” olmak için,
“Lâl” mi olmak gerek?
Ya da; “lal” olmak için,
Bir gönüle “sultan” mı?
İsmin taş lakin yüreğin lal…
Fıtratın taş ama sıfatın lâl…
Hadi! Susma konuş!...
Sen değil, kalbi “taş” olanlar utansın…

Ey Lâl!...
Yar’dan bana kalansın…
Tenime değip, yüreğime dokunan…
Sırdaşım, gönüldaşımsın…
Her taneni ayrı, ayrı sevip anlamlandırdığım…
Özlemimi giderensin.
Radyoda, “Ömrümüzün son demi,
Son baharıdır artık” şarkısını dinlerken hüzünlenip,
Döktüğüm gözyaşımsın…

Ey Lâl!...
Benimlesin ve hep benimle kal!...
“Olur da bir gün seni yitirirsem!...
Canım acıyacak, yüreğim yanacak” diyordum ki…
Ansızın, kaybolup gittin…
Bir daha dönmemek üzere gitmiş olsan da!
Kalbimin içindesin…
Çünkü?...
Sen benim lâl’im, hâl’im…
Ve ahh-valimsin…

Memdoğlu…

19 Haziran 2016 Pazar

Samanyolu Yıldızı Gibisin!…


Çıktığında,
Işığına ışık katarak aydınlık saçıyor,
Baktığında,
Karanlığını üstüme örterek görünmezliğe bürünüyor,
Gündüzleri ise
Peşimi bırakmayan gölgem gibi oluyorsun.

Peki ya gece?
Gece olunca beni hatırlamayan,
Çıkışının sebebini aydınlığına bağlayan,
Ve bulutların arkasına gizlenen ayın
Yeryüzünü aydınlattığın kadar…
Yüzümü ve yüreğimi aydınlatıyorsun.
Ömrün güneş doğana kadarmış…
Onun ne ısısına, ne de ışığına dayanabiliyor,
“Yarın akşam tekrar doğacağım” der gibi,
Kendi aydınlığını toplayarak
Yüzümden ve yüreğimden ışığını alıp gidiyorsun.

Gidiyorsun diye,
Artık ne gökteki yıldızları, ne gece doğan ayı,
Ne de gölgemi sever oldum.
Kuyruğun ne kadar da uzun ve göz alıcı…
Sen gökte süzülürken,
Bir ucundan tutunayım istiyorum.
Ay şeklini almış cismine ram olayım,
Seninle birlikte yeryüzünü izleyeyim diyorum.
O gece doğmuyor,
Yüzümü de yüreğimi de karanlıkta bırakıyorsun.

Ey samanyolu!
Ya yüksel saç ışıklarını, yıldızlarınla taç ol başıma.
Ya da!
O heybetinle yükselme gökyüzüne, gösterme yol âşıklara.

Memdoğlu...

13 Mayıs 2016 Cuma

Ah Gönül!...

Sevdik, güldük, üzüldük, ağladık…
Ve tek suçlu gönül dedik.
Tebessüm ederken bile
“Biz değil, suçlu gönül” dedik.
Ne kadar kolaydı suçlamak, değil mi?
Ne görürse o sızardı hâlbuki.
Uçan kuştan esen yele,
Gül dalında öten bülbüle,
Radyoda çalan türküye bile gönül dedik.
Yolların çıkmazına, gözlerin damlasına,
Buluttan düşen yağmura,
Gülün her rengine Sevgili’yi kondurup,
Bir de bahane ekledik, gönül dedik...

Dağa, dereye; ovaya, yaylaya…  
Kundaktaki bebeğe de gönül dedik.
Ferhat ile Şirin’e, Aslı ile Kerem’e,
Yetmiyormuş gibi,
Sevgili’ye düşene de gönül dedik.
Ne suçluymuş bu gönül?
Ne görür, ne duyar,
Ne konuşur, ne de koşar.
Her şeyden habersizdir oysa.
Adına tükenmeyen şarkılar,
Dinmeyen acılar yetmezmiş gibi
Anlayamayana “taş kalpli yar” dediler.
Oysa biz, ona da gönül dedik Efendim!..

O mu istedi bunca hüznü,
Bunca hezeyanı?
“Yar” denildiğinde sızlayana,
Bir o kadar yanana da gönül dedik.
Kime, neye ne söyleyelim?
Atsan alan olmaz,
Suçlu gönül desek, kimse inanmaz.
Düşündük, düşündük, düşündük…
“Bu nasıl bir iştir gönül?” dedik.
Sonra bir kez daha düşündük.
Bu kez de “tek suçlu gönül mü?
Yoksa gönlü yeşerten
Sen mi?” dedik Efendim?...

Memdoğlu

19 Mart 2016 Cumartesi

Yalnızım…


Gönül ne makam istedi, ne de mevki.
Ne miskinlik, ne de şatafat,
Bakışlarında bir ışık, yüreğinde bir masal
Sadece Seni, sadece Seni…

Yine, yalnızım!
Turnalar gibi göçecek ne yerim, ne de yurdum var.
Bırak, bakmasın gözlerin gözlerime.
Yorgunum, sarmala şu sana meftun ruhumu
Ellerim ol, kollarım ol, cananım ol…


Hep yapayalnızım!
Bir rüzgârın esintisiyle yıkılmaktan korkuyorum.
Gölgem ol da gölgene tutunayım.
Tut elimden ki
Sen olmayan yalnızlıktan kurtulayım.

İstemem gülün çeşitlerini,
Kalbime ektiğin güllerinle yetinirim.
İstemen bu canda bir başka sıcaklık,
Üşüdükçe miras kalan sevginle ısınırım.
Yaralı gönlüme uzat ellerini,
Bir daha yalnız ve kimsesiz bırakma sevgilim.

Memdoğlu...

24 Ocak 2016 Pazar

Azizim!...



O bakışlar ki!...
Zemheri şafağında okunan ezanların,
Âleme dokunuşu gibi,
Ruhumuza dokunuyor Azizim...

O kirpikler ki!...
Yayından fırlayan ok gibi,
O ıssız limanı süsleyen,
Açmaya amade gül goncasına hasret bülbülü yaralıyor…

Ve hilâl gibi kıvrılan o kaşlar!...
Sadece ruhumu değil,
Yaralı yüreğimden kırık kalemime damlayan
Kelimeleri de esir alıyor Azizim...

O gözler ki!...
Gönül gülşenine sevgiden köprüler kurup...
Bakışlarında hüzün çiçeklerini barındıran,
Issız limanın adıdır Azizim...

Memdoğlu...

13 Ocak 2015 Salı

Dost ve Dostluk


Anlatımı zor olsa da
Yalnızlığımızın tesellisidir…
Dört harften oluşmasına rağmen,
Aşk gibi,
O da bir heceden müteşekkildir.
Destanlara, hikâyelere, şiirlere, türkülere,
Şarkılara, ağıtlara konu olmuştur çoğu zaman.
Ekmek kadar zaruri,  su kadar azizdir o
Kimden mi bahsediyorum?
Varlığı mutluluk, yokluğu hüzün veren “can”dır dost.
Yani “dost”
Ne kırgınlık, ne de küskünlük,
Yeşermez dostun yüreğinde, dostluğun bahçesinde…

Dostluk,
“Dost” ile inşa edilen sevgi kulesinin adıdır.
O halde!
Dostluk, ahde vefa demektir…
Dostluk, dosta köprü olmaktır...
Dostluk, Dost’a yakin olmaktır…
Dost’un kalbine düştün mü?
Bak o zaman mesafeler nasılda kısalıyor.
Dost o kişidir ki.
Uykuda olduğun anlarda bile,
Uyumayıp, senin için dua edendir.
Öyle bir gönüle düş ki
Sana hep dostu hatırlatsın.
Öyle bir gönüle düş ki
İsmini Sevgili’ye sevdirsin.
Öyle bir gönüle düş ki
Seni hatırladığında kalbine huzur,
Gönlüne ferahlık gelsin.

Memdoğlu…