ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2021 Salı

Vuslat Türküsü!..


Bakınca!
Gülüyordu gözleri.
Dokundu yüreğime,
Gözlerime gülen gözleri.
Sırrı müphemdi sanki.
Anka Kuşu gibi ateş saçan gözleri.
Süzüldü Kaf Dağı’ndan,
Kondu içimdeki giz dağına.
Hangi beşer dayanırdı ki
O bakışın narına?..

Ey benim gönül çalanım!
Gör işte, bak!..
Karardı düşlerim,
Tükendi haykırışlarım.
Dikenli yollarda,
Gölgesiz kaldı hüzünlerim.
Sensizliğin sessizliğinde,
Geceyi aydınlatan yıldızlara sığındım.
Adın anıldığında,
Dile geldi lâl olmuş yüreğim.
Vuslat türküsü diye,
Yine seni söyledim,
Yine seni diledim…

Memdoğlu…

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Ateş ve Gül!..

Seni sevdiğimi fısıldadım kırmızı güle.

Belki koklarsın diye, değmek için tenine…

“Bilir misin, aşk da ateşe benzermiş.

Söndürmek için üflemeyegör!

Yüreğinde beslendikçe alevlenirmiş…

Yüzümdeki bu kırmızılık,

İçimdeki ateşin kızıllığıdır.

Yanarken yakamamanın sancısı,

Gülü dile getiren sevdanın acısıdır.

Dokunma, yanarsın!” dedi gül.

 

“Sinemi alt üst eden zelzele,

İçimdeki çırpınışların çarpıntısıdır…

Müebbete mahkûm etmiş sevdiğimden,

Meryem’deki İsa gibi kalmışlığımdır.

Sökülürken sevdam ilmek ilmek tenimden!

Sevgilideki yumak içinde kördüğüm oluşumdur.

Bak, evet; bak yüzümdeki kırmızılığa!..

Uyumadan yâre bakıp bakıp dalmışlığımdır.

Yola revan olmadan küllerimi savurup,

Menzile varmışlığımdır.” dedi gül.

Ateş ve gül…


Memdoğlu…


25 Şubat 2020 Salı

Ceylan Gözlüm!...

Vakit gece yarısı…
Yine uyku tutmuyor.
Yaram kanıyor, kalbim çırpınıyor.
Yürek ateşlerde…!
Sıtmaya tutulmuş gibi bedenim.
Kırıldı kolum kanadım, düştü iki yanıma…
Devam ediyor yalnızlığım…

Sesleniyorum sana!...
Ama sen yoksun.
Sadece senin hayalim ceylan gözlüm!...
Senin hayalin.
Bunca acı ve keder içinde,
Hayalin akıp gidiyor gözlerimin önünden…
Az da olsa serinliyor yüreğim…  

Hatırlıyor musun ceylan gözlüm!?...
Ayrı geçmezdi hiçbir günümüz.
Oğlak ve kuzularımızı birlikte otlatır,
Erik ağacının gölgesinde yerdik yemeğimizi…
O erik ağacı da yok artık….
Orası da kurumuş, yapayalnız kalmış.
Bir tek!...
Senin hayalim ceylan gözlüm!…
Senin hayalin…

Memdoğlu…

30 Ocak 2020 Perşembe

Yine Yaktın!...



            Renk değiştirmişti gece, karanlıktan da öte…
Sokaklar sessiz, dilimde nadide bir beste
Ellerim kimsesiz, ruhum çelikten kafeste
Yaktın bir daha,  bu kez aheste aheste…

Yine yaktın, bu kez ateş ile değil…
Yaksaydın kor ateş ile belki olurdum kül…
Kalbinin soğukluğundandı yanışım.
Kül olamadı, yandı; buza kesti bu gönül...


Yüreğindeki tipiyi, boranı, kışı, bilirim…
Ansızın bırakıp gittiğin gün yaşadım.
Âlemin can bulduğu baharı mı?
İşte onu bilmiyorum, hiç yaşamadım?...


Memdoğlu…

13 Ocak 2020 Pazartesi

Süreyya Yıldızı!...


Görünce o fidan boyu,
Kıskanırdı yâri köknar çamları…!
Rüzgâr estiğinde kokmaz,
Utanırdı yaylanın yaban gülleri.

Zülüfleri, uzamış tay yelesi.
Gözleri, amber balı…
Deniz gibi hırçın…
Su kadar duruydu yüreği…

Bahtım olan gönlümde  
Öyle bir yer edindi ki!?
Süreyya yıldızı olup,
Aydınlattı dünyamı.

Sevgili oldu, hasret oldu,
Yâr oldu, yaren oldu…
Ateş olup yaktı!...
Vuslata erdirdi ruhumu.

Ateş mi âşk olur!?...
Yoksa âşk mı ateş!?…
“İşte öyle!” deyip,
Bildirdik arzu halimizi.
Hakikat mi?
“Âşk” bize ateş oldu!?…

Memdoğlu…

30 Ekim 2019 Çarşamba

Gözlerin Gizi!...


Bakınca!..
Çok şey anlattı gözleri…
Onlar konuştu, biz dinledik…

“Öyle bir çizgi ki!” diyerek başladı söze…
“Kıldan ince, kılıçtan keskin
Ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirsin…
Sabır ile yoğrulur, bekler durursun…

Öyle bir ateş ki!…
Şem’in pervaneyi yaktığı gibi yakar benliğini…
Ne anlatılabilir, ne de yazılabilir…
Sadece yaşayan ve yanan bilir…

Öyle bir hasret ki!...
Gamımdan vakitsiz açtı güller…
İçimdeki esrarı okuyamadı bülbüller

Sevgili!...
Ya gül gibi aç gönlünü...
Kokunla sermest olup, vuslata ereyim…
Ya da ateş gibi kor et yüreğini…
Özleminden eriyip, küle döneyim!?” dedi…
O kestane rengi gözlerden süzülen,
İki damla yaş ile sözü bitirdi.

Memdoğlu…

10 Eylül 2019 Salı

Yürek Yarası!...


Ateşten bir taş koydular yüreğimin üstüne…
Ağır olan taş değil, insanın vefasızlığıydı…

Çare olmadı merhem, bu yürek yarasına...
Kılıç yarası değil, dil yarasıydı kalpteki.

Erirdi taş dayanmazdı, nasıl dayansın yürek?
Gitti derdimin dermanı, bize elveda diyerek…


Sürdüler ruhumu, ıssız bir diyara.
Mektup yazdım o diyardan, ela gözlü narin yâre.

Boyun selvi, dillerin lâl senin yar!…
Sinemde yer ettin, yara açtın nazlı yar…

Bastıkça canıma tuz, acı verdi yaralar…
Ah ettikçe yakınlaştı, vuslata eren yollar…

Memdoğlu…


14 Haziran 2019 Cuma

Ayrılık!...


Gönül-hanemiz şenlendi, şükürler olsun.
Büyüttük, kokladık, evlat ayrılık…
İbretle baktık biz bu dünyaya. 
Geldik, gördük, gidiyoruz ayrılık…

Bülbüller konardı gamzelerine…
Ansızın geldin, çattın ayrılık.
Yâr diye inledim, bekledim durdum.
Sundun acı şerbetini, içtim ayrılık…

Gözlerin âlem’deki pencereydi…
Kör ettin, kararttın, elem ayrılık…!
Sonu vuslat mı bilemedim?
Rüzgâr olup estin, kırdın ayrılık!

Mum gibi erirken hasretinle ben…
Pervanem oldun, döktün ayrılık.
Kalbimde yeşeren sevgi çiçeğimdin.
Sararttın ruhumu, kuruttun ayrılık…

Ölüm kavuşmaktı, belki de…
Derdime çare, olmadın ayrılık?...
Yürekteki yangını söndüremedin,
Yanan ateştin, kor ettin ayrılık…

Memdoğlu...

4 Şubat 2019 Pazartesi

Firkat Ateşi!...

O derûnî bakışların kalbimi kalbine tutsak edeli,
Kalbin bîmarhanem oldu!...
Hasretin, firkat ateşi gibi yakarken yüreğimi...
Yokluğun, viraneye çevirdi ruhumu…

Geçtiğin yollarda adım adım seni arıyor,
Zihnimdeki hayalinle avunuyorum.
Acı verse, kanatsa da yüreğimi kızıl dikenler,
Sevginle gül gibi açıyor kalbimde.

Yine rüzgâr bozuyor anın sessizliğini.
Gecede dolunay, kalbimde sen...
Dolunay gökyüzündeki gemi, yıldızlar tayfaları
Gece seyrinde gözlerini arıyor nemli gözlerim.

İçimde kopan fırtına, ruhumu parçalarken,
Karanlığı aydınlatan yıldızlar eşliğinde
Seni arıyor, seni anıyor,
Seni bekliyor bu yaralı yüreğim…


Memdoğlu…


3 Eylül 2018 Pazartesi

Vuslata Umudumuz Var!...


Dün gece,
Yâr’in yakınına düşerim diyerek…
Ay ışığında kayan yıldızlara tutundum.
Fakat…!
Yorgun düşen yıldızlar,
Bizi Yâr’e ulaştır(a)madılar…

Sabahın ilk ışıkları
Ve rüzgârın da eşlik ettiği kuşlar ile birlikte,
Süzüldüm gökyüzünden,
Yâr’in bulunduğu şehrin sokaklarına…
Sokaklar ıssızdı ama her yer Yâr kokuyordu…
Tabelalarda hep onun ismi yazılıydı.
Kokusu ve ismi var, ne yazık ki Yâr yoktu.

Hazan mevsimi gelip, Yâr göç ettiğinde,
Şehri bir hüzün kapladı.
Sadece söğüt dallarının değil,
İçerisinde gökkuşağının renklerini barındıran laleler,
Renk renk menekşeler, mis kokulu fesleğenler,
Karanfiller, hatta!…
Onu gören güllerin de boynu bükük kaldı…

Uzaklaştıkça Yâr, vuslata umudumuz var…
Ey Yâr!...
Bil ki hasretin ruhumu yakar…
Öyle bir ateş ki bu,
Yandığım ateşi de yakar,
Yanar, yanar; tâ mahşere kadar…

Memdoğlu…

13 Aralık 2017 Çarşamba

Yetmedi mi?!...

Ey benim derd-i derunum!...
Bilmez miydi, bilirdi de?!...
“Kim bilir?” dedi o gülzâr-ı lâl!…
O derunî bakışlar, o sükutlar arkası!...
Ahh û feryad-ü fîzar!...
Yetmedi mi?!...

Ey benim gül-i efruzum…!
Lâl olmuş yüreğe hayat veren,
Lâl olan yürekte, “lâl-ü ebkem” olan kalptir…
Sevda “sessizlik”ti belki,
Ömür; “lâl” olan o yürekti…

Ey benim gül-i ruhsarım?!...
“Kalem kimi yazar!?” dersin?!…
Kalem sözü yazar, gülü yazar, gönlü yazar.
Yazar, yazar, yazar…!
Hele bir de o “sev”dası var ya!...
İşte! En güzel de onu yazar…

Ey benim ârâm-ı dilim
Bir yanın mavi, bir yanın kızıl…
Bir yanın cenup, bir yanın şimal…
Kâh, deniz gibi kabarıp coştun…
Kâh, bad-ı hazan olup, hüznüme hüzün kattın…
Yetmedi mi?!...

Ey benim derd-i derunum!...
Sinen de sakladıkların yetmedi mi?...
“Ruh-i revan”ım deyip,…
Giydirdin ateşten gömleği!...
Ne kor edip erittin, ne su olup söndürdün?!...
Yetmedi mi?!...


M. Memdoğlu…

12 Ekim 2016 Çarşamba

Biz Sen'i Severken, Hiç Ümitsizliğe Düşmedik ki?


“İzliyor musun beni?” dedi gökyüzü.
“Değişiyorum ve mevsiminden önce
Üşütüyorum ellerini.”
Rüzgâr sordu?
“Bırakır mısın kendini bana?
İstediğin yere eseyim ya kokusunu getireyim,
Ya da koku bırakayım Sevgili’nin koynuna.”


Yağmur damlası atıldı hemen:
“Ben dokunurum yanaklarına.
Sever gibi süzülürüm gönlüne.
Bilirsin ki senindir akan damlalar.
Bilirsin ki tarifsiz kokunun elçisi sarıyor seni.”

Bu kez, bir sitem ile şimşek girdi araya:
“İşte!” dedi.
Kalbinde bıraktığın acının tarifi ben’im.
Yandığından daha fazla yakar dökerim.
Ama sen öyle yanmışsın ki?
İkinci bir ateş ne yanar ne de küle döner.” dedi.

Ve mevsimler yılları kovalarken…
Gökyüzü renkten renge bürünüp
Yeryüzü hepsine muhtaçken
Güneş gösteriyordu yüzünü.
Umut kıvılcımı ve aydınlığını serdi
Hem yere, hem de gökyüzüne.

Sonra eğildi, Sevgili’nin koynuna.
“Anlat içini, dök gözyaşlarını” dedi.
“Aç göğsünü, aç ki merhem olayım.
Küle dönen yüreğini güle,
Alev alev yanan kalbini suya çevireyim” dedi,
Ve çöktü sevgilinin yüreğinin orta yerine.

“Anlat!” dedi bir kez daha.
Sevgili’nin yüreği başladı anlatmaya:
“Benim derdim ne “ben”liğim ne de “yok”luğum,
Benim derdim dikenli yolum, derdim Âşk” dedi.

“Dur” dedi güneş, “Dur! Sabret...
Ben bile elle tutulamazken
Sıcaklığımla gönlünü ısıtmadım mı?”

Gökyüzü, biraz kırgın başladı.
“Ruhun temizlensin diye,
Masmavi tenimden su damlacıkları akıtmadım mı?
Gerektiğinde üstüne gölge olmadım mı?”

Şimşek hiddetle: “Ben de buradayım.
O gür sesimle,
Gönlünü ıslatan yağmurlara eşlik etmedim mi?”

Bu kez yeryüzü söz aldı.
“Renklerimi, nimetlerimi ayaklarına sermedim mi?
Ayrılık vakti gelip dar-ı bekaya göç ettiğinde
Bir anne şefkatiyle seni bağrıma basmadım mı?”

Ve uzaklardan…
Sis bulutlarının arkasından bir nida yükseldi.
“Ey Yâr!
Biz Sen’i severken hiç ümitsizliğe düşmedik ki?”

Memdoğlu...

25 Şubat 2016 Perşembe

Ey Can!...


Senin vedan bize mi, yoksa kendine mi?
Yolculuğun nereye?..
Bizi bırakıp hangi diyarlara gidiyorsun?
Gizemli sarayların,
Mükellef sofralarında kimleri ağırlayacaksın?...

Ey Can!..
Gönül kapılarını ne zamana kadar kapalı tutacaksın?
Çektirdiğin cefalar yetmez mi?
Ahu zarlar içinde kıvranırken,
Soğuk mu soğuk iklimlere, düçar olduğumuz yetmez mi?...

Ey Can!...
Bilirsin ki gönülden bağlıyız biz.
Kölen olduk.
Bekleme bizden ne şekva, ne şikâyet…
Selamın gelsin,
Bir tatlı gülüşün uğrarsa diyarımıza.
Abı hayat gibi yükselir ruhumuz sonsuzluğa…

Sensin can, sensin canan
Gel canım ol, cananım ol!...
Söyleme bir şey,
Karanlığı aydınlatan ışığınla gel yeter…

Memdoğlu...

29 Kasım 2015 Pazar

Od’a Yandı...


Hüzünle nakşedip,
Prangalardan zincirlere vurarak,
Yüreğime gömdüğüm resmin yandı.
Geriye bir tek o sürmeli gözlerin kaldı...

Binbir cefa, zahmet, emek vererek,
Anahtarını Sevgili’ye teslim ettiğim
Gönlümdeki sermayem yandı
Biricik “hazinem” yandı….

Söz bitti, kalem tükendi
El yandı, tutuştu yürek yandı.
İnledim, ses verdim duyan olmadı.
Feryadım göklere dayandı...

Gönül denizindeki
Sevgi kelimelerimi yüklediğim,
Beyaz kâğıttan gemilerim yandı.
İçerisinde "Yâr" da vardı. O da yandı,
Od'a yandı...

Memdoğlu...