özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2021 Pazartesi

Vasiyet!..

Sevgiliyle hemhal olup,
Yürekteki yangını harlamaktı özlemek.
Sevgilinin hasretiyle yanıp,
Firak-ı nar ile örtünmekti özlemek.
Özlem gidersin diye!..
Posta güvercininin bileğine bağlayıp,
Sana gönderdim yüreğimi.
Yağmura tutuldu ıslandı,
Hangi dala koydunsa taşlandı.
Hangi suya vardıysa haşlandı.
Oysa taşlanan o değil…
Taşıdığı yürekti.
Haşlanan, içtiği suya değen,
Yüreğimdeki ateşti.

Yük olan sen değil,
Sensizlikmiş, öğrendim.
Ten yarası kabuk bağlar da…
Dil yarası bağlamazmış.
Onu da öğrendim…
Yüreği küserse insan…
Anlıyor ki ölüler ağlamazmış.
Vasiyetimdir!..
Kazdığın çukura değil,
Yüreğine göm yüreğimi.
Sevdan yeşersin diye,
Dua dua ört beni...

Memdoğlu…

14 Şubat 2020 Cuma

Yürek Yangını!...


Dışarıda kar, üşüyor memleketim…
Şahit olsa betondan yıkık duvarlar,
Seni anlatacak dil suskun…
Gülse o çocuksu gözler…
Gök kubbeyi saracak yürek yorgun…
Hayale dursa beyaz kardelenler,
Tebessümünde hüznün, acının izleri saklı…


Rüzgârda saçları uçuşan çocuk!...
Ninniler ağıtlara açmış kucağını…
Bir bir koparıldı kirpiklerinde açan çiçekler
Damladı toprağa uçurtmadan hayaller…
Sessizdi ay ve gece, telaşlıydı yıldızlar.
Yürekte bir fırtına, sancılıydı ruh
Ayaklar altındaydı, yeşermedi masumiyet...

Yaşayamadı çocukluğunu…
Özlem duydu maziye!...
Özgürlüğe olan sevdası!...
Yâr’e olan hasreti miydi bilinmez!?...
Alev alev yanıyordu yüreği…
Odayı ısıtan yürek yangını!...
Isıtır mıydı dünyayı?...

Memdoğlu…

30 Ekim 2019 Çarşamba

Gözlerin Gizi!...


Bakınca!..
Çok şey anlattı gözleri…
Onlar konuştu, biz dinledik…

“Öyle bir çizgi ki!” diyerek başladı söze…
“Kıldan ince, kılıçtan keskin
Ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirsin…
Sabır ile yoğrulur, bekler durursun…

Öyle bir ateş ki!…
Şem’in pervaneyi yaktığı gibi yakar benliğini…
Ne anlatılabilir, ne de yazılabilir…
Sadece yaşayan ve yanan bilir…

Öyle bir hasret ki!...
Gamımdan vakitsiz açtı güller…
İçimdeki esrarı okuyamadı bülbüller

Sevgili!...
Ya gül gibi aç gönlünü...
Kokunla sermest olup, vuslata ereyim…
Ya da ateş gibi kor et yüreğini…
Özleminden eriyip, küle döneyim!?” dedi…
O kestane rengi gözlerden süzülen,
İki damla yaş ile sözü bitirdi.

Memdoğlu…

23 Ağustos 2019 Cuma

Fanîyiz!...


Değdi gözleri gözlerime,
Bilemedim ayrılık var.
Kurudu gönül bahçem,
Yalnızlık ruhumu sarar…

Yorgun düştü bedenim,
Yâr hasretiyle eridim.
Aşksız dokunmaz kilim,
Aşığa her şey aşikâr...

Gurbet de kaldı o yâr,
Özlem, feryat, acı var.
Perde inmiş gözlere,
Dünya sevgiye düçar…

Rüzgârda sevgili kokusu,
Yüreği yüreğime sığar…
Ömür ki kısacık bir film,
Sonunda yolculuk var…

Yeryüzü sessiz duvar,
Gökyüzünde matem var
Sokakta bir telaş, koşuşturma,
Koca âlem “adem”e dar…

Dışarıda sonbaharın kokusu,
Kalbimde yine hüzün var...
Fanîdir insan-oğlu,
İki metrelik çukura sığar…

Memdoğlu…


18 Nisan 2016 Pazartesi

Sevgili'nin Kokusu!...

Yağmurla toprağın buluştuğu,
ve çamur olacak sanırken,
buram buram yaydığı kokuyu…
Gül yapraklarında biriken
o damlacıklardan sızan kokuyu…
Her tarafı yeşile boyayan çimlerin
ferahlık veren kokusunu…
Menekşelerin rengârengini,
leylakların ise
bahçe duvarlarından tırmanarak
“kokla beni” diyeni sevdik.
Sevdik…
Sevdik ama…
Hiç birini
Sen’in kokunu sevdiğimiz kadar sevemedik…
En çok da
hücrelerinde taşıdığın ve teninden sızan,
misk-i amberden de hoş,
“O” kokunu sevdik,
“O” kokunu özledik…


Memdoğlu

8 Mart 2016 Salı

Gel Ne Olur!..


Gel!...
Toprağın yağmura,
Ağaçların güneşe,
Bulutların gökyüzüne hasretini bitirircesine gel…

Gel ne olur!
Giderken götürdüğün beni de getir ki
Tebessümüm de dönsün seninle.
Gel ki!
Eksik olan öbür yanım tamamlansın.

Gel!...
Ellerimden tut!…
Yüreğime dokunarak,
Ruhumu okşayarak gel.
Gönlümdeki yaranın merhemi…
Gel!...

Rüzgâr serinliğindeki dalgalarla
Su damlacıklarıyla gel!…
Sazımın telinden dökülen nağmeler ol da gel!...

Gel!...
Kalbimden kalemime dökülen şiirlerle gel!...
Kor yüreğimi aşk ile yakarak gel!..
Beni terkine alarak gel…
Tebessümünle, müjdelerle gel!...
Seheri aydınlatan güneş gibi…
Gel!...
Gel ne olur?!...

Memdoğlu...

24 Şubat 2016 Çarşamba

Özlem!...


Sevgili!
Tut elimi…
Al götür gönlündeki bahçene.
Tut elimi…
Uçur gökyüzündeki yıldızlara.
Tut gönlümü…
Savur bulutlara, ruhum özgürlüğü tatsın.
Tut ki…!
Bıraktığında düşeceği yeri bilsin.

Çağır, beni değil benliğimi!
Çağır, gözü değil gönlümü!
Çağır, bedeni değil ruhumu!
Çağır ki emanet yerini bulsun.
Öyle bir çağır ki
Hepsi Sen’de…
Hepsi Sen’de hayat bulsun.

Memdoğlu...

27 Ocak 2015 Salı

Hıçkırıklar...


Hani,
Hatıralarınız canlanır, maziye özlem duyarsınız ya.
Hüzün dolu bir tebessüm ile gözleriniz yaşarmaya başlar.
Acılar kuşatırken ruhunuzu,
Yüreğinize kor bir ateş düşer.
Bedeniniz titrer, kelimeler kifayetsiz kalır.
Kalp sıkışır, dil tutulur, boğazınız düğümlenir,
Hıçkırıklara boğulursunuz…
Uçsuz bucaksız bir vadiden boşalıp dökülen
Sular gibi akar gözyaşlarınız, sel olur.

Hıçkırıklar..!
Ne olur ses etmeyin?
Feryadımı kimseler duymasın.
Kalbim isyan etmişken, itaat edin,
Usul usul akın yüreğimin derinliklerine,..
Menekşelerim şahit olsa da
Ney’imden çıkan nağmelere sığının,
Esaretimi ifşa etmeyin…

Memdoğlu...

6 Kasım 2014 Perşembe

Özledim!..

Ateş-i aşkınla yandı bu gönül.
Nazar et, ne olur sevgili?
Bülbüle hasret gül gibi bu gönül,
Gir kalbime,  açıver ey sevgili.

Ey Sevgili!
Özledim...
Kalbimi aydınlatan,
O nurlu bakışını özledim.
Özledim...
Beni benden alan o ben’ini özledim.
Özledim...
Dünyada iken cenneti yaşatan,
O mis kokunu özledim

Özledim...
Yüreğimi ferahlatan,
O gamzeli gülüşünü özledim.
Özledim…
Bedenimi ısıtan o sıcaklığını özledim.

Özledim…
Ruhumu huzura eriştiren,
O hayalini özledim.
Özledim!..
Kokunu, beldeni, seni özledim…
Ne olur?  
Lütfeyle göster cemalini.

Memdoğlu…

          

29 Eylül 2014 Pazartesi

BİZİM İSTASYON!

Mollasorik’in, Karaali’nin, Günbağı’nın,
Çekemen’in, Karagedik’in yolu, durağıydın İstasyon.
Trenlerin gelişini dört gözle bekleyen annelerin,
Babaların, eşlerin, çocukların özlemlerinin sonlandığı yerdin İstasyon.
Her yolcu trenini misafir ettiğinde, kuşların cıvıltısını andıran,
Köy çocuklarının “armut, armut, armut” diye cıvıldadıkları alanın adıydın İstasyon.
Askere gidecek gençler için ayrılıkların başlangıcı olan,
Tezkere almışlar için ise hasretin bittiği yerdin İstasyon…

Kimi zaman düğün, kimi zaman bayram,
Kimi zaman da cenazelerin güzergâhıydın İstasyon
“Şefkat”i sadece isminde barındırmayan,
O şefkati, bağrını açtığın misafirlerine de sunan,
Kimsesizlerin uğrak yeriydin İstasyon…

Hani, futbolda büyük karşılaşmalar,
Müsabakalar için kullanılan bir ifade vardı ya. “Derbi”
İşte, derbi karşılaşmalarına ev sahipliği yapan,
Bizlere derbi heyecanlarını yaşatan arenanın adıydın İstasyon…

Gecenin karanlığında çevremizi aydınlatan,
Korkularımızı yenmemize vesile tren seslerinin bize cesaret verdiği,
Işığın kaynağıydın İstasyon.
Bir efsane olmuş, bölgedeki tek ama uzun tünelin nuruydun.
Trenlerin, manevra yaparken soluklandığı, dinlendiği vadiydin…
Abdullah’ın, Hasan’ın, Mehmet’in, Mustafa’nın,
Adem’in Kemal’in Aziz’in, Hüseyin’in…
Bölgenin “Ekmek Teknesi”ydin İstasyon…

Yolcuların soğuk kış günlerindeki sığınağıydın, kalesiydin.
Her gördüğümde, yüreğimi sızlatıp hatıralarımı canlandıran,
Çocukluğumun, gençliğimin nişanesi İstasyon.

Bugün…
Peki ya bugün?
Ne oldu sana böyle?
Komşuların, dostların, yoldaşların nerede?..
Sinende barındırdıkların nerede?
Heyhat, heyhat...!
İstasyon o şaşalı; cıvıl, cıvıl günlerini mazide bırakmış…
İstasyonunun boynu büyük, istasyonunun yüreği yaralı…
Ata diyarı gibi  yapayalnız kalmış İstasyon.
Kimsesiz bir çocuk misali,
"Nerede arkadaşlarım, nerede kardeşlerim?
Nerede sevdiklerim" diye feryat ediyor İstasyon…

Şimdi!
Şimdi artık seni anlayabiliyorum.
Hüznünü, kimsesizliğini, yalnızlığını anlayabiliyorum
Sessiz çığlıklarını duyabiliyorum.
Sevdiklerini kaybetmenin ne kadar acı olduğunu,
Terk edilmeyi ben de biliyorum İstasyon!
Ayrılıkların, hüzünlerin, sevinçlerin ve kavuşmaların limanıydın sen.
O güzel günlerin şahidi İstasyon!...


Memdoğlu...