hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2026 Cumartesi


 Döneceğim!..

Susuz bıraktığın çiçekleri sevgiyle filizlendirerek…

Döneceğim, içimdeki mevsimlerden geçerek. 

Kuruttuğun goncagülleri yollarına dökerek…

Döneceğim!,,

Çocukluğumu emanet ettiğim öykülerle,

Yüreğimin sesi ve çığlığı şiirlerle…

Döneceğim sana, döneceğim diyorum!


Yıldızların ismini teker teker değiştirip, 

Uzun kış gecelerindeki o tatlı rüyalarla…

Baharı bekleyen kumrularla,

Belki de!..

Gözyaşındaki dalgalara tutunup,

Sahile vuran denizköpüğü misali,

Döneceğim sana, yağmurdaki bahar timsali.


Göçmen kuşların kanat çırptığı sonbaharda!..

Ufukta batan güneşin kızıllığında kayıp,

Bir bakır kalayında aman aman parlayıp, 

Aynalarda pimi çekilmiş ömür gibi patlayıp… 

Döneceğim diyorum, döneceğim sana.


Acısıyla, tatlısıyla…

İçinde seni sakladığım hatıralarla…

Gökyüzünden toprağa damlayan hüznümle…

Karanlığa sevdalı gündüz düşümle.

Boynu bükük, günahkâr halimle döneceğim.

Döneceğim diyorum, döneceğim sana.


Şafakta tüm mahlûkatın kıyama durduğu,

Rahmetin oluk oluk yeryüzüne indiği,

Minarelerden adımızın anıldığı,

Bizim için sela okunan vakitte.

Evet, işte o vakitte…

Dilinden kalbine inen dualarla döneceğim.

Şayet dönmezsem,

Bil ki her dakika öleceğim.


Memdoğlu…

21 Mart 2021 Pazar

Umut İşte!..


Yorgunum!..
Gökyüzünde rotasını kaybeden,
Uçurtma gibi…
Kırgınım!..
Dört bir yandan sıkıştıran hayata.
Isıtsa da güneş bedenimi!..
Çiğ yağmış, nasır tutan yüreğimin üstüne.

Uzaklara dalar, çıkmaz; gözlerim.
Samanlıkta iğne arar gibi,
Kim’i “kim?” diye bilmez, özlerim.
Umut işte, ekmeğe katık…
Umut işte!..
Yarısı içerde gömü,
Yarısı dışta batık…

Sen gittin gideli!..
İlmek ilmek dokur ellerim,
Hasreti ve yalnızlığı.
Geçtiğin yollarda gölgeni arar!..
Seni gözlerim.
Zamanın şahidi kaldırım taşlarına sor?
Hep sonbaharı yaşadı bu yürek.
Şimdi!..
Evet şimdi!
Umutla bekliyor…
İlkbaharı düş’leyerek…

Memdoğlu…

8 Ocak 2021 Cuma

Kaçıncı Veda!..

Giryan ediyor canım, ötmese de bülbül.
Tek hecelik bilmece, nadide bir gonca gül,
Ne zormuş, onu yüreğinde saklamak.
Sussa da dil, od gibi yakıyor yâri beklemek.

Hasreti yudum yudum yutarken acıyla,
Sessizliğe büründü ruhum, senden uzakta.
Her içtiğim katrede çekilirken içim,
Yeter ki sen dön, yerine ben giderim.



Sararmış yaprak gibiydi aynanın yüzü.
Kırışık kaş altında iki çift gözü,
Emanet ederken, kalbi; kalbe koyana!
“Bu kaçıncı veda?” dedi, sonbahara!..

Memdoğlu...

1 Mayıs 2020 Cuma

Korkma!...


Kıskandırırdı kelebekleri üzüm karası gözlerin…
Aydınlatırdı…
Hüzün ve hasret kokan karanlık odamı…

Acının kıyısında beslense de ruhumuz!...
Umuttandı…
Dua denizinde yüzdürmek için yaptığımız gemiler…

Rengârenk çiçeklerin hayat bulduğu ilkbaharda
Kendisini rüzgârın esintisine bırakan
Bir sonbahar yaprağı gibiydi yüreğim…


Gör(e)meyen  gözler için,
Bir şey ifade etmezdi karanlık…
Hissedebiliyorsan eğer,
Bak yüreğindeyim artık!...

Hadi ellerimi bıraktın!...
Gülmeyi unutup seninle hayat bulan
Yaralı yüreğime tutunsaydın,
Korkmasaydın yâr!...

Aşkta sadık isen
Aşk yolundaki eza ve cefaya da
Rıza göstermeli, sabretmelisin…
Korkma!...

Memdoğlu…

3 Mart 2020 Salı

Lütfeyle!...


Yağmurlu bir geceydi…
Bulutların saçaklarına takılmıştı yıldızlar.
Hasretin sokaklarında ararken seni.
Kimi aralıklı, kimi kapalıydı kapılar…
Kimliğine el konulmuş mülteci kalbim,
Çaresiz ve kimsesiz…


Okşuyordu yüzümü rahmetin damlacıkları.
Sığınmıştı rüzgârın koynuna hüznüm.
Yağmurda ıslak gözlerin,
Rüzgârda amberin kokun…
Bırak sevgili, bırak da!…
Tebessümünde demlensin yorgun ruhum...
Lütfeyle…!

Memdoğlu…

8 Kasım 2019 Cuma

Areste!...


Kömür karasıydı gözleri!...
Yaprağından yaş damlayan
Goncagül misali ıslatıyordu toprağı…

Öyle bir bakış ki!...
Gökyüzü kadar aydınlık…
Nilüfer çiçeği kadar saf ve temiz…


Hüzün ki!...
Örtü olmuş, ilmek ilmek dokumuş
Ruhundaki o derin yaraları…

Bir ümit ki!..
Kafdağı’nı mesken tutan
Zümrüdü Anka kuşunun kanatlarında saklı…

Bir özlem ki tutunuşları!...
Hasretin yağmurdan ıslanmış ipine,
Acının yakıcı ateşine uzanırdı elleri…

Gül rahiyasından farksızdı sözleri!...
Dokununca, yeşertiyordu…
Susuz kalmış çorak yürekleri…

Memdoğlu…

30 Ekim 2019 Çarşamba

Gözlerin Gizi!...


Bakınca!..
Çok şey anlattı gözleri…
Onlar konuştu, biz dinledik…

“Öyle bir çizgi ki!” diyerek başladı söze…
“Kıldan ince, kılıçtan keskin
Ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirsin…
Sabır ile yoğrulur, bekler durursun…

Öyle bir ateş ki!…
Şem’in pervaneyi yaktığı gibi yakar benliğini…
Ne anlatılabilir, ne de yazılabilir…
Sadece yaşayan ve yanan bilir…

Öyle bir hasret ki!...
Gamımdan vakitsiz açtı güller…
İçimdeki esrarı okuyamadı bülbüller

Sevgili!...
Ya gül gibi aç gönlünü...
Kokunla sermest olup, vuslata ereyim…
Ya da ateş gibi kor et yüreğini…
Özleminden eriyip, küle döneyim!?” dedi…
O kestane rengi gözlerden süzülen,
İki damla yaş ile sözü bitirdi.

Memdoğlu…

3 Haziran 2016 Cuma

Hangi Yol?..

Zahirde iki çeşit yolculuk var bilirdim.
Birisi gidiş, diğeri dönüş.
Ve ikisinin sonunda illaki bir kavuşma olur,
Sonunda bekleyen de beklenen de
Sevinç ve hüzün gözyaşları dökerdi.

Meğerse öyle değilmiş yolculuklar…
Sen yolculuğunu bizim beldeye yaptığın anda,
Ben, bana ait ne varsa heybeme koydum,
Ve seni karşılamak için çıktım yola.
Yıllar geçti ancak yollar bitmedi.
Ne senden bir haber, ne de bir iz…

Hani, yolculuklar uzak diyarlaraydı?
Gidişin dönüşü de oluyordu?
Kitaplar bile böyle yazmıyor muydu?
Bu öyle bir yolculuktu ki
Çıktığım yolda yol gösterenim Sen iken,
Sen yoktun…

Ama!
Ben yola çıktım…
Eğer sana çıkacaksa bütün yollar,
Mahzun olur, bir ömür beklerim.
Yolculuksa!
Arşın arşın aşar bulurum Seni.
Ey Yâr!
Söyle şimdi!
Kaç çeşit yolculuk var?
            Ve hangi yol çıkar beldene?

             Memdoğlu...

8 Mart 2016 Salı

Gel Ne Olur!..


Gel!...
Toprağın yağmura,
Ağaçların güneşe,
Bulutların gökyüzüne hasretini bitirircesine gel…

Gel ne olur!
Giderken götürdüğün beni de getir ki
Tebessümüm de dönsün seninle.
Gel ki!
Eksik olan öbür yanım tamamlansın.

Gel!...
Ellerimden tut!…
Yüreğime dokunarak,
Ruhumu okşayarak gel.
Gönlümdeki yaranın merhemi…
Gel!...

Rüzgâr serinliğindeki dalgalarla
Su damlacıklarıyla gel!…
Sazımın telinden dökülen nağmeler ol da gel!...

Gel!...
Kalbimden kalemime dökülen şiirlerle gel!...
Kor yüreğimi aşk ile yakarak gel!..
Beni terkine alarak gel…
Tebessümünle, müjdelerle gel!...
Seheri aydınlatan güneş gibi…
Gel!...
Gel ne olur?!...

Memdoğlu...

24 Şubat 2016 Çarşamba

Özlem!...


Sevgili!
Tut elimi…
Al götür gönlündeki bahçene.
Tut elimi…
Uçur gökyüzündeki yıldızlara.
Tut gönlümü…
Savur bulutlara, ruhum özgürlüğü tatsın.
Tut ki…!
Bıraktığında düşeceği yeri bilsin.

Çağır, beni değil benliğimi!
Çağır, gözü değil gönlümü!
Çağır, bedeni değil ruhumu!
Çağır ki emanet yerini bulsun.
Öyle bir çağır ki
Hepsi Sen’de…
Hepsi Sen’de hayat bulsun.

Memdoğlu...

18 Mart 2015 Çarşamba

Anne!...

Anne!
Dün gece bir kez daha rüyalarımı süsledin.
Yüzün ay gibi parlıyor, gözlerin nur saçıyordu…
Kucağın her zamanki gibi sımsıcaktı.
‘Sen kimin sevgilisisin?’ diye sorduğumda,
Eksik etmediğin o tatlı tebessüm ile bakıyor,
Her zamanki gibi “Küçük oğlumun” derken,
Dilinden baldan da tatlı
Sevgi ve şefkat dolu sözler damlıyordu.


Elinden tutmuş, “kâinatın merkezi”ne doğru yürüyorken,
Hasretinden mi, özleminden mi bilemiyorum,
Ansızın benim de “sol yanım”a acı bir sızı giriyordu.
Nefesim kesilip tam da düşmek üzereyken,
Kollarına alıp sımsıkı sarıldığında,
O mübarek tenin, yine cennet kokuyordu anne!

Rüya da olsa bitmeseydi keşke o güzel anlar.
Sahi ya hayat da bir rüya değil miydi?
Hakikatle yüzleşeceğimiz ana kadar
Devam edecek olan “tatlı” bir rüya…

Memdoğlu...

6 Kasım 2014 Perşembe

Özledim!..

Ateş-i aşkınla yandı bu gönül.
Nazar et, ne olur sevgili?
Bülbüle hasret gül gibi bu gönül,
Gir kalbime,  açıver ey sevgili.

Ey Sevgili!
Özledim...
Kalbimi aydınlatan,
O nurlu bakışını özledim.
Özledim...
Beni benden alan o ben’ini özledim.
Özledim...
Dünyada iken cenneti yaşatan,
O mis kokunu özledim…

Özledim...
Yüreğimi ferahlatan,
O gamzeli gülüşünü özledim.
Özledim…
Bedenimi ısıtan o sıcaklığını özledim.

Özledim…
Ruhumu huzura eriştiren,
O hayalini özledim.
Özledim!..
Kokunu, beldeni, seni özledim…
Ne olur?  
Lütfeyle göster cemalini.

Memdoğlu…

          

29 Eylül 2014 Pazartesi

BİZİM İSTASYON!

Mollasorik’in, Karaali’nin, Günbağı’nın,
Çekemen’in, Karagedik’in yolu, durağıydın İstasyon.
Trenlerin gelişini dört gözle bekleyen annelerin,
Babaların, eşlerin, çocukların özlemlerinin sonlandığı yerdin İstasyon.
Her yolcu trenini misafir ettiğinde, kuşların cıvıltısını andıran,
Köy çocuklarının “armut, armut, armut” diye cıvıldadıkları alanın adıydın İstasyon.
Askere gidecek gençler için ayrılıkların başlangıcı olan,
Tezkere almışlar için ise hasretin bittiği yerdin İstasyon…

Kimi zaman düğün, kimi zaman bayram,
Kimi zaman da cenazelerin güzergâhıydın İstasyon
“Şefkat”i sadece isminde barındırmayan,
O şefkati, bağrını açtığın misafirlerine de sunan,
Kimsesizlerin uğrak yeriydin İstasyon…

Hani, futbolda büyük karşılaşmalar,
Müsabakalar için kullanılan bir ifade vardı ya. “Derbi”
İşte, derbi karşılaşmalarına ev sahipliği yapan,
Bizlere derbi heyecanlarını yaşatan arenanın adıydın İstasyon…

Gecenin karanlığında çevremizi aydınlatan,
Korkularımızı yenmemize vesile tren seslerinin bize cesaret verdiği,
Işığın kaynağıydın İstasyon.
Bir efsane olmuş, bölgedeki tek ama uzun tünelin nuruydun.
Trenlerin, manevra yaparken soluklandığı, dinlendiği vadiydin…
Abdullah’ın, Hasan’ın, Mehmet’in, Mustafa’nın,
Adem’in Kemal’in Aziz’in, Hüseyin’in…
Bölgenin “Ekmek Teknesi”ydin İstasyon…

Yolcuların soğuk kış günlerindeki sığınağıydın, kalesiydin.
Her gördüğümde, yüreğimi sızlatıp hatıralarımı canlandıran,
Çocukluğumun, gençliğimin nişanesi İstasyon.

Bugün…
Peki ya bugün?
Ne oldu sana böyle?
Komşuların, dostların, yoldaşların nerede?..
Sinende barındırdıkların nerede?
Heyhat, heyhat...!
İstasyon o şaşalı; cıvıl, cıvıl günlerini mazide bırakmış…
İstasyonunun boynu büyük, istasyonunun yüreği yaralı…
Ata diyarı gibi  yapayalnız kalmış İstasyon.
Kimsesiz bir çocuk misali,
"Nerede arkadaşlarım, nerede kardeşlerim?
Nerede sevdiklerim" diye feryat ediyor İstasyon…

Şimdi!
Şimdi artık seni anlayabiliyorum.
Hüznünü, kimsesizliğini, yalnızlığını anlayabiliyorum
Sessiz çığlıklarını duyabiliyorum.
Sevdiklerini kaybetmenin ne kadar acı olduğunu,
Terk edilmeyi ben de biliyorum İstasyon!
Ayrılıkların, hüzünlerin, sevinçlerin ve kavuşmaların limanıydın sen.
O güzel günlerin şahidi İstasyon!...


Memdoğlu...