gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2023 Cuma

Bu Gece!..


Mevsimlerden yaz, aylardan ağustos.
Hava sıcak, yıldızlar şaşkın; üşüyor gece.
Bir sis bulutu çökmüşken yüreğimin üstüne,
Cırcır böceklerinin senfonisi eşlik ediyor hüznüme bu gece!.. 

Kerpiçten evlerde geçmişin izleri.
Duvarlarında hapsolmuş sır ve gizleri.
Avlusunda annemin dem’e dokunan sözleri.
Gökyüzüne merdiven olmuş, dut ağaçları bu gece...

Sessiz ve sensiz yudumlarken bardaktaki çayı,
Çalıyor radyoda yine bir ayrılık türküsü.
Deli deli aksa da yüreğimdeki Fırat,
Perde olmuş dolunaya bulutlar bu gece.

Gölgemde ruhumum kırıkları,
Acıdan lime lime olmuş kelimeler.
Çiçekler donuk, dalında sükût etmiş gül.
Rüzgâra karışmış nefesin.
Bu gece, evet bu gece;
Gövdesinden kopartılmış ağaç kökü gibiyim sende... 

Memdoğlu...

 

3 Mart 2020 Salı

Lütfeyle!...


Yağmurlu bir geceydi…
Bulutların saçaklarına takılmıştı yıldızlar.
Hasretin sokaklarında ararken seni.
Kimi aralıklı, kimi kapalıydı kapılar…
Kimliğine el konulmuş mülteci kalbim,
Çaresiz ve kimsesiz…


Okşuyordu yüzümü rahmetin damlacıkları.
Sığınmıştı rüzgârın koynuna hüznüm.
Yağmurda ıslak gözlerin,
Rüzgârda amberin kokun…
Bırak sevgili, bırak da!…
Tebessümünde demlensin yorgun ruhum...
Lütfeyle…!

Memdoğlu…

25 Şubat 2020 Salı

Ceylan Gözlüm!...

Vakit gece yarısı…
Yine uyku tutmuyor.
Yaram kanıyor, kalbim çırpınıyor.
Yürek ateşlerde…!
Sıtmaya tutulmuş gibi bedenim.
Kırıldı kolum kanadım, düştü iki yanıma…
Devam ediyor yalnızlığım…

Sesleniyorum sana!...
Ama sen yoksun.
Sadece senin hayalim ceylan gözlüm!...
Senin hayalin.
Bunca acı ve keder içinde,
Hayalin akıp gidiyor gözlerimin önünden…
Az da olsa serinliyor yüreğim…  

Hatırlıyor musun ceylan gözlüm!?...
Ayrı geçmezdi hiçbir günümüz.
Oğlak ve kuzularımızı birlikte otlatır,
Erik ağacının gölgesinde yerdik yemeğimizi…
O erik ağacı da yok artık….
Orası da kurumuş, yapayalnız kalmış.
Bir tek!...
Senin hayalim ceylan gözlüm!…
Senin hayalin…

Memdoğlu…

3 Şubat 2020 Pazartesi

Gökyüzüne Sor!?...

Mutlu olunca toprağa…
Üzülünce gökyüzüne bakardı.
Kuşlar ile uçmayı hayal eder,
“Gittiğiniz yere, beni de götürün!?” derdi.
Özgürlüğe uçmak,
Kavuşmak demekti gökyüzü...
Mavi bir düş, turkuaz örtü demekti.
Bulutlar sardığında ise
Hüzün ve gözyaşı demekti gökyüzü.

Bakarken gözlerime!..
“Toprak gibi
Bağrında ne çok giz barındırıyorsun!?” dedi.
Karanlığa müebbet ruhuma,
Aydınlığı göremeyen gözlerime,
Işık olur musun dedim?
“Bana değil, yüreğine sor?” dedi.

Gece,
Yıldızlara ve aya koynunu açan gökyüzü!
Gündüz güneşe muhtaç,
Bu yürek gözlerine.
Ey gözleriyle gökyüzünü kıskandıran sevgili!
Ay ve yıldızları kabul ettiğin gibi
Çocuksu hayallerimi de kabul eder misin?

Memdoğlu…



6 Mayıs 2019 Pazartesi

Bir Bahar Gecesi!...


Gün çoktan bitmiş…
Bahar henüz tasvirlerini göstermeden,
Yağmur yağmaya başlamış…
Geceye, yine hüzün çökmüştü…

Yağmur dindiğinde!…
Körfezin durgun sularına,
Bulutların arkasından çıkan hilalin,
O eşsiz görüntüsü yansımıştı…

Deniz tefekkür halinde,
Rüzgâr, hasreti terennüm ediyordu…
Sazlıklar kıyama durmuş,
Kuşlar, O’nu anmakla meşguldüler…

Hilal ellerimi tutmamış…
Güneş dünyamı aydınlatmamış…
Körfez yalnızlığımı gidermemiş…
Ruhumun kışı sona ermemişti…

Memdoğlu…

3 Eylül 2018 Pazartesi

Vuslata Umudumuz Var!...


Dün gece,
Yâr’in yakınına düşerim diyerek…
Ay ışığında kayan yıldızlara tutundum.
Fakat…!
Yorgun düşen yıldızlar,
Bizi Yâr’e ulaştır(a)madılar…

Sabahın ilk ışıkları
Ve rüzgârın da eşlik ettiği kuşlar ile birlikte,
Süzüldüm gökyüzünden,
Yâr’in bulunduğu şehrin sokaklarına…
Sokaklar ıssızdı ama her yer Yâr kokuyordu…
Tabelalarda hep onun ismi yazılıydı.
Kokusu ve ismi var, ne yazık ki Yâr yoktu.

Hazan mevsimi gelip, Yâr göç ettiğinde,
Şehri bir hüzün kapladı.
Sadece söğüt dallarının değil,
İçerisinde gökkuşağının renklerini barındıran laleler,
Renk renk menekşeler, mis kokulu fesleğenler,
Karanfiller, hatta!…
Onu gören güllerin de boynu bükük kaldı…

Uzaklaştıkça Yâr, vuslata umudumuz var…
Ey Yâr!...
Bil ki hasretin ruhumu yakar…
Öyle bir ateş ki bu,
Yandığım ateşi de yakar,
Yanar, yanar; tâ mahşere kadar…

Memdoğlu…

29 Ocak 2016 Cuma

Hey Gidi Yalan Dünya!...


Hey gidi yalan dünya!...
Dağına, taşına, toprağına…
Havasına, suyuna, denizine…
Yeşiline, sarısına, mavisine…
Her şeyi sığdırdın da bir yüreği mi sığdıramadın içine?
Yük olan yürek miydi sana?
Yoksa sen miydin yüreğime yük?

Hey gidi yalan dünya!
Özün bir avuç toprakken, sözün neden doyumsuz?
Tespih taneleri gibi akarken parmaklarımın arasından hayat,
Tanelere mi sığdıramadın bir yudum mutluluğu?

Hey gidi yalan dünya!
Gecelerin gündüzlerin,
Rengârenk çiçeklerin de yalan.
Birbirine tutunmuş kar taneleri gibi,
Hem sarıyor, hem üşütüyor
Ve bir damla suyla paramparça oluyorsun.

Hey gidi yalan dünya!
Unuttun mu?
Dönüşü olmayan ayrılıkların var…
Koskoca bir ömür geçti.
Esirgediğin o güzellikler,
Ne sana, ne de bana oldu yar.
Bize kalan yalnızca bir avuç toprak…

Memdoğlu...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Yorgunum...


Kalemimin mürekkebinden dökülen kelimeler sayısınca...
Gece karanlığında
Gökyüzünden ayrılıp yere düşen yıldızlar kadar...
Yorgunum...

Gözleri yolda, kalbi yasta,
Yar’dan haber bekleyen âşıklara mektup götürmek için çırpınan
Postacı kuşlar kadar...
Yorgunum...

Ormanlardaki vahşi avcılardan kaçan yaralı bir ceylan gibi…
Ve ağaç dallarından usulca yere inen yapraklar misali...
Yorgunum…

Ocak başında elinde çekiç, ateşin yumuşattığı demire şekil veren...
Sabırla, aşkın hallerini işleyen demir ustaları kadar…
Yorgunum…

Rotasında ilerlemeye çalışan seyr-ü seferdeki sefineler gibi…
Sürgün yemiş, rıhtımda bekleşen umut yolcuları “Alan”lar kadar...
Yorgunum...

Memdoğlu...

3 Kasım 2015 Salı

Bitmesin!...


Bitmesin!...

İlahi senfoni eşliğinde
Gökyüzünde ahenkle raks eden
Yıldızların semahı hiç bitmesin.
Hayalinle huzur bulduğum geceler bitmesin….

Sevgilinin silüeti
Gece karanlığında, ay ve yıldızlarla yol alsın.
Zulmetin ardına saklanan hakikat,
Oluk oluk insin kor gönüllere…

Çocuk cıvıltılarındaki ibrahimi gülüşler bitmesin.
Surette görünen dünya,
Ab-ı hayat ağacının koynuna sığınsın,
Saklı âlem keşfedilsin sirette…

Vuslata erdiğimiz geceler hiç bitmesin
Aşk nidalarıyla inleyen pervane coşsun…
Çember daraldıkça ateşe dokunsun…
Pervanenin şem’e olan hasreti sona ersin
Rüzgâr ile harlanıp ruhu diriltsin...

Memdoğlu...

2 Haziran 2015 Salı

Vuslat...

Vakit gecenin yarısı.
Sevdan kuşatmış yine tüm benliğimi.
Oysa gecede ayrılık var, veda var, vuslat var…

Ey Sevgili!
Senden ayrı kalmak tatlı bir acı…
Döneceğini bilsem,
Bir umut der, yine beklerim.
Lakin gece durmuyor,
Sabaha, aydınlığa menzil almış akıyor.

Sevgili!
Bedenin gurbette olması ayrılık değildi.
Ruhun gurbette olması ayrılığın kendisiydi.
Hüzünlü bir vedaydı ayrılık.
Acı da olsa veda etmek, vuslata erişmenin yoluydu.

Bilmez misiz ey talip!
Vuslatta ayrılıktan söz edilmez.
Vuslata erişen kalpler, ölümsüzdür.
Ölüm, ayrılık mı?...
Bir girizgâh…
Sonsuzluğun ritmine atılmış bir adım…
Bir başlangıç…

Memdoğlu...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Anne ve Toprak


Anne, toprak gibidir.
Taş atsan da gül versen de
Kalbinde yer açar, barındırır hepsini…
Toprak…
Beşerin baktığı gibi, tepeden bakmaz kimseye.
Gecenin gündüzü örttüğü gibi
Örter insanoğlunun tüm günahlarını.
Anne,
Affeder evladının tüm kabahat ve kusurlarını,
Toprak, dünyadaki tevazunun simgesi
Anne, yeryüzündeki şefkatin göstergesi.
İkisi de mahzun, ikisi de garip…

Memdoğlu...