kalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2023 Çarşamba

Ankara!..


Ey uykusuzluğuna uyandığım
kül renkli Ankara!..
Mahmur mahmur bakıp da
Küle dönmüş yüreğimi yakma!
Vurma prangaya düş'lerimi.
Vurma ki?..
Kalemimde  filizlensin,
Çocukluğumun bodur kalmış 
O masum hayalleri!.
Başın hep mi dumanlı senin,
Bahtı kara Ankara!?
Bakışların sert ve soğuk,
Suretin renk renk,  
Sîretin rengârenk...
Karanlığında yüzünü gizlemiş aydınlık.
Zirveye uzanan yolların gri, tozlu ve taşlık.
Sokaklarında duvarlara yaslanmış, 
Âlemi gözleyen yaşlı ağaçlar!..
Bereketli topraklarında acı ve keder.
Sessizliğinde yankılanıyor,
Yine envaî hikâyeler!..

Memdoğlu…

24 Ocak 2018 Çarşamba

Sessiz Çığlık..!


Ellerim toprak kokardı, saçlarım yağmur…
Hasretim sen, sensizlik hüzün,…
Gözlerim ayrılık, ayrılık ise acı kokardı…
İçimde “sessiz” bir fırtına kopuyor, duyabildin mi?!...

Yüreğimin sessiz çığlığıydı, gözlerinde gördüğün…
Hissettiğin şey,…
Sen’de ki ben, bende ki Sen’din…

Yazmak istedim, yazamadım…
Sebep mi?...
Kalemim, “eksik yazarım” diye yazmaktan korkuyor…
Kâğıt, “bu yükü taşıyamam” diyerek izin vermiyor…
Yüreğim mi?...
O da yazma, bende kalsın, bende hayat bulsun diyor!…

Ey Yâr!...
Sen yazıl(a)maz, yaşanırsın…
Bırak umutsuzluğu, hüznü ve kederi…!
Gözlerinden süzülenler yüreğime aksın…
“Sessiz çığlıklarım” ile yankılansın...

Memdoğlu...

13 Aralık 2017 Çarşamba

Yetmedi mi?!...

Ey benim derd-i derunum!...
Bilmez miydi, bilirdi de?!...
“Kim bilir?” dedi o gülzâr-ı lâl!…
O derunî bakışlar, o sükutlar arkası!...
Ahh û feryad-ü fîzar!...
Yetmedi mi?!...

Ey benim gül-i efruzum…!
Lâl olmuş yüreğe hayat veren,
Lâl olan yürekte, “lâl-ü ebkem” olan kalptir…
Sevda “sessizlik”ti belki,
Ömür; “lâl” olan o yürekti…

Ey benim gül-i ruhsarım?!...
“Kalem kimi yazar!?” dersin?!…
Kalem sözü yazar, gülü yazar, gönlü yazar.
Yazar, yazar, yazar…!
Hele bir de o “sev”dası var ya!...
İşte! En güzel de onu yazar…

Ey benim ârâm-ı dilim
Bir yanın mavi, bir yanın kızıl…
Bir yanın cenup, bir yanın şimal…
Kâh, deniz gibi kabarıp coştun…
Kâh, bad-ı hazan olup, hüznüme hüzün kattın…
Yetmedi mi?!...

Ey benim derd-i derunum!...
Sinen de sakladıkların yetmedi mi?...
“Ruh-i revan”ım deyip,…
Giydirdin ateşten gömleği!...
Ne kor edip erittin, ne su olup söndürdün?!...
Yetmedi mi?!...


M. Memdoğlu…

11 Ocak 2017 Çarşamba

Sen!...


Gözlerimdeki ışık, yüreğimdeki sızı,
Acı-yan yaram,  âlemdeki yalnızlığımsın…

Sen!
Hiç duyulmayacak haykırışlarım,
Gönlüme akıttığım, kanlı gözyaşlarımsın…

Sen!
Sonu olmayan gecem, gerçekleşmeyen rüyam,
Tükenmeyen ümidim, aydınlığımsın…

Sen!
Diyar diyar gezip de bulamadığım,
Bülbül-ü şeyda, ah-u zarımsım…

Sen!
Açmak için güneşi beklemeyip,
Kalbimde kök salan, boynu bükük goncagülsün…

Sen!
Semadan dökülüp üzerime yağan,
Kar taneleri, yağmur damlacıklarısın…

Sen!
Rüzgârın savurup, bulutların getirdiği,
Dağlardan vadilere dökülen, bir avuç toprağımsın…

Sen!
Hem gözü, hem gönlü yakan,
Giyilmesi mümkün olmayan, ateşten bir gömleksin…

Sen!
Güneşin görmeyip, gölgenin düşmediği
Kör kuyudaki ay yüzlü Yusuf’sun…

Sen!
Kalemin yazamayıp, defterin tutamadığı,
Sayfalara sığdıramadığım şiirimsin…

Sen!
Yeryüzünde değil, gökyüzünde yeşeren,
Sevgi çiçeğim, dilimdeki duamsın…

Sen!
Evet, Sen!
Varlığına şükrettiğim, yokluğunla ürperdiğim
Sonu olmayan yolumsun…
Sadece varsın ve hep öyle kalacaksın…

Memdoğlu...

23 Şubat 2016 Salı

Sitem!...


Yine bir akşamüstü...
Hava soğuk, ruhum fırtınaya tutulmuş gibi.
Güneş batarken, yeryüzü hüzün dolu,
Merhamet göğe çekilmiş.
Bir tek yol arkadaşlarım, kalem ve defterim…
Dökülen sözcükler, kabaran duygularıma ait.
Sitemlere sığmayan bir feryat.
Kırık kalbim için
Ağlıyor kalem, ağlıyor defterim.

Ansızın gelen, ustamdı.
Görmesin, üzülmesin diyerek,
Duygunun saf hali kelamı çöpe attım hızlıca.
Ustam,
Zarifçe buruşuk kâğıdı aldı çöpten.
Bakışlarıyla ruhumu okumuş,
Sessiz çığlıklarımı o da onaylamıştı.
Gözleri ıslandı, dayanamadı.
Ağır sitemlerim onu da çökertmişti.
Başını kaldırdı: “Bu mısralar Leyla’yı anlatmışken,
Nasıl çöpe atarsın?” dedi.

Çaresizdim, öylesine harap, öylesine bitaptım ki?
Sevgili çerçöpün içinde kıvranıyor
Leyla’m zebun olmuş…
Yüreğimin sultanı göklerde değil, yerlerde sürünüyor.
Feryadım kime?...
Sevgiliye mi, Leyla’ya mı, gönül ustasına mı?...
Bir dehlizdeyim…

Memdoğlu...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Yorgunum...


Kalemimin mürekkebinden dökülen kelimeler sayısınca...
Gece karanlığında
Gökyüzünden ayrılıp yere düşen yıldızlar kadar...
Yorgunum...

Gözleri yolda, kalbi yasta,
Yar’dan haber bekleyen âşıklara mektup götürmek için çırpınan
Postacı kuşlar kadar...
Yorgunum...

Ormanlardaki vahşi avcılardan kaçan yaralı bir ceylan gibi…
Ve ağaç dallarından usulca yere inen yapraklar misali...
Yorgunum…

Ocak başında elinde çekiç, ateşin yumuşattığı demire şekil veren...
Sabırla, aşkın hallerini işleyen demir ustaları kadar…
Yorgunum…

Rotasında ilerlemeye çalışan seyr-ü seferdeki sefineler gibi…
Sürgün yemiş, rıhtımda bekleşen umut yolcuları “Alan”lar kadar...
Yorgunum...

Memdoğlu...