acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2021 Perşembe

Bilmiyorum?..

Konma pencereme artık!

İstesem de konma lütfen!?.

Acı veriyor gidişin,

Hüzün çöküyor yüreğime.

Aldığım her nefes yük oluyor.

Bir hiçliğin içinde,

Damla damla tükeniyorum…

 

Ah!..

Hiç bu kadar güzel gelmemiş,

Hiç bu kadar uzak olmamıştı yollar.

Ve bir o kadar da imkânsız…

Bir bilseniz!..

O beldenin, sevgi dolu…

Nahif, koca bir yürek barındırdığını?

Bir bilseniz…

 

Işık oldu zindandaki kalbime.

Bir kelebek bırakıp gitti.

Nedendir bilmiyorum?

Çırpındıkça can bulacağına…

Kan kaybediyor yüreğim.

Kan kaybediyor…

 

Memdoğlu… 

 

1 Ağustos 2020 Cumartesi

Hüzün Çiçeği!...


Kahve tanesi miydi gözlerindeki!?…
Kaşlar yay,
Kirpikler hüzünlü bir ok sanki?…
Yüzünde…
Boyun bükmüş,
Toprakla hemhal hüzün çiçekleri…
Umuttan bir dünyası,
Turkuaz mavisiydi o masum hayalleri…

Bakışlar donuk ve durgun,
Fırtına koparacak okyanus sessizliği.
Mevsimlere benzerdi yüreği…
Bazen güz, bazen kışın boranı
İçin için yanıyor,
Yaşamıyordu baharı…

Yoktu dünyadan bir beklentisi…
Tek sermayesiydi…
Heybesinde taşıdığı sevgisi…
Ağırdı, “kendini bilmekti” yükü…
İmtihan ki acı…!?
Sabır, tüm dertlerin ilacı…

Memdoğlu…

19 Kasım 2019 Salı

Göç!...


Ansızın çıkıp gittiğin gün!...
Karardı  ruhum, tükendi can özüm.
Denizde  savrulan başıboş bir sandal gibi
Sahilden sahile savruldum…
Ve bilinmeyene başladı göçüm…

İzlerini aradım koca âlemde…
Ne bir ses, ne bir nefes…
Yürüdüm yürüdüğün yollardan.
Düşlerken o heybetini…
Kalbimdeki “acı”yı hafifleten
Amberin kokun ile huzur buldum…

Hayallerim tavan aralıklarına gizlenmiş…
Ruhum, beyaz kelebeğin kanadında asılı.
Yaşarken ölmeyene, ölmek zor…
Yürek pare, pare…
Esaretim devam ediyorken…
Göçüm, son-suz-lu-ğa….


Memdoğlu…










4 Şubat 2019 Pazartesi

Firkat Ateşi!...

O derûnî bakışların kalbimi kalbine tutsak edeli,
Kalbin bîmarhanem oldu!...
Hasretin, firkat ateşi gibi yakarken yüreğimi...
Yokluğun, viraneye çevirdi ruhumu…

Geçtiğin yollarda adım adım seni arıyor,
Zihnimdeki hayalinle avunuyorum.
Acı verse, kanatsa da yüreğimi kızıl dikenler,
Sevginle gül gibi açıyor kalbimde.

Yine rüzgâr bozuyor anın sessizliğini.
Gecede dolunay, kalbimde sen...
Dolunay gökyüzündeki gemi, yıldızlar tayfaları
Gece seyrinde gözlerini arıyor nemli gözlerim.

İçimde kopan fırtına, ruhumu parçalarken,
Karanlığı aydınlatan yıldızlar eşliğinde
Seni arıyor, seni anıyor,
Seni bekliyor bu yaralı yüreğim…


Memdoğlu…


3 Aralık 2018 Pazartesi

Radde!...


Acı, acıyan yanım, çaresizlik haykırışım,
Sükût "lâl" halim, sessizlik çığlığım,
Samimiyet şiarım, doğruluk yolum,
Gönüldür evim, “sevgi”dir mirasım…

Yalnızlık sırdaşım, kitap arkadaşım,
Kalem feryadım, şiir yüreğim,
Hüzün ortağım, tespih silahım,
Hasret ilacım, imtihan hayatım…

Fitne ateşim, masumiyet kimliğim,
Hakkaniyet derdim, vuslat ümidim,
Adalet terazim, mizan tek tesellim,
Dua yakarışım, O; (C.C) sığınağımdır...

Memdoğlu…

16 Şubat 2017 Perşembe

Hiç Yaşarken Öldünüz mü?...

İyi ya da kötü güzel veya çirkin…
İnsanın yaşayacağı ne varsa,
Engel tanımaksızın görüp, yaşıyor.

“Yırtık Ayakkabı”ya üzülen çocuklarken,
Sayamasak da düşen yağmur tanelerini,
Düştüğü yerleri sevmeyi bildik…
Kuşların kanatlarına dokunamasak da
Masal diyarlarında,
O kanatlara konup uçmayı öğrendik…
Tespihin en güzelini çektiğimizde,
Sevdiklerimizi dilimize dua ettik …

Zaman nasıl da geçiyor ve geçerken,
Bizden de o derin izlerini esirgemiyor…
Derken, önce sarsıldık sonra;
Gül tohumuna zehirli sarmaşık katanlarca,
İftira ateşiyle yanan derin bir kuyuya itildik…
İns-an’ın açtığı bu yarayı anlatmaya
Kelimeler yeter, dilimiz döner mi, bilinmez?
Hâsılı, buyurun!
İşte, ins-an’oğlunun bize hediyesi (!)

Üzerinize acıyla yoğrulmuş toprak serpildi mi hiç?
Şüphe dolu bakışlarla taciz edildiniz mi?
Manasız, mantıksız sorular duydu mu kulaklarınız?
Ve açık olan kapılar bir bir kapandı mı yüzünüze?
Cadde ve sokaklara sığmaz oldunuz mu?
Hava size ulaşmadan yönünü değiştirdi mi?
Hayatın renkleri ne siyah, ne de beyazken…
Onlarca rengin arasında hiç renk-siz kaldınız mı?
Ne acıyan yerinize...
Ne de acıtan yanınıza, çaresizce bakakaldınız mı?
Öyle ki…
O taşıdığınız emanet, sırtınıza yük oldu mu?
Yani dostlar!
Siz! Hiç yaşarken öldünüz mü?

Şimdi: Uzun, uzun düşünüyor,
Ateşten kuyunun dibinden bakıyorum hayata…
Ne rüzgâr esiyor, ne kuşlar uçuyor,
Ne de ışık uğruyor.
Her yer kapkaranlık...
Buradan kimse geçmiyor.
Sanki yeryüzü sağır ve dilsiz,
Sadece ben konuşuyor, ben duyabiliyorum.
Her çığlığım tekrar büyüyerek üstüme düşüyor.
Her yakarışım, sessiz bir ok gibi beni bulup vuruyor.

Acaba diyorum?
Eksiden olduğu gibi,
Renk renk çiçeklere dokunabilecek miyim?
Bir daha ağaçları ve gökyüzünü seyredebilecek miyim?
Aydınlık günleri görüp,
Sevdiklerime tekrar kavuşabilecek miyim?
Büyükler; "Adaletin kestiği parmak acımaz" derdi...
Baş kesen ve parmak acıtmayan "adaletin terazisi",
Bizim kapımıza da uğrar mı?...
Yarabbi!...
Bizi Hak'tan ve "adaletten" ayırma...
Ya Sabır…
Ya Sabır…
Ya Sabır…

Memdoğlu

11 Ocak 2017 Çarşamba

Sen!...


Gözlerimdeki ışık, yüreğimdeki sızı,
Acı-yan yaram,  âlemdeki yalnızlığımsın…

Sen!
Hiç duyulmayacak haykırışlarım,
Gönlüme akıttığım, kanlı gözyaşlarımsın…

Sen!
Sonu olmayan gecem, gerçekleşmeyen rüyam,
Tükenmeyen ümidim, aydınlığımsın…

Sen!
Diyar diyar gezip de bulamadığım,
Bülbül-ü şeyda, ah-u zarımsım…

Sen!
Açmak için güneşi beklemeyip,
Kalbimde kök salan, boynu bükük goncagülsün…

Sen!
Semadan dökülüp üzerime yağan,
Kar taneleri, yağmur damlacıklarısın…

Sen!
Rüzgârın savurup, bulutların getirdiği,
Dağlardan vadilere dökülen, bir avuç toprağımsın…

Sen!
Hem gözü, hem gönlü yakan,
Giyilmesi mümkün olmayan, ateşten bir gömleksin…

Sen!
Güneşin görmeyip, gölgenin düşmediği
Kör kuyudaki ay yüzlü Yusuf’sun…

Sen!
Kalemin yazamayıp, defterin tutamadığı,
Sayfalara sığdıramadığım şiirimsin…

Sen!
Yeryüzünde değil, gökyüzünde yeşeren,
Sevgi çiçeğim, dilimdeki duamsın…

Sen!
Evet, Sen!
Varlığına şükrettiğim, yokluğunla ürperdiğim
Sonu olmayan yolumsun…
Sadece varsın ve hep öyle kalacaksın…

Memdoğlu...

10 Ekim 2016 Pazartesi

Allah Var, Gam Yok!...


“Kollarına yuva yaptım,
Yıkılma; ayakta kal!” dedi beyaz güvercin.
Dile gelmişti bir kez ve devam etti…
“Aç sevgiyle ördüğün gönül şemsiyesini.
Dökülsün ayaklarıma sevdanın her zerresi.
Sarsın bedenimi o sımsıcak kokun.
Sen de kaybolsun, sana bakan o ela gözler.
Bak,  mesut olasın diye,
Ağaçlar yoluna sermiş yapraklarını.
Renkleriyle kuşak yapmış gökyüzü.
Elinde bu kadar nimet varken,
Sen ‘yolumu kaybettim, mutsuzum’ diyorsun.
Kalbini karanlığa gömüp,
Gözlerinden yaş mı akıtıyorsun?
Sevdiklerine sırtını dönüp,
Karalar içinde karanlıklarla yoldaş mı oluyorsun?
Sen hâlâ yarınından şüphe mi ediyorsun?
Bir damla umudumuz olmasaydı,
Sarılır mıydık gönlümüzün aktığı yere?
Acılar içinde bakarken Sevgili’nin silüetine,
Güler miydi yüzümüz?
Haydi, bırak umutsuzluğu!.
Seninle umuda yelken açanlardan,
Boynuna dualar asanlardan,
Gözlerine hayalini koyanlardan
Seni sevenlerden esirgeme tebessümünü.
Yol belli, Allah var, gam yok” dedi
Ve özgürlüğe…
Sonsuzluğa uçuverdi…

Memdoğlu…

10 Haziran 2016 Cuma

Yine Ayrılık!...

Gün geçtikçe,
Saç ve sakallımdaki aklar çoğalıyor,
Yüzümdeki çizgiler daha da belirginleşiyor.
Bakışlarım donuk ve yorgun, derin ve bitkin…
Yapraklarım çoğaldıkça, söğüt ağacı misali
Omuzlarım düşüyor, dallarım kırılıyor…
Ne de çok canım yanıyor.
Gözlerimden dökülen yaşlarla birlikte,
Kirpiklerimin ıstırabı da artıyor…


Acı bir tebessümle yolcu ettiğim,
Yüreğimdeki yaralar hiç iyileşmeyecek gibi.
İki kaburgamın arasına saplanan okun acısı, 
Yavaş yavaş, bedenimi ele geçiriyor.
Ve yüreğim pare pare…
Can eriyor,
Can’dan bir parça kopuyor,
Tıp da bizim gibi çaresiz…
Yani dostlar!
Allahüâlem.
Vakit de vuslat da yaklaşıyor…

Memdoğlu

25 Ocak 2016 Pazartesi

Acı!...


Mektup yazmışsın…
İyi etmişsin.
Okurken her satırını,
“Sevdaya düştüm,
Aşk ‘acı’sı çekiyorum demiş
Ve ‘acı’yı anlatın?” diye de not düşmüşsün.

Acı kederdir, yalnızlıktır.
Geçmişin izi, geleceğin sözüdür.
Acı, dilsiz bir yakarış, anlatılamayan duadır.

Acı bilir acının halinden,
Acıyı çeken bilir, acı (sızı)sından.
Özcesi!...
Her ruhun vardır bir acısı.
“Aşk acısı çekiyorum” deyip, “aşk”a iftira etme.
Kavuşmadır, vuslattır aşk.
Eğer acı verseydi aşk!
O’nun beytinde dillenir miydi?
İstenir miydi?
Aşk, aşk!

Hâlâ da “acı’yı tarif etmiyorsun?” diyerek, sitem etmişsin.
İstesek de ‘acı’na merhem olamayız?
Acısız yaşamadık ki hiçbir anı.
İşte öyle…

Memdoğlu...

12 Ocak 2016 Salı

Üşüyorum!...


“Üşüyorum” dedi şair.
Sardılar yırtık bir battaniyeye,
Çay ikram edip, ısıtmaya çalıştılar.
Yorgun ve ıslak gözlerle mahmur mahmur bakarken…
Bitap düşmüş vücuduyla bir kez daha,
Acı bir nida ile “üşüyorum” diye inledi.
Gözlerinden inci gibi yaşlar dökülürken,
O, zihnindeki masumiyeti hayal ediyordu…

Isıtmaya çalıştılar, nafile…
Zira bedeni değil, ruhu üşüyordu şairin…
Bir ara toparlanmaya çalıştı.
Var gücüyle; 
“Kendi nefislerinin tatmini için
Dünyayı kirleterek insanlığı katledenler!
Durun, ne olur durun?
O saf düşlerimizi ve hayallerimizi kirletmeyin” dedi.
Bir daha uyanamayacağı, derin bir uykuya daldı…

Memdoğlu...