Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2019 Pazartesi

Nev-i İnsan!...

Heyhat! 
Adalet terazisi bozulmuş,
Vicdanlar cüzdan aralığına hapsolmuş.
İnsanlık ayaklar altında, ahlak yozlaşmış,
İdrak ve izan bizden uzaklaşmış.
Aydınlık olsa da dünya…
Hamasî nutuklar, kalpleri karartmış.


Saatler geçse de zaman durgun, akmıyor!
Bin bir çiçeğe rağmen, toprak hayâ ediyor.
Gökyüzü hüzünlü, güneş ışık saçmıyor,
Hava puslu, rüzgâr elemli esiyor.
Zira insan suretindeki bedenler…
Yine sağır ve sessiz... 
Yine dilsiz, susuyor.

Hani, kimden gelirse gelsin haksızlık,
Bizden uzak olacaktı, zillet ve alçaklık.
Tavrımız “Hak”tan yana, hep adil olacak,
Zulme karşı, mazlumun cenahında duracaktık.
Nerede kaldı vefa, ahde vefa?
Ne oldu birliğimize?
Biz böyle mi olacaktık?

Memdoğlu…

3 Aralık 2018 Pazartesi

Radde!...


Acı, acıyan yanım, çaresizlik haykırışım,
Sükût "lâl" halim, sessizlik çığlığım,
Samimiyet şiarım, doğruluk yolum,
Gönüldür evim, “sevgi”dir mirasım…

Yalnızlık sırdaşım, kitap arkadaşım,
Kalem feryadım, şiir yüreğim,
Hüzün ortağım, tespih silahım,
Hasret ilacım, imtihan hayatım…

Fitne ateşim, masumiyet kimliğim,
Hakkaniyet derdim, vuslat ümidim,
Adalet terazim, mizan tek tesellim,
Dua yakarışım, O; (C.C) sığınağımdır...

Memdoğlu…

21 Eylül 2017 Perşembe

Masumiyet!...


Hayallerimiz vardı çocukken…
Ne kadar masum, ne kadar da merhamet doluydu
Kavga, çatışma ve savaşların yaşanmadığı,
Acı ve gözyaşının yerini,
Sevinç çığlıklarının kapladığı bir dünya…
Her yer yemyeşil olacak…

Hayallerimiz vardı çocukken…
Dağlar ve kırlarda,
Kuş cıvıltıları arasında kelebekler gibi uçuşacak,
Uzun mesafeleri kısa zamanda aşıp,
Akşama, evimizin arka penceresine konacak,
Uykuya dalınca,
Gündüz hayal ettiğimizi rüyalarda da görecektik…
Büyüyecek, pembe panjurlu olmasa da
Pembe tadında bir yuvaya sahip olacak,
Gökyüzünü dolaşıp, âlemi sergüzeşt edecektik… 

Çocuksu gülüşlerin su sesiyle yankılandığı,
Öksüz, yetimlerin barınmadığı,
Kötünün, kötülerin can yakmadığı,
Karanlıkların, iyilik meşaleleriyle aydınlandığı,
Gecelerini kelebeklerin kanatlarıyla renklendirdiği,
Çocukların mutlu olduğu bir dünya…

Hayallerimiz vardı çocukken…
Üzüntü ve tasanın yerine, ümidin yeşerdiği,
İnsanların ıstırap çekmediği,
Daha çok sevileceği bir dünya…
Yaratılış fıtratına göre hareket edebilen bizlerin,
“Adalet”i hâkim kılabildiği bir dünya…
Ey beyaz zambaklar ülkesinin beyaz gülleri!
Ey masumiyetin sembolü çocuklar!
Affedin bizi, masumiyeti kirlettik!…

Memdoğlu...

19 Mayıs 2017 Cuma

Ölüm de Var!...


Ahir zamanda yolculuk edip,
Dünyaya tamah edenler!...
Kardeşlerini yalnızlığa hapsedip,
Heva ve heveslerine hizmet edenler!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Dost'a vefası olmayıp,
Yetim yüzü solduranlar!...
Mazluma gözyaşı döktürüp,
Zalimlerle ittifak edenler!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Nakış nakış sevgiyle işlenmiş yüreklere,  
Gözyaşı ve acı katanlar!...
Kaza ve kadere inanmayıp,
İlâhî Nizam'dan  habersiz olanlar!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Hak ve hakikati görmeyip,         
Adalete yüz çevirenler!...    
Masumun eli tutmayıp,
Yarasına tuz basanlar!
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Bugün varız, yarın yokuz.
Belki son nefes, belki de son bakış,
Belki şu an, belki de tan ağarırken...
Belki bir akşamüstü...
Belki de gelecekte bir an.
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Memdoğlu...

12 Nisan 2017 Çarşamba

Kırgınım!...


Kelâmımın karşılıksız bırakılışına,
Ettiğim tebessüme, zehirli ok atılışına,
Kalbimdeki sevginin hayalde kalışına
Bıraktığım değerlerin yok edilişine kırgınım...

Kırgınım!
Kokladığım gülün yaprak döküşüne,
Tutmaya çalıştığım elin ters dönüşüne,
Aldığım nefesin ciğerimi yakışına,
Derdimin dermansız bırakılışına kırgınım...

Kırgınım!
Yalancı baharın yeşermesine,
Düştüğüm zindana güneş doğmamasına,
Günümüz insanının dilsiz oluşuna,
Yüreğime düşen ateşin sönmeyişine kırgınım...

Kırgınım!
Masumiyetimin kanat çırpınışına,
Çektiğim acıya seyirci kalınmasına,
Verdiğim selamın alınmayışına,
Dost bildiklerimin düşman oluşuna kırgınım...

Kırgınım!
Liyakat mefhumunun kayboluşuna,
Vicdanların şifreli kasalara konulmasına
Mazlumun feryadının duyulmayışına…
Adaletin "terazisiz" bırakılışına kırgınım...

Memdoğlu...

29 Mart 2017 Çarşamba

Sesleniş!...


Beklemek!
Neyi, neden beklediğini bilmeden beklemek?
Pencerenize konacak haberci bir kuşu mu?
Sadece bir gün ömrü olan kelebekleri mi?
Çorak topraklara düşecek yağmur damlasını mı?
Ya da umuda, hayata atılacak yeni bir adımı mı?

Düşünmek!
Önce iyi olan her şeyden başlamak...
Kahkahaların eşlik ettiği,
Tebessümlerin ümit olduğu,
Sonu hep mutlu biten;
Kötülerin yer almadığı bir dünyayı mı düşünmek?
Yoksa yüzleri maskeli,
Kötülüğü meslek edinmiş, kalpleri kararmış,
Merhametin barınamadığı, adaletin olmadığı
Vicdanları, insanları mı düşünmek?

Yazmak!
Evet, sadece yazmak...
Kaleme dökülemeyen hikâyeleri yazmaya çalışmak...
O kadar zor ki bazen boynunuzu büküverir.
Ne dil döner, ne de kalem yazabilir bu çaresizliği.
Merhem olmaya çalışırsınız bu yaraya.
Ama hikâye uzadıkça serap misali kaybolur.
Siz koştukça, her şey yok oluverir bir anda.
Ne kendinize derman olursunuz, ne başkasına.
Ne bekleyebilir, ne de düşünebilir,
Sadece yazabilirsiniz...
Bulutlara...
Yıldızlara...
Gökyüzüne...

Memdoğlu...

16 Şubat 2017 Perşembe

Hiç Yaşarken Öldünüz mü?...

İyi ya da kötü güzel veya çirkin…
İnsanın yaşayacağı ne varsa,
Engel tanımaksızın görüp, yaşıyor.

“Yırtık Ayakkabı”ya üzülen çocuklarken,
Sayamasak da düşen yağmur tanelerini,
Düştüğü yerleri sevmeyi bildik…
Kuşların kanatlarına dokunamasak da
Masal diyarlarında,
O kanatlara konup uçmayı öğrendik…
Tespihin en güzelini çektiğimizde,
Sevdiklerimizi dilimize dua ettik …

Zaman nasıl da geçiyor ve geçerken,
Bizden de o derin izlerini esirgemiyor…
Derken, önce sarsıldık sonra;
Gül tohumuna zehirli sarmaşık katanlarca,
İftira ateşiyle yanan derin bir kuyuya itildik…
İns-an’ın açtığı bu yarayı anlatmaya
Kelimeler yeter, dilimiz döner mi, bilinmez?
Hâsılı, buyurun!
İşte, ins-an’oğlunun bize hediyesi (!)

Üzerinize acıyla yoğrulmuş toprak serpildi mi hiç?
Şüphe dolu bakışlarla taciz edildiniz mi?
Manasız, mantıksız sorular duydu mu kulaklarınız?
Ve açık olan kapılar bir bir kapandı mı yüzünüze?
Cadde ve sokaklara sığmaz oldunuz mu?
Hava size ulaşmadan yönünü değiştirdi mi?
Hayatın renkleri ne siyah, ne de beyazken…
Onlarca rengin arasında hiç renk-siz kaldınız mı?
Ne acıyan yerinize...
Ne de acıtan yanınıza, çaresizce bakakaldınız mı?
Öyle ki…
O taşıdığınız emanet, sırtınıza yük oldu mu?
Yani dostlar!
Siz! Hiç yaşarken öldünüz mü?

Şimdi: Uzun, uzun düşünüyor,
Ateşten kuyunun dibinden bakıyorum hayata…
Ne rüzgâr esiyor, ne kuşlar uçuyor,
Ne de ışık uğruyor.
Her yer kapkaranlık...
Buradan kimse geçmiyor.
Sanki yeryüzü sağır ve dilsiz,
Sadece ben konuşuyor, ben duyabiliyorum.
Her çığlığım tekrar büyüyerek üstüme düşüyor.
Her yakarışım, sessiz bir ok gibi beni bulup vuruyor.

Acaba diyorum?
Eksiden olduğu gibi,
Renk renk çiçeklere dokunabilecek miyim?
Bir daha ağaçları ve gökyüzünü seyredebilecek miyim?
Aydınlık günleri görüp,
Sevdiklerime tekrar kavuşabilecek miyim?
Büyükler; "Adaletin kestiği parmak acımaz" derdi...
Baş kesen ve parmak acıtmayan "adaletin terazisi",
Bizim kapımıza da uğrar mı?...
Yarabbi!...
Bizi Hak'tan ve "adaletten" ayırma...
Ya Sabır…
Ya Sabır…
Ya Sabır…

Memdoğlu

9 Ekim 2016 Pazar

Önce Adalet!...

Terör ve terör örgütleriyle mücadele başlı başına bir sanattır. Strateji ve sabır gerektirir.

Komitacı ve masonik teşkilatların örgütlenme biçimi olan “piramit” yapı sistemiyle kurulan ve yönetilen, hedeflerine ulaşmak için kendilerine her yolu mubah gören, yıllarca İslami söylemleri referans alarak takiyye yapan, TBMM’yi bombalayan, 241 vatandaşımızı şehit eden, binlercesini de yaralayan, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi olmak üzere Başbakan, bakan ve milletvekillerini öldürmeye kalkışan FETÖ/PDY gibi terör örgütleriyle mücadele etmek, daha da zordur.

Mağduriyet edebiyatı yapma maksadımız yoktur. (Son günlerde siyasi çıkarları için mağduriyet edebiyatı yapanlar var) Ancak ortada mağdur edilmiş insanların olduğu da bir gerçek. O zaman bir an önce mağdur edilenlerin mağduriyetleri giderilsin ki birileri bu mağduriyetler üzerinden siyaset yapıp, nemalanmaya çalışmasın.

FETÖ ile mücadele esnasında,  bazı mağduriyetler yaşanmıştır. Önemli olan, hata veya yanlışlık sonucu mağdur edilen insanların mağduriyetinin giderilmesidir. Bu mağduriyetlerin giderilmesi,  FETÖ ile mücadeleyi daha da güçlendirecektir.

26 Temmuz 2016 tarihli, “Sen de mi Brutus?!” başlıklı yazımızda; “15 Temmuz sonrasında (darbeye iştirak eden asker görünümlü teröristleri kast etmiyorum)  kamu kurumlarında çok sayıda personel, FETÖ terör örgütü ile ilişkili olabileceği şüphesiyle gözaltına alındı. Devletin ani bir refleksle gözaltına aldığı kamu personeli içerisinde az da olsa, FETÖ ile ilişkisi olmayan memurlar da bulunmaktadır. Bu noktada devletin, çalıştığı kurumdaki görevi nedeniyle, FETÖ’cülerin hedefi olmuş ve FETÖ’cüler tarafından bilinçli olarak itibarsızlaştırılmak istenen memurların da bulunabileceğini göz ardı etmemesi gerekir. Anayasa’nın 38. Maddesi ‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’ hükmü gereği, her gözaltına alınan kamu personelinin potansiyel FETÖ ‘cü olarak görülmesi, toplumda büyük bir travmanın yaşanmasına sebebiyet verecektir.” demiş ve devletin kılcal damarlarına kadar işlemiş FETÖ urunun temizlenmesi için, TSK başta olmak üzere birçok kurumda yapısal değişikliklere gidilmesinin gerekli olduğuna dikkat çekmiştik.

 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında, FETÖ/PDY terör örgütüyle mücadelede çok sayıda memur, çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle memuriyetten men edilmişlerdi. Özellikle 01 Eylül 2016 tarihli 672 sayılı KHK sonrası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; “Şu var ki at izi, it izine karışmış vaziyette. 'Ben bir şey atayım da nasılsa tutar' diyenler var. Bazıları böyle yapıyor. Özellikle yazılı ve görsel medya dünyasında bu çok var. Bazen fırsat bulduğumda TV'leri izliyorum. Öyle yorumlar yapıyorlar ki suçladıkları o insanın bu işle hiç alakası yok. Ama o insana o yaftayı yapıştırıyor. Bu tür yanlışlıklardan uzak durmak lazım” çıkışı, ikaz ve öngörümüzdeki haklılığımızı ortaya çıkarmıştır.

Başbakan Yıldırım ve Başbakan Yardımcıları Numan Kurtulmuş, Nurettin Canikli ve Veysi Kaynak’ın açıklamaları, az da olsa FETÖ/PDY terör örgütüyle bir ilişkisi olmayan, FETÖ ile mücadeledeki hiçbir kritere ve parametreye uymayan; haksız yere ve yanlışlıkla memuriyetten men edilmiş;  “masum ve mazlum” memurların olduğunu  teyit ediyor.

Hatırlanacağı üzere Ergenekon ve Balyoz davalarını FETÖ'nün kiralamış olduğu "gizli tanıklar" sulandırmıştı. Bu sözüm ona "gizli tanıklar",  kendilerine engel olarak gördükleri ve Ergenekon ile Balyoz davalarıyla ilgisi ve alakası olmayan, çok sayıda insanı mağdur etmişlerdi.

Bugünkü FETÖ/PDY operasyonlarında da benzer bir taktik işleniyor. Gözaltına alınan kimi FETÖ terör örgütü mensupları "itirafçı" ya da "gizli tanık" sıfatıyla verdikleri ifadelerde, FETÖ/PDY terör örgütüyle hiçbir ilgisi ve irtibatı olmayan insanların isimlerini vererek mağdur etmekte, "kripto" diye tabir edilen mensuplarını kamufle etmeye çalışıyor olabilirler. Devlet, FETÖ’nün bir taktiği olan bu kirli oyuna gelmemelidir.

Bir hata sonucu FETÖ/PDY ile ilişkilendirilerek mağdur edilen memurların görevlerine iade edilmesi, toplumdaki endişeleri gidereceği gibi, FETÖ ile mücadeleyi de zafiyete uğratmayacak, aksine daha sağlıklı hale getirecektir.


10 Eylül 2014 Çarşamba

ADALET Mİ, ATALET Mİ?

Çözüm süreci, Barış Anneleri,  1 Haziran’da yenilen seçimler, Lice’de meydana gelen olaylar, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, Suriye’den sonra Irak’ta ortaya çıkan IŞİD… derken, AYM’nin Balyoz davasında tutuklu bulunanlar hakkında verdiği yeniden yargılama kararı ile gündemimiz bir kez daha yenilenmiş oluyor. 

Demokrasi ile idare edilen bir ülkenin gündemi çok hızlı değişebiliyorsa, o ülkede demokrasi sağlıklı işleyemiyor demektir.

Anayasa Mahkemesi'nin “hak ihlali” kararından sonra,  İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz Davası'nda yargılamanın yenilenmesine, infazların durdurulmasına karar verdi. Mahkeme, savcının mütalaasına uyarak 230 sanığın tamamı için yeniden yargılama ve infazın durdurulması kararı verdi. Bu kararla Balyoz davasından tutuklu sanık kalmadı. Hatırlanacağı üzere “özel yetkili mahkemeler”in kaldırılmasının, tutuklulukta azami sürenin 5 yıla inmesinin ve AYM’nin “hak ihlali kararının” ardından, geçtiğimiz Mart ayında da Ergenekon davasından tutuklu sanık kalmamıştı.

Yaklaşık bir yıl önce, sonuçlanan Ergenekon Davasından sonra kaleme aldığımız yazıda; “5 Ağustos 2013 günü Türkiye için çok şey ifade eden tarihi bir gündü. Doksan yıldır Türkiye toplumunu dizayn eden derin yapılanmalardan deşifre edilen Ergenekon ayağı davası nihayet sonuçlandı. Açıklanan cezalar bakıldığında, toplum vicdanında karşılığını bulamamıştır. Verilen cezalar bir kısmı, bizim de vicdanlarımızda soru işaretleri bırakmıştır.” değerlendirmesinde bulunmuştuk.

Ne ifrat, ne de tefrit. Bir insan sevilir, sevilebilir ama tabulaştırılmamalıdır. Hakaret ve küfür içermediği müddetçe de beğenmediği şeyleri eleştirebilmelidir. İfade özgürlüğü, demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Her Türkiye vatandaşı, kendisini rahatlıkla ifade etmeli, edebilmelidir.

Balyoz ve Ergenekon davaları Türkiye toplumunda çok tartışıldı. Toplumun bir kısmı davaları haksız bulurken, diğer bir kısmı da meşru iktidarları, gayrimeşru yöntemler ve darbeler eliyle ortadan kaldırılması hedeflendiği gerekçesiyle yerinde buldu.

Kanımca toplum olarak yanlış şeyleri tartıştık durduk. Tartışılması gereken asıl nokta hukuk sistemimiz değil mi? Bir yıl önce “müebbet” diyen bir hukuk sistemi, bir yıl sonra salıveriyorsa, hukuk sistemi iflas etmiştir demektir.

   Türkiye’de “hukuk”  hiçbir zaman tarafsız olmamıştır. Hukuku siyasallaştırırsanız, sonuçları da elbet de siyasi olacaktır. Ergenekon ve Balyoz davalarında yeniden yargılama diyen hukukumuz, aynı hassasiyeti KCK davaları ve Salih Mirzabeyoğlu için de gösterebilecek mi?

Maksat adalet ise adalet herkese “adil” davranılmalıdır.

Devlet idaresi ile kamu hizmetlerinin dağıtımında; etnik köken, grup, parti, cemaat, takım, tarikat, kulüp mantığı olmamalıdır. Her grup, cemaat, takım tarikat… kendi hukukunu yerleştirmeye başlarsa, devleti oluşturan ana gövde çatırdamaya başlar. Dünyada bunun en güzel örneği Pakistan'dır. Pakistan bizim gibi bir istiklal savaşı da vermedi. Pakistan'daki cemaatler, mezhepler kendi içtihatlarına göre bir hukuk sistemi kurmaya çalıştıkları için ülkede istikrar ve adalet bir türlü tesis edilemiyor. Adaletin tesis edilemediği bir ülkede demokrasiden dem vurmak gülünç olur.

Toplumda ve kamuda liyakat olmazsa, devlette de adalet olmaz. Adaletin olmadığı yerde ise huzur olmaz, saadet olmaz...

Bir vicdan, bir kez "vicdansızlık" yapmaya görsün... Vicdansızlığı, "vicdan" aramaya başlar artık.

Yaşasın ataletsiz adalet…

Atalet (affedersiniz) adalet mülkün temelidir.

İmralı sakini A. Öcalan için de benzer bir karara hazır ol Türkiyem…!

(Bu yazı ilk olarak 20 Haziran 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)