hak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2019 Pazartesi

Nev-i İnsan!...

Heyhat! 
Adalet terazisi bozulmuş,
Vicdanlar cüzdan aralığına hapsolmuş.
İnsanlık ayaklar altında, ahlak yozlaşmış,
İdrak ve izan bizden uzaklaşmış.
Aydınlık olsa da dünya…
Hamasî nutuklar, kalpleri karartmış.


Saatler geçse de zaman durgun, akmıyor!
Bin bir çiçeğe rağmen, toprak hayâ ediyor.
Gökyüzü hüzünlü, güneş ışık saçmıyor,
Hava puslu, rüzgâr elemli esiyor.
Zira insan suretindeki bedenler…
Yine sağır ve sessiz... 
Yine dilsiz, susuyor.

Hani, kimden gelirse gelsin haksızlık,
Bizden uzak olacaktı, zillet ve alçaklık.
Tavrımız “Hak”tan yana, hep adil olacak,
Zulme karşı, mazlumun cenahında duracaktık.
Nerede kaldı vefa, ahde vefa?
Ne oldu birliğimize?
Biz böyle mi olacaktık?

Memdoğlu…

11 Ocak 2018 Perşembe

Ehliyet ve Liyakat…!

Sözlük anlamı, “yetki, elverişli, lâyık, yeterli olmak”  manalarına gelen “ehliyet”, aynı zamanda; bireyin dinî ve hukukî hükümlere muhatap olmaya elverişli oluşunu da ifade etmektedir. Daha geniş bir ifadeyle, insanların leh ve aleyhindeki hak ve sorumluluklara muhatap olabilme yeterliliğidir.

Liyakat, “bir işe ehil olmak, bir işe layık olmak” demektir. “İşe hakkını verme” becerisidir. Ehil olmayan, liyakatsiz insan, emanetin gereğini de yerine getiremez. Toplumda barışın, adaletin, huzurun sağlanması, ehliyet ve liyakat sahibi insanların görev başına gelmeleri/getirilmeleriyle mümkün olabilir.

Emanet, bir süreliğine başkasının hizmetine sunulan değerdir. Emanet sahiplerinin emanet edecekleri insanda ilk arayacakları şart “ehliyet” ve “liyakat” olmalıdır.

Cenab-ı Allah, Kur’an’ı Kerimde, “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa:4/58) buyurarak,  emanetin ve işin ehil kimselere verilmesinin önemine dikkat çekmektedir.

“Emin” olmak Peygamber (s.a.v) Efendimiz vasıflarındandır. O, örnek yaşayışıyla herkesin güvenini kazanmıştır. Mekke fethedildiğinde, Peygamber (s.a.v) Efendimiz Kâbe'nin kapısının açılmasını talep eder. Kâbe'nin anahtarı henüz Müslüman olmamış Osman bin Talha’dadır. Osman bin Talha, anahtarı Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e teslim eder.  O esnada, çok sayıda Müslüman bu görevin kendilerine verilmesini bekler. Fakat Hz. Peygamber, Kâbe'yi açtırıp içindeki putları temizletip şükür için iki rekât namaz kıldıktan sonra, anahtarı yine Osman bin Talha’ya teslim eder. Orada bulunan herkes, Peygamber Efendimiz’in görev verme konusunda, "ehliyet" ve "liyâkat"i esas aldığına şahit olurlar.

“Bir gün beyleri Sultan Mahmut'a: ‘Ayaz denilen bu kölenin ne marifeti var ki sen ona otuz kişinin maaşı kadar maaş ödüyorsun?’ dediler.

Sultan Mahmut bu soruya o anda cevap vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı. Yolda bir kervan gördüler. Sultan Mahmut beylerden birine: ‘Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor?’ dedi. Bey atını sürerek gitti, birkaç dakika içinde geriye döndü. ‘Efendim kervan Rey şehrinden geliyor.’ dedi. Sultan Mahmut: ‘Peki, nereye gidiyormuş?’ diye sorunca, bey susup kaldı.

Bunun üzerine Sultan Mahmut başka birini gönderdi. O da gidip geldi. ‘Efendim, Yemen'e gidiyormuş.’ dedi. Padişah: ‘Yükü neymiş?’ deyince, o da sustu kaldı. Bu defa padişah başka bir beye: ‘Sen de git yükünü öğren’ dedi. Bey gitti geldi. ‘Her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri.’ dedi. Padişah: ‘Peki, kervan ne zaman yola çıkmış?’ diye sorunca bey cevap veremedi.

Padişah böyle tam otuz beyi gönderdi, otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremediler. Padişah son olarak Ayaz'ı çağırdı: ‘Ayaz, git bak bakalım, şu kervan nereden geliyor?’ dedi. Ayaz: ‘Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak edeceğinizi tahmin ederek gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Rey'den gelip Yemen'e gidiyor, yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deveden oluşuyor, şu kadar insan var’ diye kervan hakkında ayrıntılı bilgi verir. Bütün bunları, beyler ağzı açık dinliyorlardı. Ayaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmişti.

Padişah beylerine döndü: ‘Ayaz'a neden otuz kişinin ücretine denk ücret verdiğimi anladınız mı? Görüyorsunuz ki bu bile onun hizmetine karşılık az geliyor.’ Böylece Ayaz'ı çekemeyerek aleyhinde konuşan beyler utanıp yaptıklarına pişman oldular” (Gülgün Yazıcı- Mevlânâ'nın Mesnevi'sinde Ehliyet Ve Liyakat Kavramları)

“Yönetim ve iktidarı elinden alınmış bir sultana: ‘Niçin devletin elinden çıktı, başkasına geçti ve yetkilerin yok oldu?’ diye sorulduğunda şöyle demiştir:

‘Devletim ve kuvvetim ile gururlandım, kendi görüşüme ve yaptığıma razı oldum, istişareden uzak durdum, küçük yaştaki ehliyetsiz kimseleri büyük işlerin başına getirdim, Vaktinde önlem almadım, ihtiyaç anında bir çözüm için fazla düşünmedim ve çare aramadım, acele edilecek bir yerde, ele geçen fırsatı değerlendirmede ve ihtiyacı gidermede ağır davrandım, geri durdum; bunun için başıma bunlar geldi!" (İmam-ı Gazali-Yöneticilere Altın Öğütler, Semerkand Yayıncılık, Shf: 187)

Görevin ehil ve liyakat sahibi idareci ve bürokratlar yerine, imtiyazlı kişilere verilmesi,  devlet idaresinde ciddi sorunları da beraberinde getirecektir. Bunun sonucunda ise ülke ekonomisi zarar görecek, toplumda barışın, adaletin ve huzurun sağlanmasına halel gelecektir.

Meşru hedeflere, gayrı meşru yollar üzerinden ulaşmak/ulaşmaya çalışmak, varılan sonuçlara hiçbir zaman meşruiyet kazandırmaz...

Tarih tekerrürden ibaret değildir, tekerrür eden yanlış ve hatadaki ısrardır…

Selametle kalın…

19 Mayıs 2017 Cuma

Ölüm de Var!...


Ahir zamanda yolculuk edip,
Dünyaya tamah edenler!...
Kardeşlerini yalnızlığa hapsedip,
Heva ve heveslerine hizmet edenler!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Dost'a vefası olmayıp,
Yetim yüzü solduranlar!...
Mazluma gözyaşı döktürüp,
Zalimlerle ittifak edenler!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Nakış nakış sevgiyle işlenmiş yüreklere,  
Gözyaşı ve acı katanlar!...
Kaza ve kadere inanmayıp,
İlâhî Nizam'dan  habersiz olanlar!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Hak ve hakikati görmeyip,         
Adalete yüz çevirenler!...    
Masumun eli tutmayıp,
Yarasına tuz basanlar!
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Bugün varız, yarın yokuz.
Belki son nefes, belki de son bakış,
Belki şu an, belki de tan ağarırken...
Belki bir akşamüstü...
Belki de gelecekte bir an.
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Memdoğlu...