dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2022 Pazartesi

Tersine Dönmüş Dünya!..

Bakmaya kıyamazdım, yüzüne nazar değer.

Hiç gözüm kaçırmazdım sonu bilseydim eğer.

Beni öldürmeden ruhuma gömdü keder.

Senden bihaberim, şimdi nasıl neredesin?

Sadece tahmindeyim, bensiz mutsuz yerdesin.


 

Aynalar bana bakar, ben bakamam onlara.

Lâl olur kalır dilim seni bana sorana.

İnanmıyorum artık rüya hayra yorana.

Öyle olsaydı bir gün çıkıp gelirdin bana.

Ben önemli değil de çok sevinirdin sen buna.

 

Sönmüş bir yangını yıllar sonra yakarsın.

Sonrası sönsün diye gözlerime bakarsın.

Oysa hâlâ yüreğimde dere tepe akarsın.

El kilit, ayak kilit, tetiği çek; haydi vur.

Yaşayıp savaşmakla aşılmıyor koca sur.

 

Gözüm toprakta taşta,  bastı mı diye buna.

Gördüğümde aklıma düşerdi bir çift suna.

Biraz nazar, biraz naz, nasıl geldik oyuna?

Gönül ayrı göz ayrı, kelam ayrı söz ayrı…

Tersine dönmüş dünya; baş ayrı, özü ayrı.


Memdoğlu…


23 Ağustos 2019 Cuma

Fanîyiz!...


Değdi gözleri gözlerime,
Bilemedim ayrılık var.
Kurudu gönül bahçem,
Yalnızlık ruhumu sarar…

Yorgun düştü bedenim,
Yâr hasretiyle eridim.
Aşksız dokunmaz kilim,
Aşığa her şey aşikâr...

Gurbet de kaldı o yâr,
Özlem, feryat, acı var.
Perde inmiş gözlere,
Dünya sevgiye düçar…

Rüzgârda sevgili kokusu,
Yüreği yüreğime sığar…
Ömür ki kısacık bir film,
Sonunda yolculuk var…

Yeryüzü sessiz duvar,
Gökyüzünde matem var
Sokakta bir telaş, koşuşturma,
Koca âlem “adem”e dar…

Dışarıda sonbaharın kokusu,
Kalbimde yine hüzün var...
Fanîdir insan-oğlu,
İki metrelik çukura sığar…

Memdoğlu…


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Elveda Gökkuşağı!...


Güneşe perde olan bulutlar,
Bir kez daha çatmış kaşlarını…
Baharın doğum sancısı,
Zaten hüzünlü olan gökyüzünün
Rahmet gözyaşlarını dökmesine,…
Rahmet gözyaşları da
Dünyayı sarmalamaya hazırlanan
Altın kemerin oluşmasına vesile…

Yağmur damlalarının çığlığı olsa da
Gökkuşağı, çocuklar ile dans ediyor.
Masumiyetin nişanesi olan çocuklar,
Kuş seslerini andıran cıvıltılarıyla,
Gökkuşağının altından geçmek için
Koşuyor, gülüyor, eğleniyor,
Âleme renk katıyorlar...

Dünyanın farklı bölgelerinde,
Gökyüzüne kucak açan çocuklar,
Ya bir kör kurşuna kurban ediliyor…
Ya da kalbi körelmiş,
İnsan suretindeki canavarların kullandığı,
“Elma kokulu” gazları tadarak;
“Elveda Gökkuşağı!” diyemeden!...
Derin bir uykuya dalıyorlar…

Elveda masumiyetin sembolü çocuklar!
Elveda yağmurla gelen gelinlik!
Elveda gökkuşağı!
Elveda dünya!...

Memdoğlu...

11 Eylül 2017 Pazartesi

Emanet...

Paha biçilmez bir değerdir emanet.
Sevdiğin ve sevildiğin gönülde yer bulduğun,
Al! Canım, kanım senin olsun dediğin,
Ebedi bir teslimiyettir emanet…

Gözlerinden akıttığın gözyaşı,
Dilinden düşüremediğin söz,
Teninden sakınıp, kefen olarak gördüğün
Siyah perdenin indirildiği, bir güneşliktir emanet…

Dikenli yollara koşarak çıktığın,
Kör kuyudaki kızgın ateşe düştüğün,
Rüzgârın bile esip söndüremediği,
Seni sonsuzluğa götüren, sessizliğin ismidir emanet…

Bakarken kıyamadığın,
Severken doyamadığın,
Yokluğuyla yoğrulup olgunlaştığın,
Uçsuz, bucaksız yangının izidir emanet…

Hazan mevsimi Sonbahar da
Ağaçlardan dökülen yaprakların
Toz bulutlarıyla uçuşarak fırtınaya dönüştüğü,
Ve Dünya’nın merkezine düşerken
Yeniden yeşeren, umudun adıdır emanet…



Memdoğlu…

17 Ağustos 2017 Perşembe

İmtihan!...

Biz kullarına;
Cenab-ı Allah’ın bir lütfudur hayat.
Kimi zaman bolluk, kimi zaman darlık,
Bazen ferahlık, bazen de musibet ile eder imtihan.
İmtihan, evet imtihan…
Eş ile evlat ile…
Varlık ve yokluk ile…
Günah ve sevap ile…
Dost ile düşman ile…
Açlık ve tokluk ile…
En zoru da!...
Mesnetsiz bir iftira ile…
Hasılı!...
Kimilerine göre zahmet, 
Kimilerine göre ihsan olsa da
Hayatın kendisi değil miydi imtihan?
Canı yansa da insan;
Önce tahammül etmeyi öğrenmeli,
Sonra, acz ile O’na yüzünü dönmeli,
Aydınlık ve kurtuluş için ise
Şükredip, sabretmeli.
Yarabbi!...
Bela, iftira ve musibetlere karşı bize sabrı,
Bolluk ve nimetlerine karşılık şükrü öğret…
Yâ Sabır…
Yâ Şükür…
Çok Şükür…


Memdoğlu…

19 Mayıs 2017 Cuma

Ölüm de Var!...


Ahir zamanda yolculuk edip,
Dünyaya tamah edenler!...
Kardeşlerini yalnızlığa hapsedip,
Heva ve heveslerine hizmet edenler!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Dost'a vefası olmayıp,
Yetim yüzü solduranlar!...
Mazluma gözyaşı döktürüp,
Zalimlerle ittifak edenler!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Nakış nakış sevgiyle işlenmiş yüreklere,  
Gözyaşı ve acı katanlar!...
Kaza ve kadere inanmayıp,
İlâhî Nizam'dan  habersiz olanlar!...
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Hak ve hakikati görmeyip,         
Adalete yüz çevirenler!...    
Masumun eli tutmayıp,
Yarasına tuz basanlar!
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Bugün varız, yarın yokuz.
Belki son nefes, belki de son bakış,
Belki şu an, belki de tan ağarırken...
Belki bir akşamüstü...
Belki de gelecekte bir an.
Ölüm de var, unuttunuz mu?

Memdoğlu...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Yorgunum...


Kalemimin mürekkebinden dökülen kelimeler sayısınca...
Gece karanlığında
Gökyüzünden ayrılıp yere düşen yıldızlar kadar...
Yorgunum...

Gözleri yolda, kalbi yasta,
Yar’dan haber bekleyen âşıklara mektup götürmek için çırpınan
Postacı kuşlar kadar...
Yorgunum...

Ormanlardaki vahşi avcılardan kaçan yaralı bir ceylan gibi…
Ve ağaç dallarından usulca yere inen yapraklar misali...
Yorgunum…

Ocak başında elinde çekiç, ateşin yumuşattığı demire şekil veren...
Sabırla, aşkın hallerini işleyen demir ustaları kadar…
Yorgunum…

Rotasında ilerlemeye çalışan seyr-ü seferdeki sefineler gibi…
Sürgün yemiş, rıhtımda bekleşen umut yolcuları “Alan”lar kadar...
Yorgunum...

Memdoğlu...

20 Haziran 2015 Cumartesi

Kalp Huzuru İçin...

Kalp, Allah'ın nazargâhıdır. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz “Allah sizin yüzünüze, endamınıza bakmaz; sadece kalbinize bakar” mübarek sözüyle, bu hakikate dikkat çekmiştir.

Yine Nu’man b. Beşir’den rivayet edildiğine göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” (Buharî, İman, 39)” Kalp,  hakiki aşkın yaşandığı vuslat yeridir.

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kalp (bedenin) sultanıdır ve onun orduları vardır. Sultan düzgün/iyi olursa askerleri de düzgün/iyi olur. Sultan bozuk/kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller (tebaasını kuşatan) kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır. Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.”

 İmamı Gazâli (k.s) : “Kalp bir şehrin yahut memleketin hükümdarı gibidir. Beden ise nefsin vatanı, memleketi ve şehri gibidir. Bedenin diğer organları ve kuvvetleri sultanın işçileri ve sanatkârları gibidir. Akıl ve düşünce ona yol gösteren müsteşarları ve vezirleri gibidir. Şehvet ve arzu beden ülkesine yiyecek ve içecek taşıyan bir hizmetçi gibidir. Öfke ve hamiyet sultanın muhafızları gibidir. Ülkeye erzak taşıyan şehvet ve arzu yalancı, habis ve düzenbaz olduğu halde samimi görünür. Samimiyet görüntüsünün altında korkunç kötülükler ve öldürücü zehirler vardır. Onun asıl vazifesi düşüncelerinde samimi olan vezirlerin düşünce ve tedbirlerine karşı çıkmaktır. O, itirazlarından bir an bile geri durmaz. Beden ülkesinin sultanı hikmetli veziri ile istişare ederek bu habis hizmetkârın iğvalarına aldanmaz, ondan yüz çevirirse asıl, söylediklerinin doğru ve hakikat olmadığını tespit eder, muhafızları onu tedip eder, vezir yönetimi altına alır. Kendisini ve avanesini sultana boyun eğdirirse ülkenin işleri düzelir, adalet hâkim olur. Nefis akıldan yardım alır. Gazab’ın hamiyeti ile edeplenirse, öfkeyi şehvete musallat ederse bütün kuvvetleri düzene girer ve ahlakı güzelleşir” der. (Gazâlî, İhya, III. 7, Dâru’l-Fikr, Beyrut)*

Bedenlerimizin dış görünüşü için her türlü masraf ve süsten kaçınmayan bizler, aynı hassasiyeti kalbimizin güzelliği ve süsü için gösteremiyoruz maalesef.

Kalbin en büyük düşmanları nefis ve şeytandır. Şeytan kalbe vesveseyle yaklaşır, nefis kaleyi içten içe fethetmeye çalışır. Kalbi nefsin ve şeytanın saldırılarından korumak için iman ve aklımızı, rahmani yönde kullanmalıyız. Akıl rahmani yönde kullanılırsa, iman daha da güçlenir. İnsan iradesini Allah (C.C) yolunda harekete geçirmeyen bir akıl, şeytani bir akıldır.

Beden ülkesinin hem sultanı hem hükümdarı olan kalp; ilim, hikmet ve iman nuruyla kâinatı mamur edebilecek kadar güçlü bir kumandan iken; kin, öfke, intikam, kibir gibi zaaflarıyla ülkesini felakete sürükleyebilecek kadar aciz olabiliyor.

Dünya ve ahret saadetimiz için: Kör olmalıyız, yani harama nazar etmemeliyiz. Sağır olmalıyız, yani, Hak’tan gayrısını dinlememeli ve duymamalıyız. Dilsiz olmalıyız, yani, dilimize Hak’tan başka söz söyletmemeli, konuşmamalıyız.

Şehr b. Havşeb der ki, bir heyet olarak Ümmü Seleme validemize giderek dedik ki: “Ey müminlerin annesi, Allah Resulü senin yanında iken en çok yaptığı dua ne idi?” Onun en çok yaptığı duanın şöyle bir dua olduğunu söyledi.

“Ey kalpleri bir halden diğer bir hale çeviren Rabbim, benim kalbimi senin dinin üzere sabit kıl.” ben kendisine “Ey Allah’ın Rasulü neden bu duayı çokça yapıyorsun.” diye sordum. Şöyle buyurdular: “Hiç kimse yoktur ki onun kalbi Allah’ın parmakları arasında olmuş olmasın, dileyenin kalbini düzeltir, doğru yola kor, dileyenin de kalbini kaydırır, yoldan çıkar.” Hadisin ilk ravisi Muaz sonra şu ayeti okur! “Ey Rabbimiz bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma katından bize rahmet bahşet. Şüphesiz sen bağışı en çok olansın.” (Tirmizi, Daavât, 89)*

Sonsuz bir huzur-u kalb için,  beden ülkesinin sultanına, kalbimize mukayyet olmalı, manevi iklimin en güzel meyvesi olan Ramazan ayını emredildiği şekilde dolu dolu geçirmeye, Allah’ın (C.C) bu sonsuz rahmetinden nasiplenmeye gayret etmeliyiz.

Ey kalpleri halden hale evirip çeviren Allah’ım! Kalbimize hakikat üzere sebat ihsan eyle...

İğva: Ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak
             * http://www.diyanet.gov.tr/tr/icerik/beden-ulkesinin-sultani/6097

3 Şubat 2015 Salı

Nerede?


Akşam olunca hüzün çöker içime,
Sorarım kalbime sevdiklerin nerede?
Uzaklardan bakıp, parlayıp sönen,
Hani kömür karası gözlerin şimdi nerede?

Yıldızlar kaybolup tanyeri ağarırken,
Pencereme “hû” diyen kumrular nerede?
Şafakta ezan ile gönül kapımı çalan
O mis kokulu seher yeli şimdi nerede?

İlkbaharda açardı tüm çiçekler,
Dallarda uçuşan kuşların nerede?
Bülbülün sesiyle uykudan uyanan,
O mahmur bakışların şimdi nerede?

Şimşekler çakıyor, her yer karanlık
Dünyamı aydınlatacak ışığın nerede?
Ağlıyor gökyüzü, ıslanıyor sokaklar,
Gözyaşlarımı silecek mendilin nerede?

Dünya dönüyor, gündüz ve gece,
Senden önce gelenler, şimdi nerede?
Tren kalkıyor, ukbaya göç var,
Solmaz dediğin o gençliğin şimdi nerede?

Memdoğlu...