Karanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2017 Perşembe

Masumiyet!...


Hayallerimiz vardı çocukken…
Ne kadar masum, ne kadar da merhamet doluydu
Kavga, çatışma ve savaşların yaşanmadığı,
Acı ve gözyaşının yerini,
Sevinç çığlıklarının kapladığı bir dünya…
Her yer yemyeşil olacak…

Hayallerimiz vardı çocukken…
Dağlar ve kırlarda,
Kuş cıvıltıları arasında kelebekler gibi uçuşacak,
Uzun mesafeleri kısa zamanda aşıp,
Akşama, evimizin arka penceresine konacak,
Uykuya dalınca,
Gündüz hayal ettiğimizi rüyalarda da görecektik…
Büyüyecek, pembe panjurlu olmasa da
Pembe tadında bir yuvaya sahip olacak,
Gökyüzünü dolaşıp, âlemi sergüzeşt edecektik… 

Çocuksu gülüşlerin su sesiyle yankılandığı,
Öksüz, yetimlerin barınmadığı,
Kötünün, kötülerin can yakmadığı,
Karanlıkların, iyilik meşaleleriyle aydınlandığı,
Gecelerini kelebeklerin kanatlarıyla renklendirdiği,
Çocukların mutlu olduğu bir dünya…

Hayallerimiz vardı çocukken…
Üzüntü ve tasanın yerine, ümidin yeşerdiği,
İnsanların ıstırap çekmediği,
Daha çok sevileceği bir dünya…
Yaratılış fıtratına göre hareket edebilen bizlerin,
“Adalet”i hâkim kılabildiği bir dünya…
Ey beyaz zambaklar ülkesinin beyaz gülleri!
Ey masumiyetin sembolü çocuklar!
Affedin bizi, masumiyeti kirlettik!…

Memdoğlu...

19 Haziran 2016 Pazar

Samanyolu Yıldızı Gibisin!…


Çıktığında,
Işığına ışık katarak aydınlık saçıyor,
Baktığında,
Karanlığını üstüme örterek görünmezliğe bürünüyor,
Gündüzleri ise
Peşimi bırakmayan gölgem gibi oluyorsun.

Peki ya gece?
Gece olunca beni hatırlamayan,
Çıkışının sebebini aydınlığına bağlayan,
Ve bulutların arkasına gizlenen ayın
Yeryüzünü aydınlattığın kadar…
Yüzümü ve yüreğimi aydınlatıyorsun.
Ömrün güneş doğana kadarmış…
Onun ne ısısına, ne de ışığına dayanabiliyor,
“Yarın akşam tekrar doğacağım” der gibi,
Kendi aydınlığını toplayarak
Yüzümden ve yüreğimden ışığını alıp gidiyorsun.

Gidiyorsun diye,
Artık ne gökteki yıldızları, ne gece doğan ayı,
Ne de gölgemi sever oldum.
Kuyruğun ne kadar da uzun ve göz alıcı…
Sen gökte süzülürken,
Bir ucundan tutunayım istiyorum.
Ay şeklini almış cismine ram olayım,
Seninle birlikte yeryüzünü izleyeyim diyorum.
O gece doğmuyor,
Yüzümü de yüreğimi de karanlıkta bırakıyorsun.

Ey samanyolu!
Ya yüksel saç ışıklarını, yıldızlarınla taç ol başıma.
Ya da!
O heybetinle yükselme gökyüzüne, gösterme yol âşıklara.

Memdoğlu...

9 Haziran 2016 Perşembe

Zamana Koşmak!...

Dostluk, güven ve sırdaş eşliğinde
Güzel bir başlangıçtı…
Yüreğimize, yeni güçler, yeni ışıklar,
Yeni ufuklar doluyor,
Acı, gözyaşı ve hüzün, beden ülkesini
Bir bir terk ediyordu âdeta…
Sabahtan akşamın heyecanı,
Akşamdan ise sabahın sancısı başlıyordu.

Sadece omuzlarımıza değil,
Yüreğimize de dert kondurmuyorduk.
Çünkü!
Ümitlenmeyi yeni öğrenmiştik.
Hatta gecenin karanlığında,
Karanlıklar içeride barınmasın diye
Yıldızlar kapıları zorluyor,
Bize misafir oluyorlardı…

Çocukluk işte…
Garip bir heyecandı değil mi?
Ve zaman koşarcasına geçiyordu.
Zamana inat, biz de koşuyorduk…
Koşuyorduk dedik ama!!!
Meğer sonsuzluğa,
Daha büyük dertlereymiş koşmamız…
Artık!
Zaman da koşmayı bıraktı,
Biz de…

Memdoğlu

28 Nisan 2016 Perşembe

Hüzünlerimi Topla Giderken!...


Bakıyorum da şöyle uzaktan.
Tüm ihtişamıyla nasıl da yanıyor lambalar.
Korkutucu bir aydınlık,
Gecenin on’unda üzüntülere germiş ışığını.
Sahte ferahlık, göğe kadar yükselmiş, hayat durmuş,
Bütün canlılar yok olmuş gibi.
Ne hastalık, ne düğün, ne de dernek…

Gökyüzü karardıkça, yeryüzü ona inat vuruyor ışığını.
Tan ağarmaya başlayınca, gerçekler başlıyor o anda.
Nasıl da adapte oluyoruz hayatın akışına…

Uzun gecenin ayazı göğsüme vuruyordu
Haykırdım geceye ve ayaza…
Ne yaptım ki sana, aldın elimden ışığımı?
Saatler ilerledikçe kavga daha da gürültülü, daha da acımasızlaşıyor,
Gecenin sahte aydınlığında haykırışım yankılarla geri dönüyordu.
Masum ve mazlumsan, sabret!...

Ey gökyüzü!
Madem karanlığını gece serip, gündüz topluyorsun;
Hadi dedim, gündüz olmak üzere.
Benim de hüzünlerimi topla giderken…
Beni de muazzez kıl dedim.
Dinlemedi
“Onlarla baş başa kal” dedi…

Memdoğlu...

10 Ekim 2014 Cuma

KARANLIK SENARYOLAR

Bazen bir olayı anlatmak için kelimeler, cümleler yetersiz kalır… 35 yaş altı kuşaklar bilemez, 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye’sini.  O dönemi (sabah evden çıkarken, akşam eve dönüşün meçhul olduğu yıllar) anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Emperyal güçlerin bize ihraç etmeye çalıştığı “izm”lerin bıraktığı derin izlerdir 1980 öncesi yıllar…

Bu ülkenin okumuş binlerce gencinin sağcı-solcu adıyla çatıştırılarak heba edildiği yıllardır 1980 öncesi yıllar…

Sokak çatışmalarının normalleştiği, insan ölümlerinin sıradanlaştığı yıllardı 1980 öncesi yıllar…

Toplumun bölündüğü, kamplaştırıldığı, karşılıklı nefret duygularının doruğa çıktığı bu dönemde,  üniversiteler, kahvehaneler, meydanlar sağ-sol çatışmaların merkeziydi. Sadece bir yıllık süre içerisinde (1979 Kasım’ından 12 Eylül 1980 tarihine kadar) toplam 3 bin 729 kişi hayatını kaybetti.

2013 yılı Mayıs ayındaki Taksim- Gezi olayları ve sonrasında, 1980 öncesi sokak çatışmaları yeniden sahneye konulmak istenmiştir. Hedefledikleri sonucu elde edemeyen güçler -nasıl tarif ederseniz edin- aslında bir bütün olarak Türkiye halkını sokaklara dökmek için her türlü yolu deneyeceklerdir.  

Yerel seçimlerin yaklaştığı şu günlerde de kırılgan ve hassas olan Türkiye toplumunun sinir uçlarını dokunmaya çalışılıyor.

Türkiye’yi terörize etmek isteyen derin ve karanlık odaklar, çoktan işbaşı yaptılar.  İlk önce Van’ın Muradiye ilçesi BDP’li adayı Sefure Güneş’in park halindeki aracına yönelik bir saldırı gerçekleştirildi. Ardından BDP’nin Gaziantep Nizip ilçesi seçim bürosuna yönelik taşlı sopalı saldırı düzenlendi.

AK Parti Van Adayı Osman Nuri Gülaçar’a yönelik taşlı sopalı ve ses bombalı saldırıdan sonra,  MHP’nin İstanbul Esenyurt’taki seçim bürosunun açılışı esnasında gerçekleştirilen ve son derece üzücü olan saldırı meydana geldi. (Saldırıda hayatını kaybeden Cengiz Akyıldız’a Allah’tan rahmet, ailesine ve MHP camiasına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. )

"Kurt puslu havayı sever." İçerisinde bulunduğumuz sıkıntılı günleri fırsat olarak gören derin güçlerin gerçekleştirdiği bu saldırı, açık bir provokasyondur. Türkiye halkını birbirine kırdırtmak isteyen derin odakların sinsi girişimleriyle karşı karşıyayız. Birileri kendi hesap ve menfaatleri için, MHP'yi sokağa indirmeye çalışıyor olsa da saldırının ardından bir açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP camiasını sokağa çekmek isteyenlerin heveslerini âdeta kursaklarında bırakmıştır. Bahçeli: “Esenyurt'ta vuku bulan cinayet ve yaralamalar, son yıllardaki en kritik vakadır. Türkiye'yi içe dönük bir hesaplaşmaya ve tehlikeli sürece sokmak için malum çevreler çırpınmaktadır. Bekliyorlar ki Türk milleti birbirine düşsün. Etnik mücadele her yere yayılsın. MHP sokağa insin, çatışmanın tarafı haline gelsin… Bozgunculara şans tanımayacağız. Heveslerini kursaklarında bırakacağız."

AK Parti ve MHP’ye yönelik saldırılarda ilk olarak akıllara her ne kadar PKK geliyor ise de saldırılarla ilgili soruşturmaların sonuçlarını beklemek daha doğru olacaktır.

Esenyurt’taki MHP binasına saldırıdan bir gün sonra, bu kez Şişli Belediye binasına yönelik silahlı saldırı gerçekleştirildi. Önce MHP’ye, sonra ise CHP’ye yönelik saldırılar,  toplumun kafasını karıştırmaya yöneliktir.

Akabinde, Hakkâri Çukurca ilçesinden bir saldırı haberi geldi. AK Parti Çukurca İlçe Başkanı Zeki Ertunç'un park halindeki aracı, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce molotof kokteyli atılarak yakıldı.

Saldırıların geneline bakıldığında, saldırıların sadece bir siyasi partiye yönelik olmadığı görülmektedir. Siyaset ve siyasetçilere yönelik saldırılar, demokrasi ve halkın iradesine yapılmış saldırılardır.  Siyaset kurumu, bu ve benzeri saldırılar karşısında parti ayrımı yapmadan dayanışma içerisinde olmalıdır. 

Bir dostumuz anlatırdı. Şanlıurfa’da bir köyde aralarında husumet bulunan iki aile varmış. Bölgenin ileri gelenleri bu iki aileyi barıştırmış. Mevsim yaz ve iki ailenin de harman yerinde mahsulleri duruyormuş. İki ailenin barışından rahatsızlık duyan bir müfsit, harmanları ateşe vermeye kalkışır.  Ancak, böyle bir ihtimale karşılık her iki ailede, harman yerinde önceden tedbir aldıklarından, bu müfsidi amacına ulaşmadan yakalarlar.

Türkiye’nin huzurunu bozmak isteyenler; baskı, yıldırma ve korkutma ile seçimleri sabote etmek ve engellemek isteyeceklerdir.

Elbette ki Türkiye’nin kat etmesi gereken çok uzun bir yol var… Türkiye kendi iç dinamikleriyle, kendi problemlerini çözmelidir. Kendi iç dinamikleriyle nasırlaşmış, kangrenleşmiş sorunlarını çözmeye kalkışan Türkiye,  her defasında sanal ve suni problemlerle karşı karşıya bırakılmıştır.  Ama bu iç dinamikler bir türlü sivil bir anayasa hazırlayacak olgunluğa erişmediğini kabul etmek (özeleştiri olarak) yerinde olacaktır…

Geçmiş tecrübeyle sabittir.

Bir ülkede kaos ortamı oluşturulmak isteniyorsa, önce üniversitelerde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çatışma tertiplenir. Sonrasında ise olaylar manipüle edilerek sokaklara indirilir ve sokak çatışmalarına zemin hazırlanır

Sokak olaylarının, Ukrayna'da hükümet düşürdüğünü gören derin odaklar, aynı yöntemle Türkiye'de de hükümet düşürmeyi planlıyorlar.

Lütfen...Dikkat...!!!

Selametle kalın efendim…

(Bu yazı, ilk olarak 07.02.2014 tarihinde yayınlanmıştır.)