güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2020 Cumartesi

Neredeydin!?...


İnce ve narindirler…
Laleler gibi…
Boynu bükük olur şiir yüreklilerin.
Kalplerinde hep hüzün vardır.
Mevsim, mevsim açar…
Kulakları sağır edecek sessizlik içinde,
Derununda yaşarlar her şeyi…
Çok severler en Sevgili’yi.

Ah be rüzgâr!..
Estin yine…
Kadife gibi, ipek gibi dokunarak…
Bilmez misin!?
Dokunduğun ten susuz ve ayaz…
Buz, gam oldu…
Neredeydin?
Ne durdurdu seni?

Bak artık mevsim kış…
Baharda zambaklarla, çiçeklerle gel
Gel ki!...
Güneşe sevdalı ayçiçeği kıskansın seni…
Gel işte gel, sen hep baharda gel!...
Çiğdemlerle…
Lalelerle…
Dervişlerle…
Güllerle…
Sevgili’nin kokusuyla gel!
Gel ki!?...
Yeryüzü kıskansın seni…

Memdoğlu…

9 Mart 2018 Cuma

Unutur muyum?...



Sen giderken…!
Neler söylemek istemedim ki?...
Anlatmak istediğimde, dilimdeki sözler,
Sessiz çığlıklara dönüşüp, boğazımda düğümlendi…
Kelimeler lâl, cümleler  kılıç oldu!...
Koştum ardından, haykırdım!...
Gözlerimden süzülen iki damla yaş sonrası!…
Kapı eşiğinde öylece kalakaldım…

Sen olmayınca!...
Koklar mıyım bir daha bahçendeki pembe gülleri?
Üşüyen bu yüreği,
İçeri giren güneş, ısıtır mı acaba?
Gece olunca çıkar mıyım sahile…
Sensiz biner miyim kıyıda bekleyen sandala?
Seyreder miyim sandın?
Gökyüzünde süzülüp kayan yıldızları?...

Sensiz yürürken yağmur altında …!
Alır mıyım sandın taze toprak kokusunu?
Sever miyim bir daha, yedi renk gökkuşağını,
Ansızın giderken…!
Benden aldığın bütün güzellikleri,
Unutur muyum sandın?...
Unutur muyum?...

Memdoğlu...

12 Nisan 2017 Çarşamba

Kırgınım!...


Kelâmımın karşılıksız bırakılışına,
Ettiğim tebessüme, zehirli ok atılışına,
Kalbimdeki sevginin hayalde kalışına
Bıraktığım değerlerin yok edilişine kırgınım...

Kırgınım!
Kokladığım gülün yaprak döküşüne,
Tutmaya çalıştığım elin ters dönüşüne,
Aldığım nefesin ciğerimi yakışına,
Derdimin dermansız bırakılışına kırgınım...

Kırgınım!
Yalancı baharın yeşermesine,
Düştüğüm zindana güneş doğmamasına,
Günümüz insanının dilsiz oluşuna,
Yüreğime düşen ateşin sönmeyişine kırgınım...

Kırgınım!
Masumiyetimin kanat çırpınışına,
Çektiğim acıya seyirci kalınmasına,
Verdiğim selamın alınmayışına,
Dost bildiklerimin düşman oluşuna kırgınım...

Kırgınım!
Liyakat mefhumunun kayboluşuna,
Vicdanların şifreli kasalara konulmasına
Mazlumun feryadının duyulmayışına…
Adaletin "terazisiz" bırakılışına kırgınım...

Memdoğlu...

13 Nisan 2016 Çarşamba

Mecnun Misali!...


“Dağları delsek ne fayda, okyanusları aşsak ne olacaktı ki?
Çünkü!
Ne dağın arkasında, ne de aşılacak okyanusun sonunda Leyla yok” dedi.
Ve Mecnun misali kalakaldı.
Öylece bakındı etrafına…
Kum fırtınası, yer ve gökyüzünü sarmış gibiydi.
Baktığı halde, 
Sadece kalbini alıp götürenden başkasını görmüyor, göremiyordu.
Oysaki ne fırtına vardı, ne de kum.
Güneş ise bir o kadar berrak ve parlaktı.
“Hani ruhla beden kardeştiler,
İkisi de bir arada hayat buluyorlardı?” diye düşündü…
Aradı ruhunu, onu esir alanı da
O kadar bitap ve yorgundu ki
Uzanıverdi toprak yığınına…

Uyandığında…
Binlerce yaprağın üzerini örttüğünü sanarak irkildi.
Ve uzun uzun bakındı gökyüzüne…
Bir söğüt ağacıydı.
Diğer ağaçların hepsi gökyüzüne el uzatırken,
Söğüt ağacı toprağa eğiliyor, eğiliyordu.
Bir süre düşündü ve bedenine baktı
O da topraktan uzaklaşamıyordu, yorgun ve bitkin.
Anladı ki söğüt ağacının da bir derdi vardı.
İlkbaharda yükü artıyor, arttıkça daha da eğiliyor,
Sonbaharda ise yapraklarını döküp, ayağa kalkıyordu.
O günden sonra hiç ayrılmadı gölgesinden.
Biliyordu ki onun da ruhu gidenin esiri olmuş
Ve bir daha dönmemişti.
“Tıpkı benim gibi, ikimizde yaralı, ikimiz de çaresiz” dedi.
Ve hiç ümidini yitirmeden, bekledi, bekledi, bekledi…
Ta ki söğüt ilkbaharda kuruyana,
Kendisi de sonbaharda toprak oluncaya dek…

Memdoğlu...

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Ciğerparem!...

Seni kollarıma aldığım o ilk gün.
Daha dün gibi…

Bebeğim?
Sen dünyayla tanıştığında,
Ay ve güneş gülümsememi izliyordu.
Yeni yeni atmaya çalışırken adımlarını,
Benim ruhum, âlemin kapısına doğru yürüyordu.
Çiçek bahçelerini andıran o gamzeli gülüşlerin…
Zeytin karası gözlerinle bakarken bana,
Gökyüzünde uçan kuşlar bile
Mutluluğuma şahitti...

Bebeğim!
Küçücükken sen!
O masum, cennetsi kokunu çekerdim ciğerlerime
Ve açılırdı nefesim…

Şimdi…
Ne çabuk geçmiş o koca yıllar?
Bir kuğuyu andıran o beyaz kanatlarınla,
Yuvamdan uçmaya hazırlanıyorsun…

Kalbi merhamet baloncuklarıyla dolu şu “baban!”
Sevgiyle besleyip büyüttüğü gönül gülşenini
Gözyaşlarıyla ıslatır.
Bir bahçevan gibi, sabır ve şefkatle
Yüreğimde büyüttüğün o muhabbet güllerini,
Bir deste buse ve tebessümle sunuyorum.

Hüznün ruhumu sardığı,
Sessizliğin çöktüğü karanlık gecelerde
Sizleri tüm kötülüklerden korusun diye.
Dualarımı ulaştırıyorum Rabbim’e…

Memdoğlu...

3 Nisan 2015 Cuma

Gül Derdime Olmadı Derman!..


Yine bir bahar sabahıydı…
Dolaşırken şehrin sokaklarında
Bir koku ki sermest edercesine…
Çekiyordu beni.
“Hayat” sokağına döndüğümde,
Taa derinlerden bir ses!
Sahi ya “hayat” neydi ki?...
Güneşin doğuşu, ağaçların çiçek açması mı?
Rüzgârın esintisi, zamanın akışı mı?
Neydi hayat?
Yoksa içmediğin bir bardaktaki suda
Sevgili’yi seyretmek mi?...

Ah bahçevan!
Gül!...
Derdime olmadın derman.
Bir gül demetin olur mu dermanı derdimin?
Yoksa durmaz sızısı kalbimin.
Kıskançlık, sevgi, saflık…
Hep bahanesiydi gönül telimin.
Güllere vurgunum ben, güllere!...
Gül derdime, olmadı derman.

Memdoğlu…