göz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2021 Cuma

Yâri Severken Ölmek!..

Mevsimsiz yaprak döktü ağaçlar.

Simalar sert, soğuk ve soluk…

Sokaklar ıssız,

Her günüm ayaz.

Gözleri nemli, yas tutuyor sema.

Hüzün çökmüş yüzüne gülün,

Acı damlıyor dalından.

Eserken,

Ayrılık kokuyor seher yeli.

Müşfikçe sayıyor toprak,

Gelen ve gidenleri…

 

Her kalbe nasip olmaz!..

Yâr’i severken ölmek.

El eliyle değil,

Yâr diliyle şükür yara’m.

Baharı hep yalnızlık,

Mevsimi yoktu aşkın.

İnsan ki!?.

Var olan bir hiç’ken,

Yok, hükmünde bir var’lık.

Yar elinden bir nida.

Vuslat yakın, muhakkak!..

 

Memdoğlu…


23 Ocak 2021 Cumartesi

Gülen Gözlerin!..

Yürekte yaktığın ateşten fazlası yok gayrı.
Bırak!..
Ruhumu rüzgâra sarsın zülüflerin.
Kabuksuz yarama merhem olsun nazarın.
Derdime nazire!..
O mahur, mahmur bakışların.
Bakışların ki!..
Karanlığı aydınlatan ışık.
Gülen gözlerin,
Sıratın üstünde tutan el…


Okursun diye!..
Şiir yazdım gökyüzüne,
Perde oldu bulutlar.
Düşünce trenime binince hayalin,
Canlandı yine tüm anılar.
Teselli oldu.
Sonbahar gibi hüzünlü yüreğimi,
Renksiz bırakıp giden,
O gülen gözlerin…

Memdoğlu…

8 Ocak 2021 Cuma

Kaçıncı Veda!..

Giryan ediyor canım, ötmese de bülbül.
Tek hecelik bilmece, nadide bir gonca gül,
Ne zormuş, onu yüreğinde saklamak.
Sussa da dil, od gibi yakıyor yâri beklemek.

Hasreti yudum yudum yutarken acıyla,
Sessizliğe büründü ruhum, senden uzakta.
Her içtiğim katrede çekilirken içim,
Yeter ki sen dön, yerine ben giderim.



Sararmış yaprak gibiydi aynanın yüzü.
Kırışık kaş altında iki çift gözü,
Emanet ederken, kalbi; kalbe koyana!
“Bu kaçıncı veda?” dedi, sonbahara!..

Memdoğlu...

1 Haziran 2020 Pazartesi

Ben Kimim!?.


İçi boş, kırık bir bardaktım
Lütfedip, nazar ettin sevgili.
Boynu bükük, kuru bir çiçektim.
Bir seher vakti…
Dokundun, yeşerttin sevgili.
Sürmeli gözlerinle beni benden alandın…
Yüreğimin dile geldiği pınarın kaynağı…
Gecemi aydınlatan
Gökteki kutup yıldızıydın.
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

“Neden?” diye sorma lütfen?
Akıl bir yerde, kalp bir yerde.
Baş bir yanda, gövde bir yanda,
İki parça bedenim.
Gül müyüm, diken mi?
Yaprak mıyım, toprak mı?
Doğacak günün şafağı…
Gecedeki dolunay mı?
Derunundaki kayıp hazine…
Saklı şehir kalıntısı mı?
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Hüküm giymiş,
Müebbet yemişim gözlerinden.
Kayboluşlarım sendedir…
Bulabildin mi parçacıklarımı?
Darağacındayım işte…
Asılı duruyor can çekişlerim.
Göçüyor dar-ı bekaya ruhum…
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Memdoğlu…


13 Ocak 2020 Pazartesi

Süreyya Yıldızı!...


Görünce o fidan boyu,
Kıskanırdı yâri köknar çamları…!
Rüzgâr estiğinde kokmaz,
Utanırdı yaylanın yaban gülleri.

Zülüfleri, uzamış tay yelesi.
Gözleri, amber balı…
Deniz gibi hırçın…
Su kadar duruydu yüreği…

Bahtım olan gönlümde  
Öyle bir yer edindi ki!?
Süreyya yıldızı olup,
Aydınlattı dünyamı.

Sevgili oldu, hasret oldu,
Yâr oldu, yaren oldu…
Ateş olup yaktı!...
Vuslata erdirdi ruhumu.

Ateş mi âşk olur!?...
Yoksa âşk mı ateş!?…
“İşte öyle!” deyip,
Bildirdik arzu halimizi.
Hakikat mi?
“Âşk” bize ateş oldu!?…

Memdoğlu…

2 Ocak 2020 Perşembe

Nar!...


Kalemimle dertleştim yine…
Yâd ettik seni.
Ben konuştum o dinledi,
O söyledi, ben hüzünlendim…
“Hüzün nimettir, kalbi olgunlaştırır” dedi.
Bir kez daha hüznüme ortak olup,
Seni yazdı kalbime…

Sen ki!...
Deniz kadar hırçın, atmaca kadar asil…
Su kadar pak, gökyüzü kadar berrak.
Çay kadar yeşil…
Demî kadar huzur verirdin.
Gözlerindi, gözlerime tebessüm eden…
Yüreğindi sır olup yüreğime akan…

Bak!...
Yokluğunda ıslandı yine avuçlarım.
Kanayan yaram değil, sadece hayallerim…
Ruh, sen de tutsak,
Yürek narında yanıyor…
Yalnızlık firarda, şiirler mahkûm,
Kelimeler dar ağacında…

Memdoğlu…

30 Ekim 2019 Çarşamba

Gözlerin Gizi!...


Bakınca!..
Çok şey anlattı gözleri…
Onlar konuştu, biz dinledik…

“Öyle bir çizgi ki!” diyerek başladı söze…
“Kıldan ince, kılıçtan keskin
Ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirsin…
Sabır ile yoğrulur, bekler durursun…

Öyle bir ateş ki!…
Şem’in pervaneyi yaktığı gibi yakar benliğini…
Ne anlatılabilir, ne de yazılabilir…
Sadece yaşayan ve yanan bilir…

Öyle bir hasret ki!...
Gamımdan vakitsiz açtı güller…
İçimdeki esrarı okuyamadı bülbüller

Sevgili!...
Ya gül gibi aç gönlünü...
Kokunla sermest olup, vuslata ereyim…
Ya da ateş gibi kor et yüreğini…
Özleminden eriyip, küle döneyim!?” dedi…
O kestane rengi gözlerden süzülen,
İki damla yaş ile sözü bitirdi.

Memdoğlu…

9 Mart 2018 Cuma

Unutur muyum?...



Sen giderken…!
Neler söylemek istemedim ki?...
Anlatmak istediğimde, dilimdeki sözler,
Sessiz çığlıklara dönüşüp, boğazımda düğümlendi…
Kelimeler lâl, cümleler  kılıç oldu!...
Koştum ardından, haykırdım!...
Gözlerimden süzülen iki damla yaş sonrası!…
Kapı eşiğinde öylece kalakaldım…

Sen olmayınca!...
Koklar mıyım bir daha bahçendeki pembe gülleri?
Üşüyen bu yüreği,
İçeri giren güneş, ısıtır mı acaba?
Gece olunca çıkar mıyım sahile…
Sensiz biner miyim kıyıda bekleyen sandala?
Seyreder miyim sandın?
Gökyüzünde süzülüp kayan yıldızları?...

Sensiz yürürken yağmur altında …!
Alır mıyım sandın taze toprak kokusunu?
Sever miyim bir daha, yedi renk gökkuşağını,
Ansızın giderken…!
Benden aldığın bütün güzellikleri,
Unutur muyum sandın?...
Unutur muyum?...

Memdoğlu...

24 Ocak 2018 Çarşamba

Sessiz Çığlık..!


Ellerim toprak kokardı, saçlarım yağmur…
Hasretim sen, sensizlik hüzün,…
Gözlerim ayrılık, ayrılık ise acı kokardı…
İçimde “sessiz” bir fırtına kopuyor, duyabildin mi?!...

Yüreğimin sessiz çığlığıydı, gözlerinde gördüğün…
Hissettiğin şey,…
Sen’de ki ben, bende ki Sen’din…

Yazmak istedim, yazamadım…
Sebep mi?...
Kalemim, “eksik yazarım” diye yazmaktan korkuyor…
Kâğıt, “bu yükü taşıyamam” diyerek izin vermiyor…
Yüreğim mi?...
O da yazma, bende kalsın, bende hayat bulsun diyor!…

Ey Yâr!...
Sen yazıl(a)maz, yaşanırsın…
Bırak umutsuzluğu, hüznü ve kederi…!
Gözlerinden süzülenler yüreğime aksın…
“Sessiz çığlıklarım” ile yankılansın...

Memdoğlu...

29 Kasım 2017 Çarşamba

Kim Bilir?!...

Şair dostları olmalı insanın, hâl'den anlayabilen!...
Şiir gibi dostları olmalı, insanı; kâl ile değil,
Hâl ile anlatabilen!...
Kim Bilir?!...

Bazen sözün kısa oluşu, çok şey saklar özünde!..
"Söz" bu kadar şey saklıyorsa?!...
Sine neler saklamaz ki can özünde?!...
Kim bilir?!...

Şiir yazdım, gözlerin ve yüreğine!..
Âlem’i gezdiriyor, gözlerin gözlerime…
Yüreğin ses verecek mi, “lâl” olan yüreğime?!..
Kim bilir?!...

Gözler, âlem'e açılan pencere,
Yürek, içerde ki kazandır!...
Ağlayan gözler değil, ağlatan o yürektir...
Kim bilir?...

Baktım! Âleme bakan gözlerine!...
Bir tek hazineyi değil, âlemi saklayan gözlerine!...
Dilimden değil bu sözler!...
Yürekten süzülüyor, âlemi saklayan o gözlerine!...
Kim Bilir!?...

Öyle bir âlem ki!?..
Bakıp da gör(e)mediklerini hapseden o gözler!...
Öyle bir fırtına ki
Beden ile birlikte, ruhu da esir eden o bakışlar!...
Kim Bilir?...

Ne kelâm, ne de kalem!...
Anlat(a)madı hâlimi, anlat(a)mazdı ah-valimi!...
Ne söz, ne de sükut!?...
Bir tek "lâl" halim!...
Anlattı hâlimi, haykırdı ah-valimi!...
Kim Bilir!?...

Kimi yar arar, kimi âğ-yar!
Kimi de yâr arar durur bu âlem de!...
Yar da!; "Yâr" da!...
Ne yerdedir, ne gökte!?...
Bulmak isterse insan?!...
Arâf'tadır, âraf da...
Kim Bilir!?...

M. Memdoğlu...

17 Mayıs 2016 Salı

Kalbin Dili!...

Farklı farklı lisanlarda da olsa,
Dil konuşur…
Lakin gözler farklı dilden konuşur. 
“Aşk” ile baktığı anda,
Bedenin değil,
Ruhun içine gizlenmiş olan kalbi dile getirir.
Sahibi’ne teslim edilememiş kalbin,
Işığı söner ve kararır.
Oysaki!
Görünmeyen bir mücevherdir kalp.
Yeter ki ustası müzehhip olsun.

Ritmi, atışı ve akışıyla,
Yâr’in avuçlarının içerisine konar kalp.
Yâr, “Aşk” ile avucundaki mücevheri işledikçe,
Dil susar, kalp dile gelir.
Kalp dile geldiğinde,
Göz görmez, kulak duymaz olur.
Karanlıklar aydınlanır, mesafeler kısalır,
Kuruyan çeşmeler akmaya,
Dereler ve nehirler coşmaya başlar.
Sıladaki kuşlar bile yuvalarına döner.
Ey gönlü güzel Yâr!
Taş duvarları sarmalayıp güzelleştiren
Sarmaşık gülleri gibi,
Kalbimi sarmala,
Ruhumu güzelleştir…


Memdoğlu

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Kahve ve Göz!...

Allah’ın en büyük hediyesidir gözler…
Hele ki renklileri…
En özeli ve en güzeli de
Rengiyle kimi gönüllere nakış nakış işlenen
Ve kırk yıl hatırı olan kahvenin rengidir.
Kahve!
Dibeklerde incitilmeden dövülene “mırra” derler.
Kısık ateşte saatlerce pişirilir.
Tadı acı ama!
Bir fincanına kırk yıl değer biçilir.
Yâr eliyle,
Toz haline gelinceye kadar dövülene,
“Kahve” derler, dövüldükçe kıymetlenir.
Acı da olsa, şekerli de olsa değişmez,
Kahve fincanının yükü de ağırdır,
Onun da kırk yıl hatırı vardır.
Acı mırraya,
Şekerli kahveye…
Kırk yıl değer biçen Sevgili!
Kahveye rengini veren gözlerin,
Hiç hatırı yok mu?

Anlatır göz, anlayanı bilince.
Dertleşir, içini döker...
Kahvenin rengi kahveyle, yudum yudum içilir,
Baktıkça közde pişen kahve gibidir.
Bazen pişmanlık, bazen heyecan, bazen de hüzün…
Kimi zaman da ılık ılık süzülerek
“Aşk”ın en saf haliyle bakar…
Ey kahvenin rengiyle nazar eden Sevgili!
İşte!
Baktıkça kahverengi gözlerine,
Yavaş yavaş pişiyoruz…


Memdoğlu

31 Mart 2016 Perşembe

Ebedi Emanet…

Gözler kalbin aynası olsaydı,
Kelimelere ihtiyaç olmazdı.
O halde, yürekte dışa açılan gözler mi?
Bir kelamıyla öldüren ya da güldüren sözler mi?
Yoksa “Yâr”i gördüğünde titreyen eller,
Uzaklaştığında ise akıtılan gözyaşları mı?
Söyleyin!
Kim yalancı, kim?

Hani gözler bedenin dili, gönlün aynasıydı?
Aynalar mı yalancı, aynaya bakan yüzler mi?
Seven bir ruhta yalan olmaz.
Öyleyse, gönüle, yüze ve aynaya soralım?
Soralım ki tek, tek cevap verip, eşlik etsinler kelamımıza.
Kim doğru, kim yalancı?

“Gittiğim değil, düştüğüm yerde kalırım” dermiş gönül.
“Görünen değil, görünmeyen yüzüm var” diyor yüz.
“Cisimleri yansıtırım ancak kalpleri asla”
Ve “kalbin aynası, Yâr’in kendisidir.
Yâr’e göz ile değil, kalp ile bakılmalı ki
Yâr’i de Yaren’i de görebilesiniz” diyor ayna.
Sonuç?
Tanımlamalar doğru, yalancı olan biz...

Ey bakışlarıyla kalbime huzur veren Sevgili!
Sevdan, hasretiyle yaksın bu gönlü ki
Aşkın ve emanetin ebedi kalsın…

Memdoğlu...

17 Şubat 2016 Çarşamba

Kördüğüm!...


Yürek denilince!
Yumruk kadar olan bir et parçasından ibaret,
Kalp akla gelir.
Zannedilir ki atışların ritmi hep sağlıklıdır.
Oysa bilinmez…
Kalp ya yeni bahara, ya da kör karanlığa atar…

Göz denilince!
Dünyaya açılan pencere, nur ve aydınlık akla gelir.
Zannedilir ki pencere kapanır, hayat durur…
Hâlbuki ona özellik katan şey,
Acısını kapalı olan penceresinden,
Sessizce yüreğine akıtan bir inci tanesi,
Gözyaşıdır…

Oysaki bir kördüğümdür.
Hayat, nefes, göz ve yürek.
Ve onların derdi tektir.
Hayatın anlık nefesinde,
Gözün görüp, yüreğin hissettiği bir yudum sevgi…
Hepsinin özü kelimelerde saklıdır.
Bütün dünya sığar içine.
Oysa ta başlangıçta kendisini belli eder.
Zamanda, hayatta, yürekte ve nefeste…

Memdoğlu...