Sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2022 Çarşamba

Köprü!..


Söyle Yâr!..
Susuzluktan mı bu seraplar?..
Sensizlikten damarlarım mı kuruyor ne?
Oysaki gözlerin ışık olurdu gözlerime.
Gör bak!..
Saçlarıma tel tel yağıyor karlar!..

Sam yeli misali...
Çarpınca yüreğime tebessümün,
Can bulur, huzura erişirdi ruhum.
Ansızın gittiğinde!..
Gezdiğin sokakları gökyüzüne boyadım.
Yüreğinden yüreğime köprü olur diye,
Tavan aralıklarına yıldızlar kondurdum.

Hakikat mi?
Gördüğüm bir hayal!..
Hissettiklerim bir vehimden ibaret.
Sırtımda iki kefesi ağır heybem.
Âlemden uzak, âdemden ırak;
Lamekân…
Sen’den sana uzanan…
Loş, gri ve sisli.
Kıldan ince, kılıçtan kesin o köprü…

Memdoğlu…

1 Haziran 2020 Pazartesi

Ben Kimim!?.


İçi boş, kırık bir bardaktım
Lütfedip, nazar ettin sevgili.
Boynu bükük, kuru bir çiçektim.
Bir seher vakti…
Dokundun, yeşerttin sevgili.
Sürmeli gözlerinle beni benden alandın…
Yüreğimin dile geldiği pınarın kaynağı…
Gecemi aydınlatan
Gökteki kutup yıldızıydın.
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

“Neden?” diye sorma lütfen?
Akıl bir yerde, kalp bir yerde.
Baş bir yanda, gövde bir yanda,
İki parça bedenim.
Gül müyüm, diken mi?
Yaprak mıyım, toprak mı?
Doğacak günün şafağı…
Gecedeki dolunay mı?
Derunundaki kayıp hazine…
Saklı şehir kalıntısı mı?
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Hüküm giymiş,
Müebbet yemişim gözlerinden.
Kayboluşlarım sendedir…
Bulabildin mi parçacıklarımı?
Darağacındayım işte…
Asılı duruyor can çekişlerim.
Göçüyor dar-ı bekaya ruhum…
Söyle sevgili, söyle; ben kimim!?.

Memdoğlu…


3 Şubat 2020 Pazartesi

Gökyüzüne Sor!?...

Mutlu olunca toprağa…
Üzülünce gökyüzüne bakardı.
Kuşlar ile uçmayı hayal eder,
“Gittiğiniz yere, beni de götürün!?” derdi.
Özgürlüğe uçmak,
Kavuşmak demekti gökyüzü...
Mavi bir düş, turkuaz örtü demekti.
Bulutlar sardığında ise
Hüzün ve gözyaşı demekti gökyüzü.

Bakarken gözlerime!..
“Toprak gibi
Bağrında ne çok giz barındırıyorsun!?” dedi.
Karanlığa müebbet ruhuma,
Aydınlığı göremeyen gözlerime,
Işık olur musun dedim?
“Bana değil, yüreğine sor?” dedi.

Gece,
Yıldızlara ve aya koynunu açan gökyüzü!
Gündüz güneşe muhtaç,
Bu yürek gözlerine.
Ey gözleriyle gökyüzünü kıskandıran sevgili!
Ay ve yıldızları kabul ettiğin gibi
Çocuksu hayallerimi de kabul eder misin?

Memdoğlu…



1 Haziran 2019 Cumartesi

Her Şey Sen'i Hatırlatıyor..!


Deniz maviyi, mavi gökyüzünü…
Gökyüzü martıları, martılar özgürlüğü…
Özgürlük var olmayı, var olmak yok’luğu;
Yok’luk Sen’i, Sen her şeyi…
Her şey, yine Sen’i hatırlatıyor.

Gül bülbülü, bülbül figanı…
Figan ayrılığı, ayrılık ölümü,
Ölüm toprağı, toprak anneyi
Anne cenneti, cennet Sevgili’yi
Sevgili, sevgiyi ve şefkati hatırlatıyor.


Kâinat güzelliği, güzellik sanatı
Sanat sanatçıyı, sanatçı yapıyı,
Yapı ustayı, usta yolculuğu…
Yolculuk dostu, dost vefayı…
Vefa, ahde vefayı, ahde vefa Sen’i hatırlatıyor.

Ağaç çınarı, çınar tarihi,
Dal kardeşi, kardeş birliği,
Birlik gücü, güç adaleti…
Adalet eşitliği, eşitlik hakkı
Hak O’nu, O; tevhidi hatırlatıyor.

Günbatımı yıldızları, yıldızlar ışığı,
Işık geceyi, gece karanlığı…
Karanlık mumu, mum aydınlığı,
Aydınlık kalbi, kalp Yâr’i
Yâr ise kavuşmayı, vuslatı hatırlatıyor….

Memdoğlu…

12 Ekim 2016 Çarşamba

Biz Sen'i Severken, Hiç Ümitsizliğe Düşmedik ki?


“İzliyor musun beni?” dedi gökyüzü.
“Değişiyorum ve mevsiminden önce
Üşütüyorum ellerini.”
Rüzgâr sordu?
“Bırakır mısın kendini bana?
İstediğin yere eseyim ya kokusunu getireyim,
Ya da koku bırakayım Sevgili’nin koynuna.”


Yağmur damlası atıldı hemen:
“Ben dokunurum yanaklarına.
Sever gibi süzülürüm gönlüne.
Bilirsin ki senindir akan damlalar.
Bilirsin ki tarifsiz kokunun elçisi sarıyor seni.”

Bu kez, bir sitem ile şimşek girdi araya:
“İşte!” dedi.
Kalbinde bıraktığın acının tarifi ben’im.
Yandığından daha fazla yakar dökerim.
Ama sen öyle yanmışsın ki?
İkinci bir ateş ne yanar ne de küle döner.” dedi.

Ve mevsimler yılları kovalarken…
Gökyüzü renkten renge bürünüp
Yeryüzü hepsine muhtaçken
Güneş gösteriyordu yüzünü.
Umut kıvılcımı ve aydınlığını serdi
Hem yere, hem de gökyüzüne.

Sonra eğildi, Sevgili’nin koynuna.
“Anlat içini, dök gözyaşlarını” dedi.
“Aç göğsünü, aç ki merhem olayım.
Küle dönen yüreğini güle,
Alev alev yanan kalbini suya çevireyim” dedi,
Ve çöktü sevgilinin yüreğinin orta yerine.

“Anlat!” dedi bir kez daha.
Sevgili’nin yüreği başladı anlatmaya:
“Benim derdim ne “ben”liğim ne de “yok”luğum,
Benim derdim dikenli yolum, derdim Âşk” dedi.

“Dur” dedi güneş, “Dur! Sabret...
Ben bile elle tutulamazken
Sıcaklığımla gönlünü ısıtmadım mı?”

Gökyüzü, biraz kırgın başladı.
“Ruhun temizlensin diye,
Masmavi tenimden su damlacıkları akıtmadım mı?
Gerektiğinde üstüne gölge olmadım mı?”

Şimşek hiddetle: “Ben de buradayım.
O gür sesimle,
Gönlünü ıslatan yağmurlara eşlik etmedim mi?”

Bu kez yeryüzü söz aldı.
“Renklerimi, nimetlerimi ayaklarına sermedim mi?
Ayrılık vakti gelip dar-ı bekaya göç ettiğinde
Bir anne şefkatiyle seni bağrıma basmadım mı?”

Ve uzaklardan…
Sis bulutlarının arkasından bir nida yükseldi.
“Ey Yâr!
Biz Sen’i severken hiç ümitsizliğe düşmedik ki?”

Memdoğlu...

10 Ekim 2016 Pazartesi

Allah Var, Gam Yok!...


“Kollarına yuva yaptım,
Yıkılma; ayakta kal!” dedi beyaz güvercin.
Dile gelmişti bir kez ve devam etti…
“Aç sevgiyle ördüğün gönül şemsiyesini.
Dökülsün ayaklarıma sevdanın her zerresi.
Sarsın bedenimi o sımsıcak kokun.
Sen de kaybolsun, sana bakan o ela gözler.
Bak,  mesut olasın diye,
Ağaçlar yoluna sermiş yapraklarını.
Renkleriyle kuşak yapmış gökyüzü.
Elinde bu kadar nimet varken,
Sen ‘yolumu kaybettim, mutsuzum’ diyorsun.
Kalbini karanlığa gömüp,
Gözlerinden yaş mı akıtıyorsun?
Sevdiklerine sırtını dönüp,
Karalar içinde karanlıklarla yoldaş mı oluyorsun?
Sen hâlâ yarınından şüphe mi ediyorsun?
Bir damla umudumuz olmasaydı,
Sarılır mıydık gönlümüzün aktığı yere?
Acılar içinde bakarken Sevgili’nin silüetine,
Güler miydi yüzümüz?
Haydi, bırak umutsuzluğu!.
Seninle umuda yelken açanlardan,
Boynuna dualar asanlardan,
Gözlerine hayalini koyanlardan
Seni sevenlerden esirgeme tebessümünü.
Yol belli, Allah var, gam yok” dedi
Ve özgürlüğe…
Sonsuzluğa uçuverdi…

Memdoğlu…

21 Nisan 2016 Perşembe

Aşığın Derdi!...


Bir bahar akşamı,
zeytin ağacının altına oturmuş,
elindeki papatya ile dertleşen bir âşık gördüm.

Âşık, papatyaya:
“Hiç karın ortasında açan kardelen gördün mü?
Buzları kıran sıcaklığını hissettin mi?
Etrafını saran soğukluğa rağmen,
O narin, dupduru güzelliğini izledin mi?
İşte!... 
Sevgili’yi, güneşin aşkıyla tutuşurken,
Işığı gördüğünde canından olan
kardelenler gibi sevdim.

Peki, karagül kokladın mı hiç?
Dalında olduğu sürece rengi kara
ama kokusu mis gibi…
Yaprağına dokunduğun an,
rengi kırmızıya döner,
ancak kokusuna da veda eder.
İşte, Sevgili’yi, yaprağına dokunulduğunda kokusunu yitiren,
kara gülün esrarı gibi sevdim.

Ya gelincik çiçeğini?
O kadar hassastır ki
en ufak rüzgârda ömrü kısalır.
Biraz daha, taze gelin gibi salınıp yaşamak için,
başakların arasında tutunmaya çalışır.
Fırtına estiğinde ne hassaslığı,
ne de güzelliği kalır.
İşte, Sevgili’yi, rüzgâr estiğinde ölmemek için,
başaklara tutunan gelincikler gibi sevdim.

Peki, kanadı kırık bir kuşa el uzattın mı hiç?
Sevgiye ve şefkate muhtaçtır.
Bi çaredir, gözlerine baktığında gönlüne akar saflığı.
Eline alır, yarasını sarar bağrına basarsın.
Bilirsin ki kanat çırptığında uçup gidecek…
İşte, Sevgili’yi, uçacağını bilmesine rağmen,
yaralı kuşu seven çocuklar gibi sevdim.

Ben Sevgili’yi, büyük bir aşkla sevdim.
Ben, Sevgili’nin bana kattığı ışığı sevdim.
Ben, Sevgili’nin yüreğime dokunuşunu sevdim.
Ben O’nu çok sevdim” dedi,
ve dik yamaçlardan süzülen bahar suyu gibi,
yürüyerek gözlerden kaybolacaktı ki…

Papatya: “Ben de öleceğini bilmesine rağmen,
gölgesiyle beni güneşin kavurucu sıcağından
korumaya çalışan Sevgili’yi çok sevdim” dedi…
Ardından incecik bedenini yemyeşil çimlere bırakıverdi…


Memdoğlu…

18 Nisan 2016 Pazartesi

Sevgili'nin Kokusu!...

Yağmurla toprağın buluştuğu,
ve çamur olacak sanırken,
buram buram yaydığı kokuyu…
Gül yapraklarında biriken
o damlacıklardan sızan kokuyu…
Her tarafı yeşile boyayan çimlerin
ferahlık veren kokusunu…
Menekşelerin rengârengini,
leylakların ise
bahçe duvarlarından tırmanarak
“kokla beni” diyeni sevdik.
Sevdik…
Sevdik ama…
Hiç birini
Sen’in kokunu sevdiğimiz kadar sevemedik…
En çok da
hücrelerinde taşıdığın ve teninden sızan,
misk-i amberden de hoş,
“O” kokunu sevdik,
“O” kokunu özledik…


Memdoğlu

4 Mart 2016 Cuma

Suçlu Kim?...


Zaman ne kadar acımasız…
Sorgusuz ve sualsiz bir şekilde engel tanımadan akıp gidiyor.
Giderken “ne götüreyim” diye bir şey de sormuyor…
Sormadığı gibi!
Gözden aydınlığı ve yaşı,
Gönülden ise hem sevinçleri hem de hüzünleri alıp götürüyor…

Parmaklarımın arasından kaymasın diye,
Ellerim sımsıkı kenetleniyor birbirine.
Oysaki her şey kalbe, kalpten ruha,
Ruhtan göze, gözden de gözyaşı olup akıyor…

Bırak diyorum ellerime, tutma!
Engel olma?
Çünkü suçlu sen değilsin.
Suçlu, ellerini sımsıkı tutmayan eller,
Suçlu, gönlüne buzdan köprü kuranlar,
Suçlu, yüreğine baharı ekip de hasadı kışa çevirenlerdir…
Suçlu, dünyaya renk katıp da
Kelebek misali bir günlük ömre ömür katmayanlardır…

Aslında suçlu ne eller, ne gözler, ne de kalplerdir.
Suçlu, Sevgi(li)yi, sevmeyi bilmeyenlerdir.
Ve dedim ki:
Zaman! Sen de götür.
Giderken; iyilik adına, güzellik adına,
Sevgi ve umut adına ne varsa hepsini al yanına,
Al sonsuzluğa…

Memdoğlu...

25 Şubat 2016 Perşembe

Ey Can!...


Senin vedan bize mi, yoksa kendine mi?
Yolculuğun nereye?..
Bizi bırakıp hangi diyarlara gidiyorsun?
Gizemli sarayların,
Mükellef sofralarında kimleri ağırlayacaksın?...

Ey Can!..
Gönül kapılarını ne zamana kadar kapalı tutacaksın?
Çektirdiğin cefalar yetmez mi?
Ahu zarlar içinde kıvranırken,
Soğuk mu soğuk iklimlere, düçar olduğumuz yetmez mi?...

Ey Can!...
Bilirsin ki gönülden bağlıyız biz.
Kölen olduk.
Bekleme bizden ne şekva, ne şikâyet…
Selamın gelsin,
Bir tatlı gülüşün uğrarsa diyarımıza.
Abı hayat gibi yükselir ruhumuz sonsuzluğa…

Sensin can, sensin canan
Gel canım ol, cananım ol!...
Söyleme bir şey,
Karanlığı aydınlatan ışığınla gel yeter…

Memdoğlu...

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Masal!...

Sözcüklerim yetmiyor uzaklara…
Her biri, binlerce kilometre mesafeye kanat çırpan kuşların kanatlarında seyr-i âlemi aşan kelimelerimin varabileceği son nokta,
Saçlarının tek telinden ibaret...

Kâinatın, mozaik edasıyla neşrettiği tüm ahengi, bir dalgıç misali gün yüzüne çıkarmanın haklı gururunu yaşarken sıfatlarım,
Seni görünce, gerisin geriye atıyor adımlarını.
Gülümsemenin peşi sıra, küçülüp, nokta halini alan bir çift ışık huzmesinin üzerinde oluşturacağı tahribatı biliyor çünkü?

Seni anlatabilmek gibi ağır bir yolu arşınlayıp, vuslata ereceği iddiasını savururken etrafına,
Yirmi dokuz harfin oluşturabileceği tüm kombinasyonların adının ilk harfine kâfi geldiğini fark edince,
Birer birer düşüyor süngüler; ağır yenilgiler alarak…

İçerisinde, herhangi bir yerinde, bir mısrada, bir harfte…
Noktada bile olsa, seni tarif edebilme avuntusu, kendini imkânsızlığın tesellisinde buluyor her seferinde.

Var olduğun düşüncesi,
Yokluğunun kıyametinde eridi eriyeli sükûtun gölgesinde tazeliyor sabahlar...
O gölgelik ki doğan günün hükümsüzlüğünde geçirilen saatler boyu,
Boylu boyunca uzanan kumsal…
Ve sen!
Gerçeği binlercesine kâfi gelen bir masal!

Masal!…

Memdoğlu...


2 Haziran 2015 Salı

Vuslat...

Vakit gecenin yarısı.
Sevdan kuşatmış yine tüm benliğimi.
Oysa gecede ayrılık var, veda var, vuslat var…

Ey Sevgili!
Senden ayrı kalmak tatlı bir acı…
Döneceğini bilsem,
Bir umut der, yine beklerim.
Lakin gece durmuyor,
Sabaha, aydınlığa menzil almış akıyor.

Sevgili!
Bedenin gurbette olması ayrılık değildi.
Ruhun gurbette olması ayrılığın kendisiydi.
Hüzünlü bir vedaydı ayrılık.
Acı da olsa veda etmek, vuslata erişmenin yoluydu.

Bilmez misiz ey talip!
Vuslatta ayrılıktan söz edilmez.
Vuslata erişen kalpler, ölümsüzdür.
Ölüm, ayrılık mı?...
Bir girizgâh…
Sonsuzluğun ritmine atılmış bir adım…
Bir başlangıç…

Memdoğlu...

16 Şubat 2015 Pazartesi

Şair ve Şiir

Şair, sevgiliyi yazan
Ve onu en güzel kelimelerle anlatabilen
Gönül ehli söz ustalarıdır...

            Şiir, sevgiliye duyulan özlem,
Ona yazılan,
Ve onu anlatan en güzel söz dizisidir.

Şiir; hasrettir, ayrılıktır, feryattır,
Hüznün sembolü sessiz çığlıklardır.
Şiir, sevinç ve mutluluğun adıdır...  

Sevgili kalpte yer edinendir.
Sevgili; annedir, babadır, eştir,
Kardeştir, evlattır, dosttur...

En büyük şair O’dur.
En güzel Sevgili Habib’idir
En güzel şiir, O’nun eseridir.

Memdoğlu...

13 Ocak 2015 Salı

Dost ve Dostluk


Anlatımı zor olsa da
Yalnızlığımızın tesellisidir…
Dört harften oluşmasına rağmen,
Aşk gibi,
O da bir heceden müteşekkildir.
Destanlara, hikâyelere, şiirlere, türkülere,
Şarkılara, ağıtlara konu olmuştur çoğu zaman.
Ekmek kadar zaruri,  su kadar azizdir o
Kimden mi bahsediyorum?
Varlığı mutluluk, yokluğu hüzün veren “can”dır dost.
Yani “dost”
Ne kırgınlık, ne de küskünlük,
Yeşermez dostun yüreğinde, dostluğun bahçesinde…

Dostluk,
“Dost” ile inşa edilen sevgi kulesinin adıdır.
O halde!
Dostluk, ahde vefa demektir…
Dostluk, dosta köprü olmaktır...
Dostluk, Dost’a yakin olmaktır…
Dost’un kalbine düştün mü?
Bak o zaman mesafeler nasılda kısalıyor.
Dost o kişidir ki.
Uykuda olduğun anlarda bile,
Uyumayıp, senin için dua edendir.
Öyle bir gönüle düş ki
Sana hep dostu hatırlatsın.
Öyle bir gönüle düş ki
İsmini Sevgili’ye sevdirsin.
Öyle bir gönüle düş ki
Seni hatırladığında kalbine huzur,
Gönlüne ferahlık gelsin.

Memdoğlu…