yar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2022 Çarşamba

Köprü!..


Söyle Yâr!..
Susuzluktan mı bu seraplar?..
Sensizlikten damarlarım mı kuruyor ne?
Oysaki gözlerin ışık olurdu gözlerime.
Gör bak!..
Saçlarıma tel tel yağıyor karlar!..

Sam yeli misali...
Çarpınca yüreğime tebessümün,
Can bulur, huzura erişirdi ruhum.
Ansızın gittiğinde!..
Gezdiğin sokakları gökyüzüne boyadım.
Yüreğinden yüreğime köprü olur diye,
Tavan aralıklarına yıldızlar kondurdum.

Hakikat mi?
Gördüğüm bir hayal!..
Hissettiklerim bir vehimden ibaret.
Sırtımda iki kefesi ağır heybem.
Âlemden uzak, âdemden ırak;
Lamekân…
Sen’den sana uzanan…
Loş, gri ve sisli.
Kıldan ince, kılıçtan kesin o köprü…

Memdoğlu…

9 Ocak 2022 Pazar

Tuz!..

Şiir nedir dedim?

"Kalbin hüznü, ruhun kelâmıdır!.." dedi meczup.

Kalbin dile gelmesi sevdanın sırlarını şiir ile dile getiriyorsa,

Şiir mi sevdayı, sevda mı şiiri ifşa eder dedim!?.

Vakur bir eda ile baktı gözlerime:

"Susmalı o zaman" dedi.

Peki, susmak sevdaya dâhil midir dedim?

Hafifçe başını sallayıp:

"Yürek bilir" dedi.

Ateş olmayan yürekten, duman çıkar mı dedim?

"İç'ten içe yananı, yakmaz ki ateş" dedi.

Yeni şiir var mı dedim?

"Yaraya tuz basıyoruz" dedi.

Tuz basmak, yarayı yakmaz mı dedim?

"Tuz yaraya çaredir, yandıkça yakar yarayı.

Ve yandıkça tuz, daha çok yanar yara.

Hâsılı, yanmadan tadılmaz,

Tadılmadan anlaşılmaz.

Tuz yarayı, yara tuzu besler" dedi,

Bir ah çekti derinden, usulca veda etti.

Kendisine münhasır, her kulun var bir derdi.

Kimi basar tuzu, kiminin dünya derdi.


Memdoğlu...

 

30 Kasım 2021 Salı

Yıkık Duvar!..


Düşlerim hayat buluyorken gölgende,
Özlem kokan yüzlerce kelimede kayboldum.
Lâl olmuş yüreğim can verirken ellerinde,
Kaleminden dökülen ayrılık şiiri oldum.

Bir yetim rüzgârın soğuk bakışlarında,
Karanlık kucaklıyor öksüz hayallerimi.
Toprak yine bir ölümün yakarışında,
Ağlarken için için, âmin diyor yine sessizlik.


Gözlerim dalıyor, siyahlar simsiyaha.
Islansın yine ruhum, ağlayayım bir daha.
Yâr’i sevmenin adabı, çilenin keyfiyeti,
Sarılmışım çileme, dönmem artık bir daha.

Çözülmemiş düğümler düşüyor gökten,
Aklı yalanlayan kalbime sağanak sağanak.
Neden diyor, neden mehtap yok ki bu gece?
Neden bir kelimede kilitlendi ki her hece?

Hazan mevsiminde yine üzülmek mi var?
Acıyla gözlerimden dökülüyor gözyaşı.
Zerresi paslı kapı, çınarı yıkık duvar,
Emziriyor üveyce tebessüm adlı ilacı.

Memdoğlu…

19 Şubat 2021 Cuma

Yâri Severken Ölmek!..

Mevsimsiz yaprak döktü ağaçlar.

Simalar sert, soğuk ve soluk…

Sokaklar ıssız,

Her günüm ayaz.

Gözleri nemli, yas tutuyor sema.

Hüzün çökmüş yüzüne gülün,

Acı damlıyor dalından.

Eserken,

Ayrılık kokuyor seher yeli.

Müşfikçe sayıyor toprak,

Gelen ve gidenleri…

 

Her kalbe nasip olmaz!..

Yâr’i severken ölmek.

El eliyle değil,

Yâr diliyle şükür yara’m.

Baharı hep yalnızlık,

Mevsimi yoktu aşkın.

İnsan ki!?.

Var olan bir hiç’ken,

Yok, hükmünde bir var’lık.

Yar elinden bir nida.

Vuslat yakın, muhakkak!..

 

Memdoğlu…


1 Haziran 2019 Cumartesi

Her Şey Sen'i Hatırlatıyor..!


Deniz maviyi, mavi gökyüzünü…
Gökyüzü martıları, martılar özgürlüğü…
Özgürlük var olmayı, var olmak yok’luğu;
Yok’luk Sen’i, Sen her şeyi…
Her şey, yine Sen’i hatırlatıyor.

Gül bülbülü, bülbül figanı…
Figan ayrılığı, ayrılık ölümü,
Ölüm toprağı, toprak anneyi
Anne cenneti, cennet Sevgili’yi
Sevgili, sevgiyi ve şefkati hatırlatıyor.


Kâinat güzelliği, güzellik sanatı
Sanat sanatçıyı, sanatçı yapıyı,
Yapı ustayı, usta yolculuğu…
Yolculuk dostu, dost vefayı…
Vefa, ahde vefayı, ahde vefa Sen’i hatırlatıyor.

Ağaç çınarı, çınar tarihi,
Dal kardeşi, kardeş birliği,
Birlik gücü, güç adaleti…
Adalet eşitliği, eşitlik hakkı
Hak O’nu, O; tevhidi hatırlatıyor.

Günbatımı yıldızları, yıldızlar ışığı,
Işık geceyi, gece karanlığı…
Karanlık mumu, mum aydınlığı,
Aydınlık kalbi, kalp Yâr’i
Yâr ise kavuşmayı, vuslatı hatırlatıyor….

Memdoğlu…

6 Nisan 2018 Cuma

Ey Lâl!...


Taşın “lâl” hali derler sana!…
Derler, evet…
Çünkü taşların sultanısın.
Rengin kan kırmızısı,
Derdime eşlik eden, yâranımsın…

Ey Lâl!...
Bir gönüle “sultan” olmak için,
“Lâl” mi olmak gerek?
Ya da; “lal” olmak için,
Bir gönüle “sultan” mı?
İsmin taş lakin yüreğin lal…
Fıtratın taş ama sıfatın lâl…
Hadi! Susma konuş!...
Sen değil, kalbi “taş” olanlar utansın…

Ey Lâl!...
Yar’dan bana kalansın…
Tenime değip, yüreğime dokunan…
Sırdaşım, gönüldaşımsın…
Her taneni ayrı, ayrı sevip anlamlandırdığım…
Özlemimi giderensin.
Radyoda, “Ömrümüzün son demi,
Son baharıdır artık” şarkısını dinlerken hüzünlenip,
Döktüğüm gözyaşımsın…

Ey Lâl!...
Benimlesin ve hep benimle kal!...
“Olur da bir gün seni yitirirsem!...
Canım acıyacak, yüreğim yanacak” diyordum ki…
Ansızın, kaybolup gittin…
Bir daha dönmemek üzere gitmiş olsan da!
Kalbimin içindesin…
Çünkü?...
Sen benim lâl’im, hâl’im…
Ve ahh-valimsin…

Memdoğlu…

24 Ocak 2018 Çarşamba

Sessiz Çığlık..!


Ellerim toprak kokardı, saçlarım yağmur…
Hasretim sen, sensizlik hüzün,…
Gözlerim ayrılık, ayrılık ise acı kokardı…
İçimde “sessiz” bir fırtına kopuyor, duyabildin mi?!...

Yüreğimin sessiz çığlığıydı, gözlerinde gördüğün…
Hissettiğin şey,…
Sen’de ki ben, bende ki Sen’din…

Yazmak istedim, yazamadım…
Sebep mi?...
Kalemim, “eksik yazarım” diye yazmaktan korkuyor…
Kâğıt, “bu yükü taşıyamam” diyerek izin vermiyor…
Yüreğim mi?...
O da yazma, bende kalsın, bende hayat bulsun diyor!…

Ey Yâr!...
Sen yazıl(a)maz, yaşanırsın…
Bırak umutsuzluğu, hüznü ve kederi…!
Gözlerinden süzülenler yüreğime aksın…
“Sessiz çığlıklarım” ile yankılansın...

Memdoğlu...

29 Kasım 2017 Çarşamba

Kim Bilir?!...

Şair dostları olmalı insanın, hâl'den anlayabilen!...
Şiir gibi dostları olmalı, insanı; kâl ile değil,
Hâl ile anlatabilen!...
Kim Bilir?!...

Bazen sözün kısa oluşu, çok şey saklar özünde!..
"Söz" bu kadar şey saklıyorsa?!...
Sine neler saklamaz ki can özünde?!...
Kim bilir?!...

Şiir yazdım, gözlerin ve yüreğine!..
Âlem’i gezdiriyor, gözlerin gözlerime…
Yüreğin ses verecek mi, “lâl” olan yüreğime?!..
Kim bilir?!...

Gözler, âlem'e açılan pencere,
Yürek, içerde ki kazandır!...
Ağlayan gözler değil, ağlatan o yürektir...
Kim bilir?...

Baktım! Âleme bakan gözlerine!...
Bir tek hazineyi değil, âlemi saklayan gözlerine!...
Dilimden değil bu sözler!...
Yürekten süzülüyor, âlemi saklayan o gözlerine!...
Kim Bilir!?...

Öyle bir âlem ki!?..
Bakıp da gör(e)mediklerini hapseden o gözler!...
Öyle bir fırtına ki
Beden ile birlikte, ruhu da esir eden o bakışlar!...
Kim Bilir?...

Ne kelâm, ne de kalem!...
Anlat(a)madı hâlimi, anlat(a)mazdı ah-valimi!...
Ne söz, ne de sükut!?...
Bir tek "lâl" halim!...
Anlattı hâlimi, haykırdı ah-valimi!...
Kim Bilir!?...

Kimi yar arar, kimi âğ-yar!
Kimi de yâr arar durur bu âlem de!...
Yar da!; "Yâr" da!...
Ne yerdedir, ne gökte!?...
Bulmak isterse insan?!...
Arâf'tadır, âraf da...
Kim Bilir!?...

M. Memdoğlu...

5 Ekim 2017 Perşembe

Derdim!...

Ah derdim! 
Ahh, derdim!
Kim derdi ki gül'e derdin?
Yarama tuz basmayın!
Derdim(i) bir tek, Yâr'a derdim...


Her insanın var bir derdi...
Kiminin gam, kiminin gam-sız derdi.
Yüreğimin ne dağlara, ne de okyanuslara derdi...
Derdini, sadece kelimelere yüklerdi...


Gül derdim!
Hiç olmazsa gül, derdim!...
Derdimin dermanı, gül derdim...
Yâr bana: "Gül bahçesinde, gül" derdi...
"Gül bahçesine girince,
Sadece gülü der", derdi...
Yârim: “Derdin nedir?” derdi…
Ama derdimi de bilirdi!..
Ve “gül, derdini söyle(ye)mez ki” derdi?...
Çünkü "gülün bülbüle, bülbülün güle” derdi…

Peki derdi olan neylesin, derdim?
"Dert ne kadar büyük olursa olsun,
O derdi verenden büyük değildir” derdi…
Meğerse “dertsiz aşk”, “aşksız dert”,  olmazmış…
Ben derdimi seviyorum...
O da bizi sever mi? 
Derdim…

Memdoğlu…

8 Haziran 2016 Çarşamba

Can ve Canan!...

Can cana dokunursa, 
“Can” olur, “canan” olur…
Ey Can! 
El mi oldun, yoksa yel mi?
Estirdin toz ile dumanı,
Ne can bıraktı, ne de canan…
Kasırga misali tufanını öyle estirdin ki
Doğacak güneşe gölge oldun.
Ne güneş doğdu, ne de tufan durdu.
Bari toprak gibi ört dedim öfkeni,
Ne toprak gibi örttün, ne de sükût ettin.
Dokundukça “yandım” dedin.
Dokunma, yanma gönüldeki edadan, 
Köz olmayan alevden!
Bedendeki Leyla'ya da dön sırtını.
Belki geçer yangının.
Bilmedin ki yaktığını.

Ey güzel gözlü Yâr!...
Düşüyor ellerime zannetme damla yaşlar.
Düşen gönlümdeki sana ait yakarışlar
Almıyor ki avuçlarım, 
Ne çok doluyor içimdeki okyanuslar.
Ne olduğum yer bana dar,
Ne de ben olmasam açılacak bir yar.
Gör işte ey Can!
Yaktın dediğin kendi yandı,
Ne toprak olabildi, ne sel.
Bir avuç kumda kaldı ser.
Ne ateş oldu, ne de kül,
Kim bilir?
Belki bir gün, 
Bir fidan da olur bir gül…

            Memdoğlu

3 Haziran 2016 Cuma

Hangi Yol?..

Zahirde iki çeşit yolculuk var bilirdim.
Birisi gidiş, diğeri dönüş.
Ve ikisinin sonunda illaki bir kavuşma olur,
Sonunda bekleyen de beklenen de
Sevinç ve hüzün gözyaşları dökerdi.

Meğerse öyle değilmiş yolculuklar…
Sen yolculuğunu bizim beldeye yaptığın anda,
Ben, bana ait ne varsa heybeme koydum,
Ve seni karşılamak için çıktım yola.
Yıllar geçti ancak yollar bitmedi.
Ne senden bir haber, ne de bir iz…

Hani, yolculuklar uzak diyarlaraydı?
Gidişin dönüşü de oluyordu?
Kitaplar bile böyle yazmıyor muydu?
Bu öyle bir yolculuktu ki
Çıktığım yolda yol gösterenim Sen iken,
Sen yoktun…

Ama!
Ben yola çıktım…
Eğer sana çıkacaksa bütün yollar,
Mahzun olur, bir ömür beklerim.
Yolculuksa!
Arşın arşın aşar bulurum Seni.
Ey Yâr!
Söyle şimdi!
Kaç çeşit yolculuk var?
            Ve hangi yol çıkar beldene?

             Memdoğlu...

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Kahve ve Göz!...

Allah’ın en büyük hediyesidir gözler…
Hele ki renklileri…
En özeli ve en güzeli de
Rengiyle kimi gönüllere nakış nakış işlenen
Ve kırk yıl hatırı olan kahvenin rengidir.
Kahve!
Dibeklerde incitilmeden dövülene “mırra” derler.
Kısık ateşte saatlerce pişirilir.
Tadı acı ama!
Bir fincanına kırk yıl değer biçilir.
Yâr eliyle,
Toz haline gelinceye kadar dövülene,
“Kahve” derler, dövüldükçe kıymetlenir.
Acı da olsa, şekerli de olsa değişmez,
Kahve fincanının yükü de ağırdır,
Onun da kırk yıl hatırı vardır.
Acı mırraya,
Şekerli kahveye…
Kırk yıl değer biçen Sevgili!
Kahveye rengini veren gözlerin,
Hiç hatırı yok mu?

Anlatır göz, anlayanı bilince.
Dertleşir, içini döker...
Kahvenin rengi kahveyle, yudum yudum içilir,
Baktıkça közde pişen kahve gibidir.
Bazen pişmanlık, bazen heyecan, bazen de hüzün…
Kimi zaman da ılık ılık süzülerek
“Aşk”ın en saf haliyle bakar…
Ey kahvenin rengiyle nazar eden Sevgili!
İşte!
Baktıkça kahverengi gözlerine,
Yavaş yavaş pişiyoruz…


Memdoğlu