bülbül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bülbül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2024 Perşembe

Yaram Kanıyor!..

Bir sonbahar daha geldi, geçti.

Isıtsa da bedenimi güneş,

Çiğ yağdı nasır tutmuş yüreğimin üstüne.

Kalbimdeki sızıya güz çiçekleri eşlik etti.

Ruhumda sana ait ne varsa,

“Vuslat!” diyerek, yâdına düştü.

 

İşte...

Özleyince eskiyi,

Koklamak için kalkıp gitmeli anılara.

Hüznünü gülün yaprağında saklamalı ki

Ötünce baharda bülbül,

Can gelsin gonca güle.

 

Oysaki...

Bülbüle meftun her gülün gölgesinde,

Âşıkların gizli buluşmaları var.

Güllerde aradım seni…

Görünce gülünü,

Boyun büktü elimdeki kırmızı gül.

Sen bir gülsün, gül ki

Seni gören güller de gülsün.

 

Ey bendeki sen!..

Ey sendeki gül!..

Yazmaya çalıştıkça seni,

İçimde kabuk tutmuş yaram kanıyor.

Aynaya yansıyan bakışından,

Acı ve çaresizlik yansıyor.

 

Memdoğlu...


15 Nisan 2023 Cumartesi

Helal Olsun!..

 

Derin bir uykuda bedenim.

Zincire vurulmuş el ve ayaklarım.

Yüreğimde ateş, tenimde sızı.

Zindan kapısı misali...

Ağır ağır kapanırken göz kapaklarım,

Selası okunuyor şiirlerimin.

 

O şiirlerin yazı sen, kışı sen,

Baharı sen, güzü sen,

Yağmuru sen, karı sen,

Gülü sen, bülbülü sen,

Gizi sen, kilidi sen.

Hayali sen, düş'ü sendin.

 

Evet,

O şiirlerin karanlığı sen, ışığı sen,

Hasreti sen, özlemi sen,

Kılıcı sen, kalkanı sen.

Yarası sen, yaranı sen,

Derdi sen, dermanı sen...

Firakı sen, vuslatı sendin.

Mirastır sana o şiirler; helal olsun.

 

Memdoğlu...

7 Şubat 2021 Pazar

Ömrün Hazanı!..

Neylesin baharı, boyun bükmüş gonca gül.

Eserse bad-ı saba, dile gelir mi bülbül?

Yarım kalmış hayaller, şiire benzer sevmek.

Aşk girmemiş gönülde, sevda bir kuru ekmek.

 

Bülbül ki figan içre, güle olan aşkından.

Bir sitem, bir yangın, yükseklerin harından…

Derdi aşk olanın devası yetmez ki güle.

Ecelin boynu bükük, önce; şu ölüm öle.

 

Ötmesin artık bülbül, gayrı sükût eylesin

Çeker derdi çileyi, çekmeyene ne desin?

Ömrün hazanıdır, bir daha açar mı gül?

Aşkın şifası Hakk’tan, figan etmesin bülbül…


Memdoğlu… 

14 Haziran 2019 Cuma

Ayrılık!...


Gönül-hanemiz şenlendi, şükürler olsun.
Büyüttük, kokladık, evlat ayrılık…
İbretle baktık biz bu dünyaya. 
Geldik, gördük, gidiyoruz ayrılık…

Bülbüller konardı gamzelerine…
Ansızın geldin, çattın ayrılık.
Yâr diye inledim, bekledim durdum.
Sundun acı şerbetini, içtim ayrılık…

Gözlerin âlem’deki pencereydi…
Kör ettin, kararttın, elem ayrılık…!
Sonu vuslat mı bilemedim?
Rüzgâr olup estin, kırdın ayrılık!

Mum gibi erirken hasretinle ben…
Pervanem oldun, döktün ayrılık.
Kalbimde yeşeren sevgi çiçeğimdin.
Sararttın ruhumu, kuruttun ayrılık…

Ölüm kavuşmaktı, belki de…
Derdime çare, olmadın ayrılık?...
Yürekteki yangını söndüremedin,
Yanan ateştin, kor ettin ayrılık…

Memdoğlu...

5 Ekim 2017 Perşembe

Derdim!...

Ah derdim! 
Ahh, derdim!
Kim derdi ki gül'e derdin?
Yarama tuz basmayın!
Derdim(i) bir tek, Yâr'a derdim...


Her insanın var bir derdi...
Kiminin gam, kiminin gam-sız derdi.
Yüreğimin ne dağlara, ne de okyanuslara derdi...
Derdini, sadece kelimelere yüklerdi...


Gül derdim!
Hiç olmazsa gül, derdim!...
Derdimin dermanı, gül derdim...
Yâr bana: "Gül bahçesinde, gül" derdi...
"Gül bahçesine girince,
Sadece gülü der", derdi...
Yârim: “Derdin nedir?” derdi…
Ama derdimi de bilirdi!..
Ve “gül, derdini söyle(ye)mez ki” derdi?...
Çünkü "gülün bülbüle, bülbülün güle” derdi…

Peki derdi olan neylesin, derdim?
"Dert ne kadar büyük olursa olsun,
O derdi verenden büyük değildir” derdi…
Meğerse “dertsiz aşk”, “aşksız dert”,  olmazmış…
Ben derdimi seviyorum...
O da bizi sever mi? 
Derdim…

Memdoğlu…

11 Ocak 2017 Çarşamba

Sen!...


Gözlerimdeki ışık, yüreğimdeki sızı,
Acı-yan yaram,  âlemdeki yalnızlığımsın…

Sen!
Hiç duyulmayacak haykırışlarım,
Gönlüme akıttığım, kanlı gözyaşlarımsın…

Sen!
Sonu olmayan gecem, gerçekleşmeyen rüyam,
Tükenmeyen ümidim, aydınlığımsın…

Sen!
Diyar diyar gezip de bulamadığım,
Bülbül-ü şeyda, ah-u zarımsım…

Sen!
Açmak için güneşi beklemeyip,
Kalbimde kök salan, boynu bükük goncagülsün…

Sen!
Semadan dökülüp üzerime yağan,
Kar taneleri, yağmur damlacıklarısın…

Sen!
Rüzgârın savurup, bulutların getirdiği,
Dağlardan vadilere dökülen, bir avuç toprağımsın…

Sen!
Hem gözü, hem gönlü yakan,
Giyilmesi mümkün olmayan, ateşten bir gömleksin…

Sen!
Güneşin görmeyip, gölgenin düşmediği
Kör kuyudaki ay yüzlü Yusuf’sun…

Sen!
Kalemin yazamayıp, defterin tutamadığı,
Sayfalara sığdıramadığım şiirimsin…

Sen!
Yeryüzünde değil, gökyüzünde yeşeren,
Sevgi çiçeğim, dilimdeki duamsın…

Sen!
Evet, Sen!
Varlığına şükrettiğim, yokluğunla ürperdiğim
Sonu olmayan yolumsun…
Sadece varsın ve hep öyle kalacaksın…

Memdoğlu...

20 Eylül 2016 Salı

Eylül!...

Mevsim sonbahar, aylardan eylül.
Yağmurlu bir pazar akşamı,
Sadece Erciyes’e değil, yüreğime de yağdı kar.
Gökyüzüyle birlikte ruhumu da sardı
Hüzün, acı, keder ve intizar...

Eylül!..
Gül bahçesi solunca bülbülleri içeri almadın.
Ağaçlar sararıp yaprak dökünce,
Âşıklara gölgende yer vermedin.
“Hüzünden mi” diye sordum?
“Sükût ikrardandır” dercesine,
Sen de sükût ettin...

Sükût, evet ya sükût!..
Ne kadar sessiz ve sakin bir kelime?
Hâlbuki!
Sessiz çığlıkların, yalnızlığın, yorgunluğun
Acı ve kederin sığındığı koca bir liman…

Gül dalında bülbülü olan bahçe solar mı?
Dökülen sadece dallardaki yapraklar,
Koca çınarın gövdesi sararır mı?
Âşık olan kula, ağaç neylesin…
Eylülde olsa,
Bülbül yuva bildiği gül bahçesinden uçar mı?

Bu akşam!..
Bir kez daha simsiyah toz bulutları sarmış
Şehrin cadde ve sokaklarını.
Onlar da yeryüzünü kaplayan sükûtun çığlıklarından bîhaber…
Sükûtun lisan-ı halini ne Eylül bildi, ne liman, ne de Erciyes…
Ne bulutlar anladı ne gökyüzü ne de yeryüzü…
Sadece Yâr
Sadece Yâr
Sadece Yâr…

Memdoğlu…