âşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
âşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2019 Pazartesi

Âşık!...


Seslenmez, ses veremez hakiki âşık.
Lâl’dir o.
Darda kalsa da zoru yoktur.
Görmez karanlığı, hep aydınlıktır kalbi,
Gündüzü ve gecesi.

Yarası, sadrına mektup yazdırır.
Hayat ile ölüm arasındaki yolculuğun,
Tek delili bilir dârül kabristanı.
Faniliğin sefasını değil,
Cefasını çeker âşık.

Terennümüdür…
Eşlik etse de ruh haline gözleri,
Derûnundaki "acı"lara, tercümanlık eder gözyaşları...
Keşfe kâfidir kalbindeki sırları âşığın,
O mahmur, sessiz ve mahzun bakışları…

“Yâr!” derken, incinmez incitenden…
Tefekkür ile tevekkül edip,
Sığınır Rahmeti Rahman’a.
Açmaz sırrını, mahremin derin sükûtunu…
Ölse de…!
O hâl üzere yaşar âşık...

Memdoğlu…

20 Eylül 2016 Salı

Eylül!...

Mevsim sonbahar, aylardan eylül.
Yağmurlu bir pazar akşamı,
Sadece Erciyes’e değil, yüreğime de yağdı kar.
Gökyüzüyle birlikte ruhumu da sardı
Hüzün, acı, keder ve intizar...

Eylül!..
Gül bahçesi solunca bülbülleri içeri almadın.
Ağaçlar sararıp yaprak dökünce,
Âşıklara gölgende yer vermedin.
“Hüzünden mi” diye sordum?
“Sükût ikrardandır” dercesine,
Sen de sükût ettin...

Sükût, evet ya sükût!..
Ne kadar sessiz ve sakin bir kelime?
Hâlbuki!
Sessiz çığlıkların, yalnızlığın, yorgunluğun
Acı ve kederin sığındığı koca bir liman…

Gül dalında bülbülü olan bahçe solar mı?
Dökülen sadece dallardaki yapraklar,
Koca çınarın gövdesi sararır mı?
Âşık olan kula, ağaç neylesin…
Eylülde olsa,
Bülbül yuva bildiği gül bahçesinden uçar mı?

Bu akşam!..
Bir kez daha simsiyah toz bulutları sarmış
Şehrin cadde ve sokaklarını.
Onlar da yeryüzünü kaplayan sükûtun çığlıklarından bîhaber…
Sükûtun lisan-ı halini ne Eylül bildi, ne liman, ne de Erciyes…
Ne bulutlar anladı ne gökyüzü ne de yeryüzü…
Sadece Yâr
Sadece Yâr
Sadece Yâr…

Memdoğlu…