leyla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
leyla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2020 Pazartesi

Söyle Neden!?.

Odamı aydınlatan ay ışığında,
Sessizliğine sığındın gecenin.
Bir şiir dokundu yüreğime.
Eylül ne kadar masum ise!..
Ekim, o denli mahzundu yine.
Yanan kandillerde gece rakstayken hüzün,
Düşüyor aklıma ansızın,
Ayın şavkından farksız o yüzün.
Güneşte kuruyup, yağmurda ıslanan,
Sonbaharda resmiydi yine ayrılığın.


Her zorluk aşılır,
Yürekteki zorluk aşılır mı Leyla!?.
Yağmalanmış ülkemde,
İçin çeker vaveyla!..
Yıldızlardan taç yaptığım gökyüzü kıskansın.
Sana ait ne varsa dokun,
Dokun ki narınla harlansın.
Açsam da  kapasam da gözlerimi!..
Söyle neden?..
Neden, her yerde sen varsın!?.

Memdoğlu…

11 Eylül 2020 Cuma

Sonradan Öğrendim!..


Sonbahardı evet!..
Bir şafak vakti tan ağarırken,
Buğulanmış gözlerine esir düşmüştüm.
Buz tutmuş kirpiklerinde asılı kalmıştı ruhum.
Hazan sarartısında,
Gül ile boyun bükmüştüm.



Solma yüreğimin gülü, solma!..
Aşkın deminde kaybederken kendimi,
Solma ki seninle nefes alabileyim.
Vazgeçmek mi senden, ne mümkün?
Senin Leyla olman yeter mi?
Bak, ben Mecnun değilim.

Evet, bir seher vaktiydi.
Düştü gönlüme cemre,
Hiç izin istemeden.
Kilitlendi kalbine kalbim.
İmtihanmış, sonradan öğrendim?
Bitmesin diye, hep sessizce dua ettim.

Memdoğlu…

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Leyla!...

Yüreğinin çölünde susuz kaldım
Gözyaşlarından bir bade ver, ne olur?
Kabuk tutmaz inceden yaralarıma
Merhem diye, gözlerini sür Leyla!...

Hüznün mesken edindiği yüreğim,
Seni sevmeye güç yetmiyor…
Gökyüzünde salınan yıldızlar misali,
Ruhumun derinliklerinde gezin Leyla!...

Gam ve keder ile dalları titreyen…
Hüzünle yaprakları hışırdayan
Çınar ağacı adını anıyor…
Kuytu vadiler üzerinde çırpınan rüzgâr,
Kokunu getiriyor Leyla!...

Avuçlarımda…
Karayel ile savrulan yağmur damlacıkları
Ruhumda ateşten bir kelepçe
Kapılar ki girift örümcek ağı…
Yol yol ile kesişti,
Yollar sende birleşti Leyla!...

Memdoğlu…


8 Haziran 2016 Çarşamba

Can ve Canan!...

Can cana dokunursa, 
“Can” olur, “canan” olur…
Ey Can! 
El mi oldun, yoksa yel mi?
Estirdin toz ile dumanı,
Ne can bıraktı, ne de canan…
Kasırga misali tufanını öyle estirdin ki
Doğacak güneşe gölge oldun.
Ne güneş doğdu, ne de tufan durdu.
Bari toprak gibi ört dedim öfkeni,
Ne toprak gibi örttün, ne de sükût ettin.
Dokundukça “yandım” dedin.
Dokunma, yanma gönüldeki edadan, 
Köz olmayan alevden!
Bedendeki Leyla'ya da dön sırtını.
Belki geçer yangının.
Bilmedin ki yaktığını.

Ey güzel gözlü Yâr!...
Düşüyor ellerime zannetme damla yaşlar.
Düşen gönlümdeki sana ait yakarışlar
Almıyor ki avuçlarım, 
Ne çok doluyor içimdeki okyanuslar.
Ne olduğum yer bana dar,
Ne de ben olmasam açılacak bir yar.
Gör işte ey Can!
Yaktın dediğin kendi yandı,
Ne toprak olabildi, ne sel.
Bir avuç kumda kaldı ser.
Ne ateş oldu, ne de kül,
Kim bilir?
Belki bir gün, 
Bir fidan da olur bir gül…

            Memdoğlu

13 Nisan 2016 Çarşamba

Mecnun Misali!...


“Dağları delsek ne fayda, okyanusları aşsak ne olacaktı ki?
Çünkü!
Ne dağın arkasında, ne de aşılacak okyanusun sonunda Leyla yok” dedi.
Ve Mecnun misali kalakaldı.
Öylece bakındı etrafına…
Kum fırtınası, yer ve gökyüzünü sarmış gibiydi.
Baktığı halde, 
Sadece kalbini alıp götürenden başkasını görmüyor, göremiyordu.
Oysaki ne fırtına vardı, ne de kum.
Güneş ise bir o kadar berrak ve parlaktı.
“Hani ruhla beden kardeştiler,
İkisi de bir arada hayat buluyorlardı?” diye düşündü…
Aradı ruhunu, onu esir alanı da
O kadar bitap ve yorgundu ki
Uzanıverdi toprak yığınına…

Uyandığında…
Binlerce yaprağın üzerini örttüğünü sanarak irkildi.
Ve uzun uzun bakındı gökyüzüne…
Bir söğüt ağacıydı.
Diğer ağaçların hepsi gökyüzüne el uzatırken,
Söğüt ağacı toprağa eğiliyor, eğiliyordu.
Bir süre düşündü ve bedenine baktı
O da topraktan uzaklaşamıyordu, yorgun ve bitkin.
Anladı ki söğüt ağacının da bir derdi vardı.
İlkbaharda yükü artıyor, arttıkça daha da eğiliyor,
Sonbaharda ise yapraklarını döküp, ayağa kalkıyordu.
O günden sonra hiç ayrılmadı gölgesinden.
Biliyordu ki onun da ruhu gidenin esiri olmuş
Ve bir daha dönmemişti.
“Tıpkı benim gibi, ikimizde yaralı, ikimiz de çaresiz” dedi.
Ve hiç ümidini yitirmeden, bekledi, bekledi, bekledi…
Ta ki söğüt ilkbaharda kuruyana,
Kendisi de sonbaharda toprak oluncaya dek…

Memdoğlu...

23 Şubat 2016 Salı

Sitem!...


Yine bir akşamüstü...
Hava soğuk, ruhum fırtınaya tutulmuş gibi.
Güneş batarken, yeryüzü hüzün dolu,
Merhamet göğe çekilmiş.
Bir tek yol arkadaşlarım, kalem ve defterim…
Dökülen sözcükler, kabaran duygularıma ait.
Sitemlere sığmayan bir feryat.
Kırık kalbim için
Ağlıyor kalem, ağlıyor defterim.

Ansızın gelen, ustamdı.
Görmesin, üzülmesin diyerek,
Duygunun saf hali kelamı çöpe attım hızlıca.
Ustam,
Zarifçe buruşuk kâğıdı aldı çöpten.
Bakışlarıyla ruhumu okumuş,
Sessiz çığlıklarımı o da onaylamıştı.
Gözleri ıslandı, dayanamadı.
Ağır sitemlerim onu da çökertmişti.
Başını kaldırdı: “Bu mısralar Leyla’yı anlatmışken,
Nasıl çöpe atarsın?” dedi.

Çaresizdim, öylesine harap, öylesine bitaptım ki?
Sevgili çerçöpün içinde kıvranıyor
Leyla’m zebun olmuş…
Yüreğimin sultanı göklerde değil, yerlerde sürünüyor.
Feryadım kime?...
Sevgiliye mi, Leyla’ya mı, gönül ustasına mı?...
Bir dehlizdeyim…

Memdoğlu...