yaprak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaprak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2020 Salı

1 Eylül Sabahı!...


Yine Sonbahar…
Yine Eylül’den bir,
1 Eylül sabahı…!
Sararmış yapraklar arasında dolaşırken…
Gövdeleri nasır tutmuş
Ağaçlara dokundum.
Dokundum ama bin ah işittim.
Sonra bir meczubun dilinde…
Seherde esen rüzgârlara okundum.



Bakar mısın!?
Bir bana, bir gökyüzüne…!
Şimdi hazan mevsimi,
Hicran ateşi misali…
Sessizce dökülüyor yaşlar.
Gün gelecek, bir zemheri ayazında
Üstümüzde diz boyu lapa lapa kar…

İçindeki kurtlardan habersiz…
Derdim var diye, dert satar oldu insan!...
Toprağın kalbine kök salmayınca,
Sevgiye kanat çırpan her hali isyan…

Kimi toprağa girmeden unutulur…
Kimi ölü, yürekte ölümüne korunur.
Kuşlar dallarımıza yuva kurup,
Gazeller kucak açmışken gölgemize…!
İnsanoğlu neden balta vurur gövdemize?

Memdoğlu…

5 Eylül 2017 Salı

Sonbahar!...


Göç mevsimidir,..
Şaha kalkma, koş küheylan!...
Yüreğimin ne son-baharı,
Ne de "göç"ü son buluyor...?

Hazan mevsimidir…
Düşüyor toprağa sararan yapraklar.
Ölüm sessizliği sarmış dünyayı,
Kalp kemale ermemiş, dökülmüyor günahlar…

Hüznün sembolüdür…
Yaprağın dalından,
Sevgilinin yârinden ayrıldığı vaktin adıdır
Sonbahar...

Vuslat zamanıdır...
Kalplerin birbirine aktığı,
Ebedi kavuşmaların adıdır Sonbahar…
Son-Bahar…

Memdoğlu...

13 Nisan 2016 Çarşamba

Mecnun Misali!...


“Dağları delsek ne fayda, okyanusları aşsak ne olacaktı ki?
Çünkü!
Ne dağın arkasında, ne de aşılacak okyanusun sonunda Leyla yok” dedi.
Ve Mecnun misali kalakaldı.
Öylece bakındı etrafına…
Kum fırtınası, yer ve gökyüzünü sarmış gibiydi.
Baktığı halde, 
Sadece kalbini alıp götürenden başkasını görmüyor, göremiyordu.
Oysaki ne fırtına vardı, ne de kum.
Güneş ise bir o kadar berrak ve parlaktı.
“Hani ruhla beden kardeştiler,
İkisi de bir arada hayat buluyorlardı?” diye düşündü…
Aradı ruhunu, onu esir alanı da
O kadar bitap ve yorgundu ki
Uzanıverdi toprak yığınına…

Uyandığında…
Binlerce yaprağın üzerini örttüğünü sanarak irkildi.
Ve uzun uzun bakındı gökyüzüne…
Bir söğüt ağacıydı.
Diğer ağaçların hepsi gökyüzüne el uzatırken,
Söğüt ağacı toprağa eğiliyor, eğiliyordu.
Bir süre düşündü ve bedenine baktı
O da topraktan uzaklaşamıyordu, yorgun ve bitkin.
Anladı ki söğüt ağacının da bir derdi vardı.
İlkbaharda yükü artıyor, arttıkça daha da eğiliyor,
Sonbaharda ise yapraklarını döküp, ayağa kalkıyordu.
O günden sonra hiç ayrılmadı gölgesinden.
Biliyordu ki onun da ruhu gidenin esiri olmuş
Ve bir daha dönmemişti.
“Tıpkı benim gibi, ikimizde yaralı, ikimiz de çaresiz” dedi.
Ve hiç ümidini yitirmeden, bekledi, bekledi, bekledi…
Ta ki söğüt ilkbaharda kuruyana,
Kendisi de sonbaharda toprak oluncaya dek…

Memdoğlu...

27 Ocak 2016 Çarşamba

Ey Koca Çınar!...



Ey Koca Çınar!
Aşk nedir bilir misin?
Gönül ile sevdanın atıştığı,
Dil ile kalemin buluştuğu bir araftır "aşk".

Ey Koca Çınar!
Sevda nedir, bilir misin?
Yüreğini hapsedip, üzerlerine prangalar vurduğun;
Dipsiz bir kuyuya isyanıdır sevda...


Ey Koca Çınar!
Hasret nedir, bilir misin?
Can yakan, yürek burkan; maşukunun kalbine yuva yapan;
Kanadı kırık, minik bir kuşun çaresizliğidir hasret...

Ey Koca Çınar!
Dik dur, eğilme!
Yaprakların dökülmesin!
Çünkü dökülen her yaprakta
Çocukluğum, heyecanım, mutluluğum, yalnızlığım, hüznüm
Ve çaresizliğim gizlidir.

Dik dur ey Koca Çınar!
Şu esen sert rüzgâra karşı yıkılma, dik dur!
Köklerinle sımsıkı sar toprağı,
Kolların semaya uzansın gölgeliğim olsun…

Memdoğlu...