vuslat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vuslat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2020 Çarşamba

Son Kez!..


Elleri şiir,
Yüreği hasret kokan yârim!..
Pencereme konan kanadı kırık kuş musun?..
Feryadın titretiyor semayı.
Aç kollarını duaya dur!..
Dur ki!?
Ruhumun derinliklerine inebileyim.
Yokluğunda kıymet bilmeyip,
Varlığında kaybettiğim seni bulabileyim.

Gözleri ayrılık,
Sükutu sır kokan yârim!..
Eylül’de dalında kopartılan goncagül müsün?
Hüznün yaralıyor kelamı.
Bükme boynunu, O’na sığın!
Sığın ki!?.
Vurulduğum yerden can bulabileyim.
Alırken son kez ölümün nefesini...
Vuslatın kokusunu hissedebileyim.

Memdoğlu…

16 Ağustos 2020 Pazar

Dem!...


Bu gece,
Kimi zaman okşuyor,
Kimi zaman sahili dövüyor dalgalar.
Firakın buruşturuyor kalbimi
İliklerimi üşüten…
Gecenin ayazı değil, hasretin ayazı…


Güz erken mi geldi, ne?
Hazan mevsiminin aceleciliği
Ürpertiyor yüreğimi.
Senenin sonbaharı ile
Ömrün sonbaharı dem, deme…

Üzerine yağmur çiselemiş
Narçiçeği gibi gözlerim.
Ölüm ile hayat iklimi…!
Dik yamaçlar ve yalçın kayalıkların
Kesiştiği son kavşakta.
Bedenimi kuşatan gölge,
Vuslatın uzun gölgesi…
Dem, bu dem!...

Memdoğlu…

5 Aralık 2019 Perşembe

Ayad!...


Nasıl da masum bakardı ela gözlerin.
Ömrümün demsiz, zamansız hazanı oldun.
Umut olup, ışık verirdin yüreğime,
Ruhumun kırıklarına merhemdi tebessümün…

Rüyalarımı süslerdi o tatlı gülüşlerin.
Ekmek gibi, nefesin; katık olurdu nefesime…
Su gibi akardın kalbimin dehlizlerine,
Nazlı bir çiçek olup açardın avuçlarımda…

Elveda demeden yâr yola revan oldun.
Firakın hem hüzün, hem ateş, hem vuslat oldu.
Laleler boyun büktü, yüreğim sarardı soldu
İlmek ilmek dokudun, can olup aktın canıma…

Gönlümün matemi, bayramı sendin
Kavuşmak mı, belki de bir gün?..
Çizerdi resmini bulutlara gözlerim.
Yazıl(a)mazdı ancak yaşanırdı özlemin…

Memdoğlu…

10 Eylül 2019 Salı

Yürek Yarası!...


Ateşten bir taş koydular yüreğimin üstüne…
Ağır olan taş değil, insanın vefasızlığıydı…

Çare olmadı merhem, bu yürek yarasına...
Kılıç yarası değil, dil yarasıydı kalpteki.

Erirdi taş dayanmazdı, nasıl dayansın yürek?
Gitti derdimin dermanı, bize elveda diyerek…


Sürdüler ruhumu, ıssız bir diyara.
Mektup yazdım o diyardan, ela gözlü narin yâre.

Boyun selvi, dillerin lâl senin yar!…
Sinemde yer ettin, yara açtın nazlı yar…

Bastıkça canıma tuz, acı verdi yaralar…
Ah ettikçe yakınlaştı, vuslata eren yollar…

Memdoğlu…


1 Haziran 2019 Cumartesi

Her Şey Sen'i Hatırlatıyor..!


Deniz maviyi, mavi gökyüzünü…
Gökyüzü martıları, martılar özgürlüğü…
Özgürlük var olmayı, var olmak yok’luğu;
Yok’luk Sen’i, Sen her şeyi…
Her şey, yine Sen’i hatırlatıyor.

Gül bülbülü, bülbül figanı…
Figan ayrılığı, ayrılık ölümü,
Ölüm toprağı, toprak anneyi
Anne cenneti, cennet Sevgili’yi
Sevgili, sevgiyi ve şefkati hatırlatıyor.


Kâinat güzelliği, güzellik sanatı
Sanat sanatçıyı, sanatçı yapıyı,
Yapı ustayı, usta yolculuğu…
Yolculuk dostu, dost vefayı…
Vefa, ahde vefayı, ahde vefa Sen’i hatırlatıyor.

Ağaç çınarı, çınar tarihi,
Dal kardeşi, kardeş birliği,
Birlik gücü, güç adaleti…
Adalet eşitliği, eşitlik hakkı
Hak O’nu, O; tevhidi hatırlatıyor.

Günbatımı yıldızları, yıldızlar ışığı,
Işık geceyi, gece karanlığı…
Karanlık mumu, mum aydınlığı,
Aydınlık kalbi, kalp Yâr’i
Yâr ise kavuşmayı, vuslatı hatırlatıyor….

Memdoğlu…

3 Eylül 2018 Pazartesi

Vuslata Umudumuz Var!...


Dün gece,
Yâr’in yakınına düşerim diyerek…
Ay ışığında kayan yıldızlara tutundum.
Fakat…!
Yorgun düşen yıldızlar,
Bizi Yâr’e ulaştır(a)madılar…

Sabahın ilk ışıkları
Ve rüzgârın da eşlik ettiği kuşlar ile birlikte,
Süzüldüm gökyüzünden,
Yâr’in bulunduğu şehrin sokaklarına…
Sokaklar ıssızdı ama her yer Yâr kokuyordu…
Tabelalarda hep onun ismi yazılıydı.
Kokusu ve ismi var, ne yazık ki Yâr yoktu.

Hazan mevsimi gelip, Yâr göç ettiğinde,
Şehri bir hüzün kapladı.
Sadece söğüt dallarının değil,
İçerisinde gökkuşağının renklerini barındıran laleler,
Renk renk menekşeler, mis kokulu fesleğenler,
Karanfiller, hatta!…
Onu gören güllerin de boynu bükük kaldı…

Uzaklaştıkça Yâr, vuslata umudumuz var…
Ey Yâr!...
Bil ki hasretin ruhumu yakar…
Öyle bir ateş ki bu,
Yandığım ateşi de yakar,
Yanar, yanar; tâ mahşere kadar…

Memdoğlu…

10 Haziran 2016 Cuma

Yine Ayrılık!...

Gün geçtikçe,
Saç ve sakallımdaki aklar çoğalıyor,
Yüzümdeki çizgiler daha da belirginleşiyor.
Bakışlarım donuk ve yorgun, derin ve bitkin…
Yapraklarım çoğaldıkça, söğüt ağacı misali
Omuzlarım düşüyor, dallarım kırılıyor…
Ne de çok canım yanıyor.
Gözlerimden dökülen yaşlarla birlikte,
Kirpiklerimin ıstırabı da artıyor…


Acı bir tebessümle yolcu ettiğim,
Yüreğimdeki yaralar hiç iyileşmeyecek gibi.
İki kaburgamın arasına saplanan okun acısı, 
Yavaş yavaş, bedenimi ele geçiriyor.
Ve yüreğim pare pare…
Can eriyor,
Can’dan bir parça kopuyor,
Tıp da bizim gibi çaresiz…
Yani dostlar!
Allahüâlem.
Vakit de vuslat da yaklaşıyor…

Memdoğlu

2 Haziran 2015 Salı

Vuslat...

Vakit gecenin yarısı.
Sevdan kuşatmış yine tüm benliğimi.
Oysa gecede ayrılık var, veda var, vuslat var…

Ey Sevgili!
Senden ayrı kalmak tatlı bir acı…
Döneceğini bilsem,
Bir umut der, yine beklerim.
Lakin gece durmuyor,
Sabaha, aydınlığa menzil almış akıyor.

Sevgili!
Bedenin gurbette olması ayrılık değildi.
Ruhun gurbette olması ayrılığın kendisiydi.
Hüzünlü bir vedaydı ayrılık.
Acı da olsa veda etmek, vuslata erişmenin yoluydu.

Bilmez misiz ey talip!
Vuslatta ayrılıktan söz edilmez.
Vuslata erişen kalpler, ölümsüzdür.
Ölüm, ayrılık mı?...
Bir girizgâh…
Sonsuzluğun ritmine atılmış bir adım…
Bir başlangıç…

Memdoğlu...