kızıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kızıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2018 Cuma

Unutur muyum?...



Sen giderken…!
Neler söylemek istemedim ki?...
Anlatmak istediğimde, dilimdeki sözler,
Sessiz çığlıklara dönüşüp, boğazımda düğümlendi…
Kelimeler lâl, cümleler  kılıç oldu!...
Koştum ardından, haykırdım!...
Gözlerimden süzülen iki damla yaş sonrası!…
Kapı eşiğinde öylece kalakaldım…

Sen olmayınca!...
Koklar mıyım bir daha bahçendeki pembe gülleri?
Üşüyen bu yüreği,
İçeri giren güneş, ısıtır mı acaba?
Gece olunca çıkar mıyım sahile…
Sensiz biner miyim kıyıda bekleyen sandala?
Seyreder miyim sandın?
Gökyüzünde süzülüp kayan yıldızları?...

Sensiz yürürken yağmur altında …!
Alır mıyım sandın taze toprak kokusunu?
Sever miyim bir daha, yedi renk gökkuşağını,
Ansızın giderken…!
Benden aldığın bütün güzellikleri,
Unutur muyum sandın?...
Unutur muyum?...

Memdoğlu...

13 Aralık 2017 Çarşamba

Yetmedi mi?!...

Ey benim derd-i derunum!...
Bilmez miydi, bilirdi de?!...
“Kim bilir?” dedi o gülzâr-ı lâl!…
O derunî bakışlar, o sükutlar arkası!...
Ahh û feryad-ü fîzar!...
Yetmedi mi?!...

Ey benim gül-i efruzum…!
Lâl olmuş yüreğe hayat veren,
Lâl olan yürekte, “lâl-ü ebkem” olan kalptir…
Sevda “sessizlik”ti belki,
Ömür; “lâl” olan o yürekti…

Ey benim gül-i ruhsarım?!...
“Kalem kimi yazar!?” dersin?!…
Kalem sözü yazar, gülü yazar, gönlü yazar.
Yazar, yazar, yazar…!
Hele bir de o “sev”dası var ya!...
İşte! En güzel de onu yazar…

Ey benim ârâm-ı dilim
Bir yanın mavi, bir yanın kızıl…
Bir yanın cenup, bir yanın şimal…
Kâh, deniz gibi kabarıp coştun…
Kâh, bad-ı hazan olup, hüznüme hüzün kattın…
Yetmedi mi?!...

Ey benim derd-i derunum!...
Sinen de sakladıkların yetmedi mi?...
“Ruh-i revan”ım deyip,…
Giydirdin ateşten gömleği!...
Ne kor edip erittin, ne su olup söndürdün?!...
Yetmedi mi?!...


M. Memdoğlu…