Bayık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2015 Cumartesi

PKK Amacına Ulaşıyor mu?

“Çözüm Süreci” ile birlikte bölgedeki köylere geri dönüşler olmuş, yaşam normalleşmeye başlamışken PKK’nın, süreci sonlandıran silahlı eylemleriyle birlikte geri dönüşler durmuş, bölgeye yeniden korku ve endişe hakim olmuştur. PKK’nın silahlı eylemlere devam etmesinin artık hiçbir mazereti kalmamıştır. Devlet -Yeni Anayasa’yı katmazsak-  bu manada PKK’nın kendi propagandasına alet ettiği bütün argümanları boşa çıkarmıştır.

“Çözüm Süreci”nin devam ettiği dönemlerde PKK,  sürecin sonunda “özyönetim” ilan edeceklerini; kendilerine destek veren kesimleri bürokratik mekanizmalarda yer alacaklarına, silahlı unsurlarının ise asayiş güçleri olacağına inandırdı.

Geldiğimiz süreçte PKK, çok bileşenli; uluslararası çıkarları güden bir yapılanma haline, bir örgüte dönüşmüştür. Bugün, uluslararası istihbarat örgütlerinin kontrolündeki Kandil, (Cemil Bayık’ın PKK’nın sınır dışına çekilmesi kararını ne HDP ne de Abdullah Öcalan’ın veremeyeceğini, böyle bir kararı ancak kendileri verebileceğini açıklaması, PKK’nın Öcalan’ın kontrolünden çıkarak, uluslararası istihbarat örgütlerinin kontrolüne girdiğinin delili ve ispatıdır.) şehir yapılanması YDG-H üzerinden özyönetim saçmalığı adı altında bölgeyi yaşanmaz hale getirmek için her şeyi göze almış durumdadır.  YDG-H, devlet otoritesini devre dışı bırakmak için bölge insanında can güvenliği korkusu oluşturarak,  kendilerinden olan aileleri ve çocukları silahlandırarak güvenlik güçlerine karşı kullanmakta, kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyen zavallı masum Kürtleri de göçe zorlamaktadır. PKK’nın özyönetim ilan ettiği yerlerde, ticaret durma noktasındadır ve sağlıklı ve düzenli bir eğitim yapılamamaktadır.

Türkiye’de Suriye benzeri bir iç savaş hayali kuran Kandil, Cizre, Şemdinli, Silvan, Lice, Sur, Nusaybin ve Derik’te özyönetim adı altında savaşı şehir merkezlerine yayarak, bu yerleşim yerlerinde kendilerinden olmayan Kürtlere yaşamı zehir etmektedirler. 20 bin nüfuslu Mardin’in Derik ilçesinden beş bin kişinin göç ettiği iddia edilmektedir. Ne acıdır ki Kandil’in bu kanlı planına HDP’li birçok belediye de destek vermektedir.  Bölge halkının çoğunluğunun HDP’ye destek veriyor olması, HDP’nin PKK’ya karşı siyaseten güçlü olma amaçlı olmasına rağmen HDP; iradesini hâlâ Kandil’e teslim etmiş vaziyette.Son dönemlere yaşanan olaylardan sonra HDP’den kendilerini Kandil’in vesayetinden kurtardıklarını gösteren açıklamalar ve siyaset beklemek, çok iyimser bir beklenti olur.

PKK liderlerinden Mustafa Karasu özyönetim safsatası ve hendek stratejisini, “Kürt halkı haklı, meşru ve hiç kimsenin itiraz edemeyeceği biçimde özyönetim hamlesi yapmıştır. Türk devleti bunu kabul etmediği için saldırmakta, halk da direnmektedir. Tabii ki bu direnme içinde hendekler de barikatlar da vardır. Halk devletin özyönetimi inşa edip kendi kendini yönetmek istediği alanlara girmesini istememektedir. Devlet belli merkezlerde var olabilir, ama halkın yaşam alanları olan mahallelere ve sokaklara giremez. Halkın kendi kendini yönetmesine karışamaz” diyerek açıklamaktadır. Kandil bir halk hareketi (!) olduğunu iddia etmeden önce, kamuoyuna kendi iç infazlarını açıklamalıdır.

PKK’nın en belirgin özelliği, kendilerine inanmış; özgürlük adına kendilerini PKK’ya adamış kişilerin adeta beyinlerine müdahale ederek,farklı bir Kürt tipioluşturmak istemesidir. PKK güdümündeki yayın organlarına bakıldığında, bu özellik kolayca görülmektedir. Yıllardır burjuvaziye karşı mücadele verdiği iddia eden PKK;  “özyönetim” planıyla kendi faşizan ve burjuva sistemini kurma ve hayata geçirme peşindedir.

Devlet tarafından sıklıkla ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının uzatılması, ilan edilen her sokağa çıkma yasağının PKK’ya yaradığı aşikârdır. PKK’nın istediği bölgede bir savaş ortamı görüntüsü oluşturmak ve bunu kendi yayın organları üzerinden dünyaya servis etmek olduğu düşünüldüğünde; devletin PKK’nın bu amacına hizmet etmemesi gerekmez mi?

PKK’nın “özyönetim” ilan ettiği yerlerde bir an önce kamu düzeni tesis edilmeli, bölgenin PKK tarafından insansızlaştırılmasına izin verilmemelidir. Bölgenin insansızlaştırılması PKK’nın amaçlarına hizmet edecektir.

17 Mayıs 2015 Pazar

Öcalan ile Kandil’in Samimiyeti!...

PKK kuruluş bildirisinde PKK’nın kuruluş amaçlarından bahsederken, “PKK, Kürdistan halkı için sürekli ulusal baskı ve sömürü çağının geçtiğini, bunun yerine proletarya önderliğinde direnme döneminin başladığını ilan etmekle, sadece gecikmiş bir görevi yerine getirdiği inancındadır. Disiplin, fedakârlığı, alçak gönüllülüğü, Marksizm-Leninizm ve devrimin zaferine sonsuz inancı, örgüte, göreve ve kolektif güce bağlılığı, emperyalizme, sömürgeciliğe ve işbirlikçilerine karşı savaşmayı kendi yaşamı haline getirir”  der.

İki buçuk yıldır devam eden çatışmasızlık ortamı ve devlet ile İmralı arasında başlayan süreçle beraber, Türkiye’de barış ümidi bir kez daha yeşermeye başlamıştır. “Çözüm Süreci” seçimlerden ötürü askıya alınmış olsa da Türkiye’nin büyük bir çoğunluğu bu ümidini hâlâ korumaktadır.

AK Parti süreç konusunda hiçbir dönem aceleci davranmadı. Kamuoyunda oluşabilecek olumsuz tepkileri de göz önünde tutarak, süreci geniş bir zaman dilimine yaymaya çalıştı. Dönemin şartlarına bakıldığında doğru bir yaklaşım olmasına rağmen PKK’nın “bakın devlet bizi oyalıyor, samimi değil” propagandasını boşa çıkaramadı. Süreci ağır yürütmenin bedeli ise biraz ağır oldu. Suriye’de devam eden iç savaş ve Rojava’da PKK’nın Suriye yapılanması PYD tarafından oluşturulan Kanton yapılanmalar ile IŞİD terörü, Orta Doğu’daki tüm dengeleri bozdu. Devletin Kürt soruna bakış açısının ve mantalitesinin değişmesi önemliydi ama PYD’nin Rojava’daki başarısı ve IŞİD’in Kobani’ye saldırması,  “Çözüm Süreci”nde PKK’nın elini güçlendirmekle neticelendi.

 İki buçuk yıllık süre içerisinde Öcalan ile KCK ne yaptı? Buyrun samimiyet testine.

13 Mart 2013: PKK, bir iyi niyet göstergesi olarak, farklı tarih ve yerlerde kaçırdığı, aralarında kaymakam adayı Kenan Erenoğlu’nun da bulunduğu 8 kamu görevlisini serbest bıraktı.

21 Mart 2013:  Diyarbakır Nevroz alanında Öcalan’ın “artık silahlar sussun, siyaset konuşsun, silahlı unsurlar yurtdışına çekilsin” dediği mesajı okundu.

23 Mart 2013:  KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “Resmi ve açık bir şekilde ateşkes ilan ediyoruz” dedi.

2 Nisan 2013: KCK Yürütme Konseyi üyesi Cemil Bayık: “Gerilla yasal güvenceyi görmeden tek bir adım geri atamaz” dedi.

3 Nisan 2013: Öcalan PKK’ya sınır dışına çıkma talimatına uyması için bir mektup gönderdi.

28 Haziran 2013: Diyarbakır Lice’de karakol yapımı bahanesiyle meydana gelen olaylarda bir kişi yaşamını yitirdi.

10 Temmuz 2013:  30 Haziran-5 Temmuz tarihleri arasında Kandil’de gerçekleştirilen PKK 9. Kongresi’nde eşbaşkanlık sistemine geçildi. Cemil Bayık ve Bese Hozat KCK Eşbaşkanları seçildiler.

26 Temmuz 2013:  İmralı heyetiyle görüşen Öcalan, hükümetin Ekim ayına kadar gerekli adımları atmaması halinde ateşkesin bozulacağını açıkladı.

9 Eylül 2013: Kandil, devletin gerekli adımları atmadığını bahane ederek, geri çekilmeyi durdurduğunu açıkladı. (Açıklanan tarihe kadar yurtiçindeki PKK militanlarının ancak %10-15 geri çekilmişti) 

29 Ekim 2013: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık sürecin devamı için Öcalan’ın cezaevi koşullarının değiştirilmesini, sürecin yasal zemine oturtulmasını ve müzakerelere “üçüncü” bir gözün dâhil etmesini istedi.

3 Aralık 2013: Cemil Bayık, 2014 baharına kadar süre tanıdıklarını, gerekli adımların atılmaması halinde çatışmaların yeniden başlayabileceğini söyledi.

8 Aralık 2013: Diyarbakır-Bingöl karayolunda dört rütbeli askeri kaçıran PKK, daha sonra askerleri serbest bıraktı.

11 Ocak 2014: HDP heyetiyle görüşen Öcalan 17-25 Aralık operasyonlarına ilişkin olarak; “Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir. Her darbe teşebbüsü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında bizi bulacaktır” dedi.

17 Mart 2014: PKK’nın silahlı yapılanması HPG Başkanı Murat Karayılan, Öcalan cezaevinde olduğu sürece PKK’nin silah bırakmayacağını açıkladı.

21 Mart 2014: Diyarbakır Nevruz alanında okunan mesajında; “Şu ana kadar yürütülen bir diyalog süreciydi ve önemliydi. Bu süreçte iki taraf da birbirlerinin iyi niyetini, gerçekçiliğini, yeterliliğini test etmiştir” dedi.

10 Temmuz2014: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK’nın tamamen silah bırakmasının  "Öcalan’a özgürlük" ve "sürecin anayasal güvence" altına alınması şartlarına bağlı olduğunu açıkladı.

18 Ağustos 2014: Diyarbakır-Lice'de PKK’nın kurucularından Mahsum Korkmaz’ın heykeli dikildi. Heykelin kaldırılması sırasında çıkan olaylarda bir kişi yaşamını yitirdi.

26 Eylül 2014: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık: “Öcalan bizim önderimiz. Biz bir önderlik hareketiyiz. Önderimize bağlıyız. Ama Türkiye adım atmadan önderlik ‘hayır savaşmayın’ nasıl diyecek ki? Diyemez. Dese bile savaşçılar bunu kabul etmezler. Biz savaşçıları zor tutuyoruz”  dedi.

6 Ekim 2014: İmralı heyetiyle görüşen Öcalan, çözüm sürecinde yeni adımlar atılması için hükümete 15 Ekim 2014'e kadar süre verdi.

6-8 Ekim 2014: KCK ve HDP’nin çağrısıyla Diyarbakır’da başlayıp, Türkiye’nin birçok iline sıçrayan Kobani’yi protesto eylemlerinde 50 kişi hayatını kaybetti.

11 Ekim 2014: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık Kobani ve Türkiye'de yaşananlardan Hükümet’i sorumlu tuttu ve TBMM’den geçen tezkerenin bir savaş ilanı olduğunu, sınır dışına çıkarttıkları tüm silahlı birliklerini Türkiye'ye geri gönderdiklerini söyledi.

25 Ekim 2014: Hakkâri-Yüksekova’da, PKK’nın saldırı emrini vermediğini açıkladığı olayda, sivil giyimli üç asker çarşı merkezinde yüzü maskeli kişiler tarafından şehit edildi.

23 Kasım 2014: KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “Hiç kimsenin silah iradesi elinde olan bizler adına konuşması doğru değildir” dedi.

27 Aralık 2014: Şırnak-Cizre’de PKK yandaşlarının Hüda-Par üyelerine saldırmasıyla başlayan çatışmalarda üç kişi öldü, üç kişi de yaralandı.

06 Ocak 2015: Şırnak’ın Cizre ilçesindeki İç Güvenlik Yasa Tasarısı’nı protesto gösterilerinde çıkan olaylarda bir kişi öldü, bir kişi yaralandı.

21 Mart 2015: Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan Nevruz mesajında: PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uymak için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim” diyerek, Türkiye’ye karşı silahlı faaliyetlerine son vermesi için PKK’ya kongre çağrısında bulundu.

11 Nisan 2015: Ağrı’nın Diyadin ilçesinde çıkan çatışmada 4 asker yaralandı, devam eden operasyonlarda ise 5 PKK’lı öldü, biri ise yaralı olarak yakalandı.

30 Nisan 2015: HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, "Çözüm süreci bizim açımızdan yolun sonuna geldik, artık bunu toparlama görevi hükümetindir. O da ne şartla olur? Hükümetin bize verdiği sözlere ve mutabakatlara sahip çıkacağını deklare etmesiyle olur" dedi.

05 Mayıs 2015: KCK Eşbaşkanı Bese Hozat: “Silahsızlanma kongresini toplamayı gündemden çıkardık dedi.

Her şey 7 Haziran seçimlerine endekslenmiş görünüyor. Seçimlerinden sonra PKK, Türkiye yönelik silahlı eylemler başlatır mı? İhtimal vermiyorum. Neden derseniz? IŞİD’in Kobani ve Şengal’e saldırması sonrası, PKK-PYD ile Batı dünyası -özellikle ABD ve Almanya- arasında bir yakınlaşma meydana geldi. PKK, ABD başta olmak üzere; Batı’nın bölgedeki yeni stratejik ortağı olarak görülmeye başlandı. PKK, Batı nezdinde kazandığı bu prestiji berheva etme riskini göze alamaz. 

(Bu yazı ilk olarak 11 Mayıs 2015 tarihinde yysam.org sitesinde yayınlanmıştır.)


20 Mart 2015 Cuma

Yine Nevruz, Yine Ümit...!

Türkiye’nin yakın siyasi tarihine bakıldığında, sorumluluk sahibi olması gereken siyasi parti liderleri ve çok sayıda siyasetçi, toplumun sinir uçlarına dokunacak siyasi dil ve söylemleri her dönemde kullanmıştır. Siyasi partilerin toplumu kutuplaştıran bu tür söylemlerden nemalanmaları ise sosyolojik bir vakadır.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça HDP’liler bu topraklarda nefes aldıkça sen başkan olamayacaksın. Sayın Recep Tayyip Erdoğan seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız…” açıklamasını nasıl okumalıyız? Bu açıklama ile kimlere ne tür bir mesaj verilmek istenmiştir?

Bu ifade 7 Haziran seçimlerinde kimi çevrelerce dillendirilen “HDP, AK Parti ile anlaştı” iddialarını çürütmeye yönelik bir açıklama olsa da Demirtaş bu ifadeyle,  hem iddia sahiplerine, hem Erdoğan ve AK Parti karşıtlarına, hem de Kandil’e mesaj vermiştir.

Son dönemlerde karşılıklı sert ifadelerin kullanılmış olmasına rağmen, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın “İzleme Komitesi’nde 5-6 kişinin yer alacağı bu isimlerden bazılarının belirlendiği, nihai kararı Başbakan Davutoğlu’nun vereceğini” açıklaması, Öcalan’a İmralı’da sekretarya görevi yapacak olan PKK’lı beş tutuklunun (Mehmet Sait Yıldırım, Ömer Hayri Konar, Çetin Arkaş, Nasrullah Kuran ve Veysi Aktaş) belirlenmesi,  değişik engeli bulunan ve cezaevlerinde yalnız başına yaşayamayacak derecede ağır hasta olan 45 KCK’lı tutuklunun denetimli serbestlik kapsamında geri kalan cezalarını evlerinde geçirmelerinin sağlanacak olması, “Çözüm Süreci”nin ağır da olsa ilerlediğini göstermektedir.

Peki, bugünkü parametrelere bakıldığında “Kürt sorunu tamamen çözülmüştür, Türkiye’nin artık bir Kürt sorunu yoktur” denilebilir mi? Hayır, böyle bir iddiada bulunmanın henüz erken olacağı kanaatindeyim. Kürt sorununun çözümünde gelinen noktaya bakıldığında, 10-15 yıl öncesinin çok çok ilerisindeyiz. AK Parti iktidarları dönemlerinde çok önemli mesafeler katedildi. (TRT Kurdî’nin açılması, üniversitelerde Kürdoloji bölümlerinin kurulması, Kürtçenin seçmeli ders olarak Millî Eğitim müfredatına girmesi, seçim dönemlerinde Kürtçe propagandanın yapılmasına izin verilmesi… vb.) Ancak, toplumun tüm fertlerine eşit ve toplumun tümünü kucaklayan, sivil bir anayasa hazırlanmadan, sorunun çözümsüzlüğünün sonucu olan ve hâlâ elinde silahı bir tehdit ve güç unsuru olarak bulunduran PKK varlığı bertaraf edilmeden, Kürt sorununun çözüldüğünü dile getirmek gerçekçi olmayacaktır.

İki yıldır devem eden bir süreç var ve iki yıldan beri “çözüm süreci”ne direnen bir Kandil var. Ve Kandil’in söylemlerine paralel açıklamalar yaparak düz ovada siyaset üreten HDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş var.

Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracak en önemli muhataplardan biri şüphesiz, sivil siyasettir. HDP’nin izleyeceği yol ve politikalar çözüm için hayati önem taşımaktadır. Eğer HDP (geçmişteki ismiyle BDP) inisiyatif belirleyip, “sorunun muhatabı benim” diyebilseydi,  çözümü konuşmak daha da kolaylaşacaktı.

“Çözüm Süreci”nin bir an önce nihai hedefe ulaşması için, HDP’nin Kandil’in vesayetinden kurtulması/kurtarılması gerekmektedir. HDP, Kandil’i sigorta olarak görmemelidir. Türkiye partisi olacağı iddiasıyla kurulan HDP, toplumun tümüne hitap etmedikçe -ve ona göre politikalar belirlemediği müddetçe- çözümün ana unsurlarından biri olamayacaktır. Dünyada salt etnik milliyetçilik temelinde siyaset yapan partilerden hiçbiri amacına ulaşamamıştır.

Türkiye, kuruluşundan beri varlığını şiddetle hissettirmiş yasadışı bir örgütün, demokratik siyasete dâhil edilmesinin zorluklarıyla mücadele ederken, kamuoyu; “yeni bir umut” beklentisiyle, 21 Mart’a Diyarbakır’da okunacak olan Öcalan’ın mesajına odaklanmış durumda.

Açıkçası Öcalan’ın okunacak olan yeni mesajının, Kandil üzerinde çok da etkili olacağını düşünmüyorum. Öcalan’ın 2013 Nevruzu’nda  “Bugün milyonların şahitliğinde yeni bir dönem başlatacağım. Silah değil, siyaset. Silahlı güçlerimiz sınır dışına çekilsin”  açıklamasına rağmen, ancak % 20-25 oranında bir çekilme gerçekleşmişti. Yine, HDP İmralı Heyeti tarafından 28 Şubat Dolmabahçe’de okunan “Silahların bırakılması için PKK’nın kongre yapması” çağrısına,  KCK üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık’ın “Apo gelip kongreye katılmadan PKK, silah bırakmaz”  çıkışı, Kandil’in Öcalan’a rağmen direnmeye devam edeceği endişesini devam ettirmektedir.

Sözün kısası, “Nevruzun” tüm Türkiye’nin bir festival coşkusuyla beraberce eğlendikleri, kutladıkları ortak bir dayanışma bayramı olması temennisiyle…

Nevruz kutlu olsun,

Newroz pîroz be...  

1 Ekim 2014 Çarşamba

ÇÖZÜM MÜ? ÇÖZÜLME Mİ?

Yeni yasama yılına başlayan TBMM’nin bu haftaki en önemli gündem maddesi kuşkusuz, Irak ve Suriye tezkerelerinin görüşülmesi olacak. Türkiye ne Irak’ta ne de Suriye topraklarında IŞİD’e yönelik kara operasyonları içerisinde yer almamalıdır.

IŞİD’in çok kısa sürede bu kadar geniş bir bölgeyi etkisi altına almasında,  ABD yönetiminin Irak'taki Şii iktidarın Sünni Araplara yönelik baskıcı politikalarını görmezden gelmesi ve Suriye’deki Esed rejiminin hâlâ iktidarda olması etkili olmuştur. Türkiye, hiçbir zaman IŞİD’in kendisine sınır komşusu olmasını istemez. Bu, yıllardır terörle mücadele etmiş, terörden büyük zararlar görmüş Türkiye’nin kendi politikalarıyla çelişmesi demektir. 

Suriye Ulusal Uzlaşma Bakanı Ali Haydar’ın, Türkiye’nin IŞİD’e yönelik operasyonlara katılmasına ilişkin; “Biz, IŞİD’e karşı saldırılara Suudiler veya Türkler veya Katarlılar veya Ürdünlülerin katılmalarına karşı değiliz. Bu ülkeler, aslında IŞİD’in oluşturulmasının nedeniler. Eğer şimdi IŞID’e saldırılara katılırlarsa bu iyi bir şey” ifadeleri, Türkiye’yi IŞİD üzerinden sıkıştırmaya yöneliktir.

Suriye’nin, IŞİD’in kuşatması altında bulunan Kobani’ye yardım edememesinin müsebbibi olarak Türkiye’yi göstermesi,  tamamen diplomatik bir manevradır.  Esed rejimi isterse güneyden Kobani’ye yardım edebilir. Suriye güneyden Kobani’ye yardım etmek istemediği için böyle ucuz diplomatik manevralara kalkışıyor. Böyle bir iddia, akıllara KCK-Kandil’in bu konuda Esed rejimi ile işbirliği içerisinde olabileceği ihtimalini getiriyor.

KCK son dönemlerde, Öcalan’ı Çözüm Süreci’ndeki rolünü etkisizleştirmeye yönelik ifadeler kullanıyor. KCK, bu süreçte sürekli olarak Türkiye’yi IŞİD ile ilişkilendirmeye çalışıyor.  Kendi kontrollerindeki medya üzerinden, dünya kamuoyuna bu yönde yayınlar yapmaya devam ediyor. Oysa Kandil’in iddialarının aksine Öcalan, IŞİD’in bir İsrail projesi olduğu söyledi. 

Kobani’de büyük bir dramın yaşandığı bu süreçte, KCK-Kandil’in Çözüm Süreci’ni sonlandırmaya çalışıp, aynı anda Türkiye, IŞİD ve KDP ile çatışmaya göze alacak ucuz söylemlerden kaçınması gerekir.  Türkiye düşmanlığı üzerinden politika yapmanın kaybedeni KCK-Kandil olacaktır.

Suriye’de iç savaşın başladığı dönemlerde,  Öcalan çizgisinde politik bir dil kullanan PYD Başkanı Salih Müslim, sonraki dönemlerde tamamen Kandil ve KCK paralelinde bir politika izledi. HDP ise bu süreçte, yabancı istihbarat teşkilatlarının Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiği propagandalarına sarılarak, Türkiye’yi bu istihbarat örgütlerinin hazırladıkları raporlar üzerinden suçluyor.

Türkiye’nin, bölge Kürtlerini (İran-Irak-Suriye) kucaklayacak yeni stratejiler belirlemesi, bölgede etkinleşmeye başlayan Şii-Selefi-Vehabi tesirini de kıracaktır. Nitekim PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah’ın, Türkiye’ye IŞİD’e karşı savaşta kendilerine silah verme çağrısında bulunması,  Orta Doğu gerçekleri karşısında bölge Kürtlerinin de Türkiye ile işbirliğine gitme zorunluluğuna işaret etmektedir.  KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın bölge barışını tehlikeye sokacak tehditkâr açıklamaları karşısında, Türkiye, PYD’ye nasıl silah versin?

KCK üst düzey yöneticilerinin, (Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Sabri Ok) son dönemde yapmış oldukları açıklamalara bakıldığında,  KCK-PKK içerisindeki “sınıfsal ve örgütsel taassup” damarın bir kez daha su yüzüne çıktığı görülmektedir. C. Bayık, M. Karasu, S. Ok’un söylemlerinin ortak noktası;  Türkiye düşmanlığından ziyade, AK Parti ve KDP düşmanlığında ısrar etmeleridir. Bu düşmanlığın nedeni AK Parti ve KDP yöneticilerin inançlı insanlardan oluşmuş olmasıdır.  PKK-KCK içerisindeki bu etkin anlayışa göre, Barzani “feodal”, AK Parti ise “burjuva”dır.

KCK’nın 30 yıl öncesinin siyasi dili ve argümanlarını terk etmesi biraz zor olsa da aklı başında sağduyulu Kürtlerin, geçmişten kalma olan bu hastalıklı, kokuşmuş anlayış ve söylemlerden kurtulmaları, bunun aksine;  içerisinde bulunduğumuz sürece uygun, kardeşliği ve dostluğu öne çıkaran politikalar üretmeleri gerekmektedir.

“Çözüm süreci bitti?” tartışmaları arasında devlet,  ikinci somut adımı da attı. "Çözüm Süreci Kurulu" oluşturulması kararı, Resmi Gazete’de yayınlandı. Bu arada Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile bir araya geldi. Görüşme sonrası bir açıklama yapan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, ''Görüşmeyi son derece olumlu ve önemli bir görüşme olarak tanımlayabiliriz. Umut ediyorum ki şu günlerde oluşan negatif hava, yerini pozitif bir havaya bırakır'' demesi, son günlerde kararmaya başlayan çözüm umutları bir kez daha yeşertti.  

Bir başka kritik görüşme ise HDP heyeti ile Öcalan arasında gerçekleşecek.

Sonuç: Çözüm mü?  Çözülme mi? Bekleyip göreceğiz…

Yaklaşan Kurban Bayramınızı kutluyor, bu mübarek bayramının, tüm insanlık âlemine dostluk, kardeşlik, en önemlisi de barış ve huzur getirmesini Allah’tan niyaz ediyorum.