Batı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2015 Pazar

Öcalan ile Kandil’in Samimiyeti!...

PKK kuruluş bildirisinde PKK’nın kuruluş amaçlarından bahsederken, “PKK, Kürdistan halkı için sürekli ulusal baskı ve sömürü çağının geçtiğini, bunun yerine proletarya önderliğinde direnme döneminin başladığını ilan etmekle, sadece gecikmiş bir görevi yerine getirdiği inancındadır. Disiplin, fedakârlığı, alçak gönüllülüğü, Marksizm-Leninizm ve devrimin zaferine sonsuz inancı, örgüte, göreve ve kolektif güce bağlılığı, emperyalizme, sömürgeciliğe ve işbirlikçilerine karşı savaşmayı kendi yaşamı haline getirir”  der.

İki buçuk yıldır devam eden çatışmasızlık ortamı ve devlet ile İmralı arasında başlayan süreçle beraber, Türkiye’de barış ümidi bir kez daha yeşermeye başlamıştır. “Çözüm Süreci” seçimlerden ötürü askıya alınmış olsa da Türkiye’nin büyük bir çoğunluğu bu ümidini hâlâ korumaktadır.

AK Parti süreç konusunda hiçbir dönem aceleci davranmadı. Kamuoyunda oluşabilecek olumsuz tepkileri de göz önünde tutarak, süreci geniş bir zaman dilimine yaymaya çalıştı. Dönemin şartlarına bakıldığında doğru bir yaklaşım olmasına rağmen PKK’nın “bakın devlet bizi oyalıyor, samimi değil” propagandasını boşa çıkaramadı. Süreci ağır yürütmenin bedeli ise biraz ağır oldu. Suriye’de devam eden iç savaş ve Rojava’da PKK’nın Suriye yapılanması PYD tarafından oluşturulan Kanton yapılanmalar ile IŞİD terörü, Orta Doğu’daki tüm dengeleri bozdu. Devletin Kürt soruna bakış açısının ve mantalitesinin değişmesi önemliydi ama PYD’nin Rojava’daki başarısı ve IŞİD’in Kobani’ye saldırması,  “Çözüm Süreci”nde PKK’nın elini güçlendirmekle neticelendi.

 İki buçuk yıllık süre içerisinde Öcalan ile KCK ne yaptı? Buyrun samimiyet testine.

13 Mart 2013: PKK, bir iyi niyet göstergesi olarak, farklı tarih ve yerlerde kaçırdığı, aralarında kaymakam adayı Kenan Erenoğlu’nun da bulunduğu 8 kamu görevlisini serbest bıraktı.

21 Mart 2013:  Diyarbakır Nevroz alanında Öcalan’ın “artık silahlar sussun, siyaset konuşsun, silahlı unsurlar yurtdışına çekilsin” dediği mesajı okundu.

23 Mart 2013:  KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “Resmi ve açık bir şekilde ateşkes ilan ediyoruz” dedi.

2 Nisan 2013: KCK Yürütme Konseyi üyesi Cemil Bayık: “Gerilla yasal güvenceyi görmeden tek bir adım geri atamaz” dedi.

3 Nisan 2013: Öcalan PKK’ya sınır dışına çıkma talimatına uyması için bir mektup gönderdi.

28 Haziran 2013: Diyarbakır Lice’de karakol yapımı bahanesiyle meydana gelen olaylarda bir kişi yaşamını yitirdi.

10 Temmuz 2013:  30 Haziran-5 Temmuz tarihleri arasında Kandil’de gerçekleştirilen PKK 9. Kongresi’nde eşbaşkanlık sistemine geçildi. Cemil Bayık ve Bese Hozat KCK Eşbaşkanları seçildiler.

26 Temmuz 2013:  İmralı heyetiyle görüşen Öcalan, hükümetin Ekim ayına kadar gerekli adımları atmaması halinde ateşkesin bozulacağını açıkladı.

9 Eylül 2013: Kandil, devletin gerekli adımları atmadığını bahane ederek, geri çekilmeyi durdurduğunu açıkladı. (Açıklanan tarihe kadar yurtiçindeki PKK militanlarının ancak %10-15 geri çekilmişti) 

29 Ekim 2013: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık sürecin devamı için Öcalan’ın cezaevi koşullarının değiştirilmesini, sürecin yasal zemine oturtulmasını ve müzakerelere “üçüncü” bir gözün dâhil etmesini istedi.

3 Aralık 2013: Cemil Bayık, 2014 baharına kadar süre tanıdıklarını, gerekli adımların atılmaması halinde çatışmaların yeniden başlayabileceğini söyledi.

8 Aralık 2013: Diyarbakır-Bingöl karayolunda dört rütbeli askeri kaçıran PKK, daha sonra askerleri serbest bıraktı.

11 Ocak 2014: HDP heyetiyle görüşen Öcalan 17-25 Aralık operasyonlarına ilişkin olarak; “Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir. Her darbe teşebbüsü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında bizi bulacaktır” dedi.

17 Mart 2014: PKK’nın silahlı yapılanması HPG Başkanı Murat Karayılan, Öcalan cezaevinde olduğu sürece PKK’nin silah bırakmayacağını açıkladı.

21 Mart 2014: Diyarbakır Nevruz alanında okunan mesajında; “Şu ana kadar yürütülen bir diyalog süreciydi ve önemliydi. Bu süreçte iki taraf da birbirlerinin iyi niyetini, gerçekçiliğini, yeterliliğini test etmiştir” dedi.

10 Temmuz2014: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK’nın tamamen silah bırakmasının  "Öcalan’a özgürlük" ve "sürecin anayasal güvence" altına alınması şartlarına bağlı olduğunu açıkladı.

18 Ağustos 2014: Diyarbakır-Lice'de PKK’nın kurucularından Mahsum Korkmaz’ın heykeli dikildi. Heykelin kaldırılması sırasında çıkan olaylarda bir kişi yaşamını yitirdi.

26 Eylül 2014: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık: “Öcalan bizim önderimiz. Biz bir önderlik hareketiyiz. Önderimize bağlıyız. Ama Türkiye adım atmadan önderlik ‘hayır savaşmayın’ nasıl diyecek ki? Diyemez. Dese bile savaşçılar bunu kabul etmezler. Biz savaşçıları zor tutuyoruz”  dedi.

6 Ekim 2014: İmralı heyetiyle görüşen Öcalan, çözüm sürecinde yeni adımlar atılması için hükümete 15 Ekim 2014'e kadar süre verdi.

6-8 Ekim 2014: KCK ve HDP’nin çağrısıyla Diyarbakır’da başlayıp, Türkiye’nin birçok iline sıçrayan Kobani’yi protesto eylemlerinde 50 kişi hayatını kaybetti.

11 Ekim 2014: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık Kobani ve Türkiye'de yaşananlardan Hükümet’i sorumlu tuttu ve TBMM’den geçen tezkerenin bir savaş ilanı olduğunu, sınır dışına çıkarttıkları tüm silahlı birliklerini Türkiye'ye geri gönderdiklerini söyledi.

25 Ekim 2014: Hakkâri-Yüksekova’da, PKK’nın saldırı emrini vermediğini açıkladığı olayda, sivil giyimli üç asker çarşı merkezinde yüzü maskeli kişiler tarafından şehit edildi.

23 Kasım 2014: KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “Hiç kimsenin silah iradesi elinde olan bizler adına konuşması doğru değildir” dedi.

27 Aralık 2014: Şırnak-Cizre’de PKK yandaşlarının Hüda-Par üyelerine saldırmasıyla başlayan çatışmalarda üç kişi öldü, üç kişi de yaralandı.

06 Ocak 2015: Şırnak’ın Cizre ilçesindeki İç Güvenlik Yasa Tasarısı’nı protesto gösterilerinde çıkan olaylarda bir kişi öldü, bir kişi yaralandı.

21 Mart 2015: Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan Nevruz mesajında: PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uymak için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim” diyerek, Türkiye’ye karşı silahlı faaliyetlerine son vermesi için PKK’ya kongre çağrısında bulundu.

11 Nisan 2015: Ağrı’nın Diyadin ilçesinde çıkan çatışmada 4 asker yaralandı, devam eden operasyonlarda ise 5 PKK’lı öldü, biri ise yaralı olarak yakalandı.

30 Nisan 2015: HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, "Çözüm süreci bizim açımızdan yolun sonuna geldik, artık bunu toparlama görevi hükümetindir. O da ne şartla olur? Hükümetin bize verdiği sözlere ve mutabakatlara sahip çıkacağını deklare etmesiyle olur" dedi.

05 Mayıs 2015: KCK Eşbaşkanı Bese Hozat: “Silahsızlanma kongresini toplamayı gündemden çıkardık dedi.

Her şey 7 Haziran seçimlerine endekslenmiş görünüyor. Seçimlerinden sonra PKK, Türkiye yönelik silahlı eylemler başlatır mı? İhtimal vermiyorum. Neden derseniz? IŞİD’in Kobani ve Şengal’e saldırması sonrası, PKK-PYD ile Batı dünyası -özellikle ABD ve Almanya- arasında bir yakınlaşma meydana geldi. PKK, ABD başta olmak üzere; Batı’nın bölgedeki yeni stratejik ortağı olarak görülmeye başlandı. PKK, Batı nezdinde kazandığı bu prestiji berheva etme riskini göze alamaz. 

(Bu yazı ilk olarak 11 Mayıs 2015 tarihinde yysam.org sitesinde yayınlanmıştır.)


18 Eylül 2014 Perşembe

ABD IŞİ(D)’İ

Türkiye’nin, bugünkü süreçte IŞİD’e karşı ABD’nin başını çektiği koalisyonda bulunmayacağını beyan etmesi, doğru bir karardır. Sonuçta, IŞİD’in elinde 49 Türk rehine var. Her gün bir rehinenin kafasının kesilerek öldürülmesini gösteren görüntülerin yayınlanacak olması,   Türkiye’de büyük bir infiale sebebiyet verecektir. IŞİD’in, bu rehineleri Türkiye’ye karşı pazarlık konusu olarak kullanacağını, 15 Haziran 2014 tarihli “ORTA DOĞU’DAKİ YENİ VİRÜS: IŞİD” başlıklı yazımızda dile getirmiştik.

Türkiye böyle bir gerçek ile yüz yüzeyken, son dönemlerde Türkiye’yi sıkıştırmaya yönelik ortaya atılan bir başka iddia, (Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği propagandası) Türkiye’yi, sıkıntıya düşürebilecek türden bir iftira.  Türkiye’ye yönelik böyle bir karalamayı maalesef hem Batı medyası, (özellikle de ABD) hem de PKK medyası dillendiriyor.

Türkiye, Suriye’de YPG’nin, Kuzey Irak’ta ise PKK’nın, IŞİD ile girdiği silahlı çatışmalar nedeniyle bir anda “Batı”nın sempatisini kazanmasından rahatsız. IŞİD’in elindeki Türk vatandaşı rehineler, iktidarının elini kulunu bağlamış, Türkiye’nin doğru ve yerinde hamleler yapması engellemiş durumda.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Batı medyasının IŞİD’e karşı silahlı mücadele veren PKK’ya övgü üstüne övgü yağdırması, Türkiye’nin başını ağrıtacak ikinci bir gelişme. Yani PKK, bir anda, ABD ve Batı için bölgedeki güvenilir müttefik adayı oluverdi.

ABD,  Orta Doğu’da hep kendi menfaatlerine göre politikalar belirler ve uygular.  “ABD, 1980’lerin ortasına gelindiğinde bölgeye yönelik iki başlı bir politika izlemeye başladı. Bir yandan İran-Irak savaşında Bağdat açık bir şekilde kayırılıyordu. Ancak öbür yandan da ABD’yi düşündüren bölgede bulunan Amerikalı rehinelerdi. Bu yüzden İran’a da ihtiyaçları vardı. İrangate Skandalı kahramanlarından olan Manucher Gorbanifar gibiler CIA ile temasa geçerek İran’ın, rehinelerin bırakılmasında Hizbullah örgütü nezdinde önemli bir rol oynayabileceği sinyalini yolluyordu. İran,  bu hizmetin karşılığında, Irak’a karşı giderek zayıflayan ordusuna Hawk füzeleri gibi askeri malzemeler istiyordu.

ABD,  bir yandan Irak’a yardım ederken, diğer yandan da Ulusal Güvenlik dairesinden Yarbay Oliver North gibi yetkilileri devreye sokuyor ve rehinelere karşı Hawk füzeleri müzakerelerini başlatıyordu.”(*)

ABD bugün de bölgede benzer bir politikayı sürdürüyor. Bir yandan kendisini Kürtlerin hamisi olarak göstermeye çalışıyor ama yeterli desteği ve silahı vermiyor. (Oysaki aynı ABD’nin, yıllardır PKK’ya silah verdiği bilinmektedir.) Diğer yandan, Kürtler ve Sünni Arapları katleden IŞİD’in silahlanmasına göz yumuyor. Akıllara şu soru geliyor.  ABD, sahip olduğu yüksek uzay teknolojisi ile bölgedeki en küçük hareketleri bile kontrol edebiliyorken, IŞİD’e bu silahlar nerede, nasıl, ne zaman ve kimler tarafından verildi? 

Türkiye’nin IŞİD konusundaki politika belirsizliği, Irak Bölgesel Kürt Hükümeti’ni de hayal kırıklığına uğrattı. Bölgesel Kürt Hükümeti yetkililerinden Fuad Hüseyin, zor günlerden geçtiklerini; “Amerika dünyanın diğer ucundan yardımımıza geldi. Ancak yanı başımızdaki Türkiye hiçbir şey yapmadı. Yardım talebimizi ilettik, gene gelmediler. Ankara ile konuşup, bu konuyu açık seçik ele almamız lazım. Böyle ilişki olur mu?” diyerek, Türkiye konusundaki hayal kırıklığını açıkça dile getiriyordu.

Türkiye, IŞİD ile ilgili olarak uluslararası kamuoyu ve bölge halklarında, hakkında oluşmuş olan olumsuz imajı giderebilir mi? Evet giderebilir. Türkiye,  Irak Bölgesel Kürt Hükümeti ile “Kürt Sorunu”nun çözümünde olduğu gibi, IŞİD ile mücadelede de işbirliğine gitmeli. Bunu gerçekleştirebildiği an, özellikle bölgede ve uluslararası kamuoyundaki oluşmuş olan olumsuz imajı kendi lehine çevirebilecektir.

Bölgede dikkat çeken bir başka konu ise PKK’nın IŞİD ile mücadelede sadece kendisini ön plana çıkarmaya çalışıyor olması. Böyle bir hamle PKK tarafından bilinçli olarak yapılmış,  stratejik bir hamledir. Kandil’in, Peşmerge güçlerine Batı tarafından verilecek silahları engellemeye çalışması ve bu hususta demeçler vermesi nasıl açıklanabilir? Hâlbuki Peşmerge güçlerine silah vermemek, IŞİD’in bölgedeki katliamlarını sürdürmesiyle sonuçlanacaktır.

Başta ABD olmak üzere Batı dünyası,  IŞİD marifetiyle radikalleşeme eğilimindeki Müslümanlardan kurtulmayı ve Orta Doğu’yu bir kez daha dizayn etmek istiyorlar.

Senaryo belli: Düne kadar Türkiye ile çatışan bir PKK'dan, Orta Doğu'da korku salan IŞİD'e kalkan olan Batı’nın yeni müttefiki bir PKK ve mutlu son…


*Turan Yavuz. ABD’NİN KÜRT KARTI, s. 99, Milliyet Yayınları.