seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2015 Cuma

Yanlış Hesap Halktan Döner...

Türkiye, 2 Kasım sabahına, derin bir “oh” çekerek uyandı. Bunun en büyük nedeni ise dört yıl daha devam edecek olan “siyasi istikrar”dır.

Değerli okuyucular! Kamuoyunda 1 Kasım seçim sonuçlarına ilişkin geniş değerlendirmeler yapıldı ve yapılacaktır da.  Biz de bu yazımızda, 1 Kasım seçim sonuçlarının “İmralı, Kürtler, HDP ve PKK-Kandil” yansımalarını analiz etmeye çalıştık.

HDP’nin geldiği gelenekteki siyasi partiler, geçmiş yıllarda yapılan seçimlerde halktan ancak  % 3-7 oranında oy alabilmişlerdi. Ve bu sonuçlar PKK şiddeti ve çatışmaların yoğun olduğu dönemlere aitti. PKK her seçim dönemi yaklaştığında şiddeti tırmandırmış, silah gölgesinde bu sonuçlar elde edilmişti.

“Çözüm Süreci”nin olgunlaştığı bir döneme denk gelen 7 Haziran seçiminde HDP, % 13,5 oy aldı. HDP’nin bu başarıyı silahların sustuğu ve çatışmasızlık döneminin devam ettiği bir ortamda elde etmiş olmasına dikkatinizi çekeriz. Yani, ilk defa; silahların olmadığı bir ortamda HDP seçmenden hatırı sayılır oranda bir oy aldı. Bundan: “PKK, Türkiye’ye karşı silahlı eylemlerine son verdiğini ve sınır dışına çıktığını açıklayarak sivil siyasetin önünü açmalı” sonucu çıkarılmalıyken: PKK-Kandil, Öcalan’ın 1992 yılında “hataydı” dediği cephe savaşını, şehir merkezlerine indirgemeye çalıştı. Kandil, muhtemelen şöyle bir hesap yaparak: “çatışmasız bir ortamda % 13,5 oranında bir oy alınabiliyorsa, silah ile birlikte bunu %15-16 oranlarına yükseltebiliriz” dedi ve böyle bir stratejinin yanlışlığını 1 Kasım’daki seçimde görmüş oldu. HDP’nin bölgedeki oy kaybının şehir merkezlerinde olduğunu hatırlatalım. Yani daha açık bir ifadeyle, PKK’nın “hendek” stratejisi halktan destek bulmamış, iflas etmiştir.

Geçmiş yazılarımızda defaatle dile getirdiğimiz; “Öcalan, Orta Doğu’nun kaygan ve kaypak zemininde siyaset üretebilen ender şahsiyetlerdendir” tespitini bir kez daha hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz.  Öcalan 2013 Nevruzu’nda yaptığı eylemsizlik çağrısını 2015 yılında yapmış olmasına rağmen, KCK; Öcalan’ı da by-pass ederek “Çözüm Süreci”nin buzdolabına kaldırılmasına neden olan silahlı eylemlere yöneldi. Oysa PKK, bugüne kadar hayatiyetini devam ettiriyorsa, bu Öcalan’ın hem Türkiye, hem de dünya siyasetini doğru okumasının bir neticesidir. Çatışmaların başlamasından sonra İmralı ile görüşmelerin yapılmadığı dikkatinizden kaçmamıştır. Aslında Öcalan, PKK’nın yeniden silahlı mücadeleye başlaması ile kendisinin devre dışı bırakılmak istendiği gördü ve bu süreçte sessiz kalmayı tercih etti. Çatışmaların olduğu bir ortamda sürece müdahil olmak büyük bir riskti. Öcalan bu riski göze almayıp 1 Kasım seçim sonuçlarını bekledi. 1 Kasım’dan sonra nasıl bir strateji izleyeceğini her birlikte göreceğiz.

Okuyucularımız hatırlayacaklardır. 28 Temmuz 2015 tarihli “HDP Bir Tercih Yapmak Zorunda” (http://mehmetmemdoglu.blogspot.com.tr/2015/07/hdp-bir-tercih-yapmak-zorunda.html) başlıklı yazımızda HDP için,  “Ya kendi iradeleri doğrultusunda sivil siyaset,  ya da eli silahlı Kandil’in gölgesinde siyaset. Yok, eğer silahın gölgesinde siyaset yapmayı tercih ederlerse, Türkiyelileşemeyecekleri gibi; siyaseten de kendi sonlarını hazırlamış olacaklardır” değerlendirmesinde bulunmuştuk. 1 Eylül 2015 tarihli “Kürtler Bir Tercih Yapmak Zorunda” (http://mehmetmemdoglu.blogspot.com.tr/2015/09/kurtler-bir-tercih-yapmak-zorunda.html) başlıklı yazımız da ise Kürtler için: “Bölge halkı karar vermek zorunda: Ya barış, ya da kan ve gözyaşının hâkim olacağı savaş ortamı. STK’lar başta olmak üzere, bölge halkı, PKK’nın silahlı faaliyetlerine, sivilleri de hedef alan silahlı eylemlerine ‘hayır’ diyebilmelidir. Huzurlu ve güvenli bir gelecek için bunu yapmak zorundadırlar.” demiştik.

KCK-Kandil, 1 Kasım seçimi öncesi ilan ettiği tek taraflı ateşkesi (!) sonlandırdığını açıklayarak, yanlış yapmaya devam ediyor. Türkiye olarak, HDP’nin doğru bir tercih yapmadığını gördük. Kürtlerin ise 1 Kasım seçiminde doğru bir tercih yaptıklarına şahit olduk. Bölge halkı kendi zihin dünyasında bir mahkeme kurdu ve gayrı meşru (silahlı) yöntemlerle, meşru hedeflere gidilemeyeceğinin dersini vermiş oldu.

Sonuç mu?

-PKK, Türkiye’ye karşı silahlı eylemlerine son verdiğini ilan etmeli ve sınır dışına çıkmalıdır.

-HDP, kendi iradeleri doğrultusunda tüm Türkiye’yi kucaklayacak bir siyaset izlemelidir.

-Kürtler, silaha “hayır” diyerek, silahın varlığına son vermelidir.

2 Kasım 2015 Pazartesi

Perdenin Ardındaki Hakikat...

       Türkiye bir seçimi daha geride bıraktı. 1 Kasım seçimi, sonuçları itibarıyla Türkiye demokrasi tarihinin en önemli seçimine sahne olmuştur. 7 Haziran seçiminden beş ay sonra gerçekleştirilen 1 Kasım seçim sonuçlarının, 7 Haziran’a göre çok farklı olması; ülkedeki siyaset bilimciler ve sosyologlar için yeni araştırma sahası açmıştır.

         7 Haziran seçiminden sonra ülkenin hükümetsiz kalmama adına, bir koalisyon hükümetinin kurulabileceğini, erken bir seçimin Türkiye için “lüks” olduğunu dile getirenlerdendim. 1 Kasım seçim sonucu, bizim de bu konuda yanıldığımızı kanıtladı.

AK Parti’nin  1 Kasım’daki seçim zaferindeki en büyük pay, her şeye rağmen büyük bir risk alarak AK Parti’yi seçime ikna eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aittir. 1 Kasım, Erdoğan’ın siyasi öngörüsünün bir sonucudur.

1 Kasım seçim sonucu değerlendirildiğinde:

-Seçime katılım beklentilerin üzerinde (%86.2) gerçekleşmiştir. Ki bu beş ay içerisinde seçime giden bir ülke için yüksek bir orandır.

-1 Kasım, bir genel seçimden ziyade, bir “referandum” niteliği taşıyordu, ve seçmen buna göre oy kullanmıştır.

-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim meydanlarına inmeyerek ön plana çıkmamış olması, seçimi müspet yönde etkilemiştir.

-Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 1 Kasım seçim zaferi ve başarısı, AK Parti’deki lider tartışmalarına son noktayı koymuştur.

-7 Haziran’da seçmenden aldığı mesajı iyi değerlendiren AK Parti -tabir yerindeyse- şapkasını önüne kaymuş, 7 Haziran’dan gerekli dersleri çıkartarak aday listelerinde büyük bir değişikliğe (% 40 oranında) gitmiş olması, sandığa olumlu yönde yansımıştır.

-7 Haziran’da AK Parti’den uzaklaşan inançlı Kürtlerin büyük bir kesimi, 1 Kasım’da yeniden AK Parti’ye oy vermiştir.

-Geçmiş seçimlerde vaatleriyle seçmenden oy alan AK Parti’nin 1 Kasım seçim beyannamesinin de, seçmenin tercihinde olumlu katkıda bulunmuştur.

-Etnik siyaseti (MHP-HDP) tercih eden siyaset dili kaybetmiştir. Türkiye tercihini bir kez daha “istikrar”dan yana kullanmıştır.

-Silahlı eylemlerine başlamasıyla birlikte, sırtını  PKK’ya dayadığını açıklayan HDP, seçimin en büyük kaybedeni olmuştur. Bu sonuçlara göre HDP özeleştirisini Kandil’e değil, halka vermek zorundadır.

-Her şeye “hayır” –hayır’a da hayır- diyerek, siyaset literatürüne “hayır”ı armağan ederek, hayırlı bir genel başkan olduğunu kanıtlayan  sayın Devlet Bahçeli kaybetmiştir.

-Mevcut sonuçlara göre, muhalefetin önünün açılması için; muhalefet parti liderlerinin vakit kaybetmeden istifa etmeleri gerekir.

-Seçim sonuçlarının en önemli sonucu: Millet bölünmeye karşı durarak, yedi düvele "biz bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz" haykırışıdır.

-1 Kasım seçim sonucu, buzdolabında bekletilen “Çözüm Süreci”nin, bekletildiği yerden çıkartılarak, kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini gösteriyor.

-1 Kasım seçim sonucu, yeni bir anayasanın yapılmasını zorunlu hale getirmiştir.

-Seçim sonucunu yüzde yüz oranında doğru olarak, seçim anketleri değil; "evet" mührünün bulunduğu “perde arkası” vermiştir.

Allah devletimize, milletimize zeval vermesin, Türkiye'mize hayırlı ve uğurlu olsun.

21 Eylül 2015 Pazartesi

7 Haziran’dan Çıkarılacak Dersler ve 1 Kasım!...

İstanbul Yenikapı’da düzenlenen “Teröre Karşı Tek Ses”  mitingine Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmet Yılmaz ve Başbakan Ahmet Davutoğlu katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın teröre ilişkin birlik ve beraberlik mesajları içeren konuşması alandakiler tarafından coşkuyla karşılandı. Erdoğan konuşması esnasında isim belirtmeden bir kez daha HDP’ye yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Başbakan Davutoğlu da“1 Kasım’da çok çalışacaksınız, onları baraj altında bırakacaksınız” sözleriyle HDP’yi hedef aldı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun HDP’yi hedef alan sözleri, (siyasi parti ve liderlerinin siyaseten birbirlerine yönelik makul eleştiriler demokrasinin gereğidir, bu manadaki eleştirileri kast etmiyoruz) ne Türkiye’ye,  ne de AK Parti’ye bir şey kazandırmaz, aksine kaybettirir.

7 Haziran seçimi öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti yöneticilerinin,  HDP ve Selahattin Demirtaş aleyhine söyledikleri her söz, tabir yerinde ise AK Parti’ye yol, su ve elektrik faturası olarak geri dönmüştür. Bu yönlü söylemler, geçmişte AK Parti’ye oy vermiş inançlı Kürtlerin büyük bir kesiminin ya HDP’ye oy vermesine, ya da sandığa gitmemesine neden olmuştu. 

Zaman zaman, bölgenin önde gelen bazı kanaat önderleri ve STK temsilcileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde, bölge insanının geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti ile kurmuş olduğu “gönül köprüsünde” büyük bir tahribatın oluştuğunu gözlemliyoruz. Bölgenin önde gelen isimleri, bu tahribatın kırılma noktasının Sayın Erdoğan’ın Kobani’ye ilişkin sözleriyle başladığı, Çözüm Süreci ve Kürt Sorunu’na yönelik açıklamalarıyla devam ettiği,  Diyanet tartışmalarına ilişkin sözleriyle sonuçlandığı dile getiriyorlar. Bölgedeki baskın algının ve anlayışın, Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçildikten sonra bölgeye yönelik politika ve söylemlerinin değiştiği yönünde olduğuna da dikkat çekiyorlar.

Bölge kanaat önderleri ve STK temsilcilerin bir başka kaygısı;  lisans mezunu, 2014-2015 yıl KPSS P-3 türünden en az elli ve üzeri puan almış, yalnızca özel harekat biriminde çalıştırılmak üzere beş bin özel harekat polis memuru ile Doğu ve Güneydoğu’da bulunan 22 ilde beş bine yakın korucu kadrosunun istihdam edilecek olması. İstihdam edilecek korucu kadrolarının bölgedeki işsizliğin azaltılması noktasında kısmi bir rahatlatma getireceği ifade edilmekle beraber, devletin istihdam için ekonomik yatırımları arttırması gerektiği noktasında hemfikirler. Kendilerini kaygılandıran en önemli nokta ise istihdam edilecek yeni özel harekat ve korucu kadrolarıyla birlikte, devletin terörle mücadelede yeniden güvenlikçi politikalara dönmesi. Bunun sonucu olarak ülkeye ve bölgeye barışın uzun yıllar gelemeyecek olmasından endişe duyuyorlar.

Özetle: Seçim çalışmalarında kullanılacak dil ve üslubun, 7 Haziran seçimi öncesinde kullanılan dil ve üslup ile aynı olması durumunda, 2 Kasım sabahı, mevcut siyasi tabloda beklenilen değişiklikler olmayabilir.

Devletin geçmişte bölge ile kurmuş olduğu “gönül köprüsü”ndeki tahribatı giderecek yeni söylem ve politikalar geliştirmesi gerekiyor.

Terörle mücadelede hep tartışma konusu olmuş "koruculuğa" -revize edilmeden- yeni alımların olmasının, koruculuk sistemini ve korucuları bir kez daha tartışmanın odak noktasına oturtacaktır.

1 Kasım seçiminin sonucunu "kararsız" seçmenlerden ziyade, sandığa gitmek istemeyen veya gitmeyecek seçmen belirleyecektir.

Diğer partilerin aksine, 1 Kasım seçimi için milletvekili aday listelerinde yüzde kırka yakın bir değişikliğe giden AK Parti’nin aday listelerindeki tercihlerinin, sandık sonuçlarına  olumlu bir etkisi olabilecek midir?

7 Haziran secimi öncesinde yazmış olduğumuz bir yazıda AK Parti için: “AK Parti’nin, 7 Haziran’da ‘Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma’ riskiyle karşılaşabileceği endişesini taşıyanlardanım” öngörüsünde bulunmuştuk.

Söylem ve üslup değişmediği takdirde korkarım ki benzer bir akıbet ile bir kez daha karşılaşabiliriz.

Sonuçta, önümüzdeki yıllarda neyi hedeflerse hedeflesin, kendi iç sorunlarını çözememiş, iç barışı tesis edememiş bir Türkiye’nin tüm hedefleri söylemlerde kalır.

Niyet hayır, akıbet hayır...

27 Ağustos 2015 Perşembe

MHP’nin Siyasi Manevraları!...

7 Haziran’dan sonra çıkan siyasi tablodan bir koalisyon hükümeti çıkar mıydı? Bence evet. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte, AK Parti’nin yapılacak erken seçimde kendisini, yeniden ve tek başına iktidara gelebileceğine inandır(ıl)mış olmasıdır.

Siyasi literatürümüze  “istikşafi görüşmeler” tabirini dâhil eden AK Parti’nin CHP ile gerçekleştirdiği görüşmeler, kamuoyunda hükümetin kurulabileceği yönünde beklentilerin oluşmasına neden oldu. Bir ay boyunca bol çay içmeyle geçen karşılıklı görüşme trafiği.

Sonuç? 1 Kasım’da yine sandık başına.

1999 genel seçiminde TBMM, bugünkünden çok daha farklı ve renkli bir tablo ile karşı karşıya kalmıştı. DSP 136, MHP 129, FP 111, ANAP 86, DYP 85 ve bağımsızlar da 3 sandalye kazanmışlardı. Hükümet kurma görevi dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından seçimden 1. parti olarak çıkan DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e verilmişti.  MHP yöneticilerinin dahi beklemediği bu seçim başarısı Bahçeli’yi koalisyon alternatiflerinin kilidi konumuna getirmişti.

Kamuoyundaki beklentilerin aksine, Demirel’in de devreye girmesiyle, medya, sermaye ve  -açık açık ifade edilmemiş olsa da- askerin beklentisi DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinden yanaydı.  Bahçeli’nin “FP ile DYP’nin bu dönem dinlenmeleri lazım” çıkışı, düşünülen koalisyon hükümetinin kısa bir zamanda oluşturulabileceği yönündeydi.

DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit’in tarihe “Rahşan Hanım krizi”  olarak geçen ve MHP’ye ithafen söylediği “Eli kanlı katillerle hükümet kurulmasını içimize sindiremeyiz” çıkışıyla, her şey altüst olmuştu. Bahçeli’nin, Rahşan Hanım’ın “özür dilesin” şartına Rahşan Ecevit’in, ”MHP’yi kastetmedim”  yanıtı ve askerin de devreye girmesiyle kriz aşılmış, DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti kurulmuştu.

1999 genel seçim sonucunda DSP’ye kucak açan Sayın Bahçeli, 7 Haziran seçimi gecesi, partisinin içerisinde yer almadığı muhtemel koalisyon seçeneklerini sıralamış, “Böyle bir koalisyon içerisinde MHP şerefi ve haysiyetiyle, ilkeli ve dürüst davranışıyla çok güzel ve mecliste denetimi görev alan bir ana muhalefet görevini almaya hazırdır. Bunların hiçbirisinden sonuç alınamıyorsa, en erken seçim ne zaman olacaksa o zaman da seçim olur”  sözleriyle muhtemel bir AK Parti-MHP koalisyon seçeneğini ortadan kaldırmış oldu.

Başbakan Davutoğlu’nun kendisiyle gerçekleştirdiği koalisyon görüşmelerinde de çok sert bir tutum sergileyen Bahçeli, dört şartlı kırmızı çizgileri ile tüm koalisyon çabalarını boşa çıkardı.

Bahçeli, “AKP’nin en uygun koalisyon partneri hiç kuşkusuz HDP’dir. Bu iki partinin toplam milletvekili sayısı 338 olup süreçle ilgili hedef ve politikaları hayata geçirmek yeterlidir” sözüyle bu ortamda ironi yapmayı da ihmal etmedi.

Başbakan Davutoğlu’nun hükümet kurma görevini iade etme ihtimali belirdiğinde Sayın Bahçeli, “MHP oluşacak seçim hükümetine katılmayarak herhangi bir üye vermeyecektir. Türkiye seçimlerin tekrarlanmasıyla karşı karşıya kalmıştır. 45 günlük sürede hükümet kurulamadığı takdirde, Cumhurbaşkanı’nın sorumluğu aktif hale gelecektir” sözleriyle dikkat çekti.

Bahçeli, yapmış olduğu siyasi manevralarla AK Parti’de gedik açmaya hazırlanırken, seçim hükümeti için kendisine gelen bakanlık teklifine “evet” diyen Tuğrul Türkeş, Bahçeli’nin MHP’sinde büyük bir gedik açmıştır. Tuğrul Türkeş, vermiş olduğu cesur karar ile Bahçeli’nin muhtemel “AK Parti HDP ile hükümet kurdu” argümanını boşa çıkarmıştır.

Sayın Bahçeli!

Sadece muhalefet olsun diye, halktan yüzde 52 oy almış ve Türkiye’nin ilk seçilmiş Cumhurbaşkanına, “Erdoğan haysiyetli değildir. Ailesi ve şahsından başka kimseyi düşünmemektedir” diyerek hakaret etmeniz, MHP terbiyesi ve ilkelerine aykırı değil midir? Yine Başbakan Davutoğlu’nu tahkir etmeniz, ne size ne de MHP’ye bir şey kazandırmaz, aksine kaybettirir.

Peki, 1 Kasım’da mevcut siyasi tabloda bir farklılık olur mu? Mümkündür, çünkü burası Türkiye! 

11 Haziran 2015 Perşembe

AK Parti-CHP Koalisyonu mu?...

YSK tarafından seçimin kesin sonuçları açıklanmamış olsada AK Parti 258, CHP 132, MHP 80 ve HDP 80 milletvekili ile TBMM’de temsil hakkını kazandılar.

Seçim sonuçları Türkiye’yi bir kez daha koalisyon hükümetleri ile karşı karşıya getirdi. 13 yıllık AK Parti iktidarlarının ardından yeniden koalisyon hükümeti dönemiyle yüzleşen Türkiye toplumu, seçim sonrası“şimdi ne olacak?” şaşkınlığının ardından, meclise giren tüm siyasi partilerin koalisyon ihtimallerine yeşil ışık yakmasıyla rahat bir nefes alabildi.

İş dünyası ve siyasi otoriteler, yakın bir zamanda yapılacak erken seçimin bugünkü şablondan pek de farklı sonuçlar doğurmayacağı konusunda hemfikirler. Kırılgan bir yapıya sahip olan Türkiye ekonomisi de yakın zamanda yapılacak bir erken seçimden büyük bir yara alabilir.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunmasının ardından, Ankara’da olması muhtemel koalisyon ihtimalleri konuşulmayabaşlandı. Elbette ki tüm koalisyon ihtimalleri meşrudur ancak yüzde kırkbir oy oranıyla seçimden birinci parti olarak çıkan AK Parti’siz bir koalisyon, Türkiye için istikrarsız yılların başlangıcı demektir.

Yeni anayasa, Çözüm Süreci, Suriye ve Orta Doğu, AB ile ilişkiler ve ekonomik istikrar gibi çözüm gerektiren sorunlarımız varken, teammüller gereği hükümet kurma görevini alması beklenen Davutoğlu’nun, küskünlük ve alınganlık göstermeden mevcut olasılıkların en uygununu tercih etmesi gerekir.

Ankara kulislerinde farklı hükümet senaryoları konuşuluyor olmakla birlikte, (Seçim gecesi Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu ve zihinlerde birçok soru işaretleri bırakmış olan konuşmasına rağmen)kamuoyundaki yaygın beklenti,  bir AK Parti-MHP koalisyonunu yönünde.

Mevcut şartlarda MHP ve HDP’nin içerisinde bulunacağı bir AK Parti hükümeti, hem AK Parti’ye, hem de Türkiye’ye zaman kaybettirecektir.

HDP’nin içerden ya da dışarından desteği ile kurulacak bir koalisyon, İmralı’ya ve Kandil’e verilmiş taviz olara algılanacak ve AK Parti’ye oy vermiş milliyetçi oyların kaybına sebebiyet verecektir.HDP’nin almış olduğu 13.1 oy oranından sonra PKK’nın Türkiye’ye yönelik silahlı eylemlere başvuracağını sanmıyorum.

Yine MHP’nin içerden veya dışarından desteği ile kurulacak bir koalisyon hükümetinin ise “Çözüm Süreci”nin sonuçlandırılmaması şeklinde algılanacak ve her şeye rağmen AK Parti’ye oy vermiş olan diğer Kürt oyların kaybına neden olacaktır.

Türkiye’nin öncelikli politikaları göz önünde bulundurulduğunda devlet tecrübesi olan CHP ile kurulacak geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti kısa ve orta vadede bir istikrarı da beraberinde getirebilecektir. İşe meclis başkanlığının CHP’li bir milletvekilinin seçilmesiyle başlanabilir. CHP’nin içerisinde yer alacağı AK Parti hükümetinin, yeni anayasa hazırlıklarının HDP’den de destek bulacağını umuyorum.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile yapmış olduğu görüşme sonrası -kuvvetle muhtemel- olası bir AK Parti-CHP koalisyonunu engellemeye yönelik toplumu manipüle edici değerlendirme ve yorumlar yapılmaya başlandı.

Ülkede kaos ortamı oluşturmak isteyen derin ve karanlık odaklar bir kez daha Diyarbakır'da kan döktüler. Seçim sonrası oluşan belirsizlik nedeniyle, ülkede güvenlik ve istihbarat zafiyetinin oluşmasına mahal verilmemelidir.

Çıkarları için, gerektiğinde ülkeyi feda etmeye çalışan yapılanmalara, devleti içeriden kemiren komitelere heveslerini kursaklarında bırakalım.

Fitnenin kol gezdiği, etnik ve mezhepsel ayrışmaların yaşandığı bir coğrafyada bulunan Türkiye'yi bu illetten korumak hepimizin görevidir.

8 Haziran 2015 Pazartesi

Millet ile Yüzleşme...

Türkiye beki de Cumhuriyet tarihinin en gergin seçim dönemlerinden birini atlattı. Nihayet beklenen gün geldi, Türkiye sandık başına gitti ve tercihini yaptı.  Yüzde 85 oranında bir katılım ile milli irade bir kez daha sandığa yansıdı.

Seçim sonuçları, seçime katılan partilerin tek tek analizini gerektirse de sonuçları genel anlamda bir değerlendirmeye tabi tutacak olursak:

-13 yıl sonra Türkiye bir kez daha koalisyon hükümetlerine mecbur olmuştur.

-Seçim, AK Parti oylarında ciddi bir düşüşün yaşanması ile sonuçlanmıştır. 

-AK Parti, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde büyük oranda oy kaybına uğramıştır.

-Yüzde sekizlik bir oy kaybı oranına rağmen, AK Parti seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır.

-“Başkanlık Sistemi” ısrarı Türkiye seçmeninde karşılık bulmamıştır.

-Sayın Cumhurbaşkanı’nın Kobani, Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci ile ilgili çıkışları sonrası bölge seçmeninde oluşan kafa karışıklığı, HDP’yi daha da güçlendirmiştir.

-Din, Diyanet ve Kürtçe Kur’an polemiği ve tartışmaları dindar Kürtler üzerinde etkili olamamış, dindar Kürt seçmen için “etnik kimlik” ön plana çıkmıştır. 

-Öcalan’ın “Türkiye Partisi “projesi HDP’de hayat bulmuştur.

-HDP’nin beklentilerin üzerinde oy alıp, 80 milletvekili çıkartarak meclise girmesi, Öcalan’ın elini güçlendirmiş, elinde silah bulunduran Kandil’i zayıflatmıştır.

-Yeni ve sivil bir anayasanın hazırlanması kaçınılmaz olmuştur.

-Bazı medya kuruluşları ile araştırma şirketleri taraflı ve yanlı yayınlar-sonuçlar vererek seçmeni ve AK Parti’yi manipüle etmişlerdir.

-AK Partili siyasetçilerin, her fırsatta HDP ve Eşbaşkanlarına yönelik tahkir edici ifadeleri, geçmişte AK Parti’ye oy vermiş Kürt oylarının HDP’ye gitmesiyle sonuçlanmıştır.

-Geçmiş dönemlerde büyük proje ve vaatlerle seçim kazanan AK Parti’nin, yapmış olduğu hizmetlerle seçim kazanma stratejisi sonuç vermemiştir.

 -AK Parti listelerinde yolsuzluk ve rüşvetten şaibeli bazı isimlere yer verilmiş olması sandığa olumsuz bir şekilde yansımıştır.

-AK Parti’deki düşüşün nedenini -kendi varlıklarını koruma adına- Başbakan’a mal etmeye çalışacak kesimler ortaya çıkacaktır.

-AK Parti yönetimi bu sonuçlardan sonra ciddi bir özeleştiri yapmalı,  bu düşüşün sebebini/sebeplerini sorgulamalıdır.

-Seçim sonuçları, daha şimdiden Türkiye’de bir erken seçim heyecanının yaşanabileceğini göstermektedir.

-AK Parti’ye yüzde elli oranında oy veren de bu milletti, yüzde kırk bir oranında oy veren de bu millettir.

-Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla Anavatan Partisi’nde yaşanan gerileme süreci, Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle AK Parti’de bir kez daha tezahür etmiştir.

-Aylar önce görüp uyarmaya çalıştığımız sonuçları,  AK Parti, Başbakan ve Cumhurbaşkanı danışmanları görmediler mi, göremediler mi?

-Seçim sonuçları, -yüzde yüz olmasa da- seçime yönelik öngörü ve tahminlerimizde bizi haklı çıkarmıştır.

Sonuç olarak; bazı partilerin kazanması, bazı partilerin kaybetmesiyle sonuçlansa da seçim sonuçları; Türkiye’nin gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Seçim sonuçlarının tercihine saygı, millete saygıdır.

4 Haziran 2015 Perşembe

Seçime Gölge Düşmesin!...

Son dönemlerdeki siyaset dilinin, Türkiye’nin sosyal ve toplumsal dokusunda hissedilir derecede kutuplaşmalara ve kamplaşmalara sebebiyet verdiğini defaatle dile getirdik. 30 Mart’taki yerel seçimlerde net olarak görülen bu kamplaşma, genel seçim çalışmalarında daha da derinleşmiştir.

Siyasi partiler seçimin son düzlüğe girdikleri bugünlerde,  kimi siyasi parti yandaşlarının şiddetine tanık oluyoruz.  Çoğu sözlü sataşma şeklinde olan ve geçiştirilen bu tartışmalar, kimi yerlerde sopalı ve silahlı kavgalara dönüştü.  Seçimden ziyade savaş meydanlarını andıran olaylarda maalesef yine masum insanlar yaşamını kaybetti.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Şırnak’ın İdil ilçesi Kuzluca köyüne, seçim çalışması için giden HDP’li grup, köyde milletvekili adayları posterleri ile parti bayraklarını asmak istemesi üzerine, Hüda-Par üyesi köy sakinleriyle aralarında yaşanan tartışma sonucunda, HDP’li grup içerisindeki bir kişinin silahla karşılık vermesi sonrası yaralanan Muhammet Şerif Şimşek ile Abdulcelil Talayhan kaldırıldıkları Nusaybin Devlet Hastenesi’nde hayatlarını kaybettiler. Saldırıları lanetliyor, silah gölgesinde siyaset yapmaya çalışmanın acizlik ve basiretsizlik olduğunu belirtmek istiyorum.

Hatırlanacağı üzere, IŞİD’in Kobani’ye saldırması sonucu 6 Ekim 2014 tarihinde KCK’nın yapmış olduğu  “serhildan/isyan” çağrısına, HDP’li yöneticilerin de destek veren açıklamaları sonrası başlayan olaylarda dükkânlar yağmalanmış, kamu binaları yakılmış ve yıkılmış; onlarca masum sivil vatandaş hayatını kaybetmişti. Arkadaşlarıyla birlikte kurban eti dağıtırken vahşi bir şekilde öldürülen 16 yaşındaki Yasin Börü’nün fotoğrafları hafızalardaki tazeliğini hâlâ korumaktadır.  

Bölgede uzun yıllardan beri aralarında husumet olduğu bilinen Hüda-Par ve HDP tabanları arasında yaşanacak yeni bir çatışma, bölge için acı, kan ve gözyaşından başka bir şey olmayacaktır. Bu sebeple, başta HDP olmak üzere kendileri için demokrasi talep edenler, samimiyetlerini seçim çalışmalarını sürdüren diğer partilere tahammül ederek göstermelidirler. Bölgede kendileri gibi düşünmeyen Kürtlere hayat hakkı tanımayan ve elinde silahı bir tehdit unsuru olarak bulunduran PKK, bölge için olduğu kadar, Türkiye’nin iç barışı ve huzuru için de en büyük tehdittir.

Bu saldırı ve cinayetler,  Türkiye partisi olma iddiasındaki HDP’nin hazımsızlığının göstergesi olmakla birlikte, seçime bağımsız adaylarla giren ve bölgede milletvekili çıkarması muhtemel Hüda-Par'ı engelleme amaçlıdır.  KCK-PKK gölgesinde siyaset yapan bazı HDP mensuplarının, bölge insanını ötekileştiren ve tehdit eden ve söylemlerinden bir an önce vazgeçmeleri gerekmektedir.

Bir başka saldırı olayı ise Samsun’da yaşandı. Cumhuriyet Meydanı’nda HDP’nin düzenlenmek istediği miting alanına girmek isteyen  “Burası Samsun, buradan çıkış yok” diye slogan atan gruba izin vermeyen ve zamanında müdahalede bulunan güvenlik güçleri, bir facianın yaşanmasına da engel olmuştur. Her ne saikle olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yasalarına göre meşru olan bir partinin mitingini hedef alan bir saldırı, devlete yapılmış bir saldırıdır. Devletçe meşru olan bir siyasi partiyi gayrı meşru olarak görmek, devletin meşruiyetine gölge düşürmek değil midir?

HDP, kendilerine yönelik saldırılar karşısında takındığı tavrı, HDP’lilerce Doğu ve Güneydoğu’da kendilerinden farklı düşünen insanlara (ister Kürt, ister Türk…) yönelik yapılan saldırılara da göstermelidir.

Hangi siyasi partiye yapılmış olursa olsun, bu ve benzeri tüm saldırıları şiddetle kınıyorum. Beğenir veya beğenmezsiniz, meşru olarak seçimlere giren tüm partilere saygılı olmak zorundayız. Sorumluluk sahibi olmaları gereken siyasi parti temsilcilerinin ölçüsüz söylemleri,  seçim meydanlarının bu hale gelmesine neden olmuştur. Her vatandaşın bir oyu vardır ve vatandaşın istediği partiye oy verebilmesi, demokrasinin gereğidir.

7 Haziran Milletvekili Genel Seçimi’nin ayrışma ve kutuplaşma değil, ülkemize birlik ve huzur getirmesini, milletimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Huzurla kalın efendim… 

29 Nisan 2015 Çarşamba

Askıdaki Çözüm Süreci!

Genel seçimlere yaklaştığımız bu günlerde, realitelerden çok, siyasi parti temsilcilerince kullanılan popülist dil ve afaki söylemler, gündemin birinci sırasını meşgul etmiş durumda.

Türkiye dışında ve Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, “Kürt Sorunu”nun çözümüne uluslararası bir boyut kazandırırken,  aynı zamanda bölgenin huzuru için kendi problemlerini çözmüş güçlü bir Türkiye’nin varlığını da zorunlu kılmaktadır.

11 Nisan’da Ağrı-Diyadin’deki vuku bulan provokasyondan sonra, bu ülkeye barışı getireceği ümit edilen  “çözüm süreci” -adına ne denirse densin- paketlenerek bir sepete konuldu ve seçim sonrasında yeniden görüşülmek üzere âdeta askıya alındı. Oysa Türkiye’nin iç barışı, ucuz siyasi hesaplara, kişisel çekişmelere kurban edilemeyecek kadar kıymetlidir.

Peki, sürecin askıya alınmasından “en çok” kim ya da kimler mutlu olmuşlardır?

-En başından beri “Kürt Sorunu”nun çözümüne karşı olan kesimler. Çünkü bu kesimler, sürekli Türkiye’de kaos ve istikrarsızlık peşinde olan odaklardır. Onlar bu ülkenin kendi bölgesinde güçlü olmasını istemezler. Türkiye’nin yarı ölü, yarı diri kalması, bu kesimlerin uluslararası çıkarlarına daha uygun düşmektedir.

-Uluslararası istihbarat örgütlerinin kontrolünde olan Kandil’deki derin PKK ve yurt içindeki uzantıları. Silahlı mücadeleyi esas almış, SAVAMA (İran)’ın etki alanındaki Murat Karayılan, CIA (ABD) ve MI6 (İngiltere)’nın kontrolündeki Cemil Bayık ile MOSSAD (İsrail) markajı altındaki Duran Kalkan ile Kandil’in “bizim kontrolümüz dışında hareket ediyorlar” dediği YDGH mensupları.
   
-Sorunun çözümsüzlüğünden ve silahların varlığından nemalanan yurt içi ve yurt dışındaki kesimler. Bu kesimler, elinde silahı bir güç olarak bulunduran PKK’nın varlığından faydalanarak,  silah ve uyuşturucu ticareti ile insan kaçakçılığı üzerinden elde ettikleri maddi ve manevi kazançlarından vazgeçmek istememektedirler.

-7 Haziran genel seçiminde “oy kaybına uğrarız” korkusu ile seçimde bekledikleri sonucu alamama endişesi yaşayan AK Parti’li siyasetçiler. “AK Parti ile PKK anlaştı” propagandasının, geçmişte AK Parti’ye oy vermiş kimi Kürt oylarının HDP’ye, yine geçmişte AK Parti’ye oy vermiş milliyetçi oyların ise MHP’ye kayacağı endişesiyle hareket eden siyasetçiler.

-“Kürt Sorunu”nun çözümü ve “Çözüm Süreci” ile ilgili kayda değer önerileri ve politikaları olmayan CHP ve MHP

-Yüzde onluk seçim barajını geçme hesaplarını salt AK Parti karşıtlığına endeksleyen HDP yönetimi ve zaman zaman sorumsuz beyanatlarıyla siyasi ortamın gerginleşmesine neden olan Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş.

AK Parti iktidarı, kendisinin başlatmış olduğu “Kürt Sorunu”nu çözme gayretini nihayete erdirmez/erdiremezse, özellikle bölgede illerinde yaşanacak bir hayal kırıklığının da müsebbibi olacaktır. Öteden beri “AK Parti Kürtleri oyalıyor” tezi bir nevi doğrulanmış ve karşılık bulmuş olacaktır. Bu bahane üzerinden yaşanılacak muhtemel olaylar, sadece olayları başlatanlar ile sınırla kalmayacak, bu süreci selametle sonuçlandıramayan AK Parti’yi de olumsuz yönde etkileyecektir.

Süreç askıya alınmış olsa da herkesi aşan bir anlayışla, bölge insanı tarafından sahiplenilmiştir. Bölge insanı silah ve çatışmadan uzak huzurlu bir ortam istiyor. Bölge halkı, sokaklarda coşkuyla koşuşturan çocukların varlığının devamını istiyor.

AK Parti iktidarının, “paralel yapılanma” ile olan kavgası, esas itibarıyla “Kürt Sorunu”nun çözümü konusundaki yol ve yöntem farklılığından kaynaklanmamış mıydı?

Devlet, kendi otoritesine alternatif oluşturabilecek her türlü “paralel-dik” yapıya/yapılanmaya müsaade etmemelidir. Otorite varsa, devlet vardır. Devlet otoritesinin olmadığı durumlarda, farklı yapıdaki yapılanmalar, vatandaş üzerinde otorite kuracaklardır.

Bölgede paralel illegal bir KCK’nın hâlâ halktan “vergi” adı altında haraç aldığı ve “mahkemeler” kurdurarak insanları yargıladığı gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Selametle kalın efendim…

22 Nisan 2015 Çarşamba

HDP Seçim Bildirgesi!

AK Parti ve CHP’nin ardından, HDP seçim bildirgesi de İstanbul Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tarafından açıklandı.

HDP’nin kuruluşunda, sivil Kürt siyasetinin seküler modernleşme konusunda “Kemalist paradigmayı” esas alacağı,  söylemlerinin özünde de bu düşünce yapısının benimseneceğinin işaretleri vardı. Dün açıklanan seçim bildirgesinin temelinde bu düşünce yapısı etkili olmuştur.

Açıklanan bildirgede özetle şu başlıklar öne çıkmıştır.

-Eşit yurttaşlık temelinde hak ve hürriyetleri güvence altına alacak, başkanlık sistemini asla kabul etmeyecek sivil bir Anayasanın oluşturulması,

-YÖK’ün kaldırılarak, yerine bir koordinasyon kurumunun kurulacağı,

-Eğitim sistemin anadil temelinde çok dilli hale getirilip 4+4+4 sisteminin kaldırılarak, sabahçı ve öğlenci sisteme son verileceği,

-Vicdani red hakkının Anayasal güvence altına alınarak, askerliğin isteğe bağlı kılınması,

-LGBT’lilere eşit bir yurttaşlık için, gerekli yasal adımların atılması,

-İl valilerinin seçimle atanması,

-Seçim barajının kaldırılarak, partilerin aldıkları oy oranında temsil edilmelerinin sağlanması,

-Anadilde ücretsiz ve tarafsız yargı hizmetiyle savcı ve avukat konumlarının eşitlenmesi,

-Koruculuk sistemimin kaldırılarak, korucuların başka alanlarda istihdam edilmesi,

-Basın özgürlüğünün sağlanması,

-Kürt sorununun bütün boyutlarıyla çözümünü ve demokratik bir Türkiye’nin inşasının sağlanması, her türlü koşulda silahsız çözüm ve demokratik siyasetin hedef alınması,

-Zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılarak din derslerinin isteğe bağlı kılınması,

-Devletin dini alana müdahalesinin en aza indirgenmesi için Diyanet’in kaldırılması,

-Tarihte halklara yapılan soykırım ve katliamlar karşısında halklardan devlet adına özür dilenmesi,

-Ermenistan’a uygulanan ambargonun kaldırılması, Türkiye-Ermenistan sınırının tek taraflı olarak açılması,

-Nükleer enerji yatırımlarının durdurulması, devam eden baraj projelerinin iptal edilmesi,

-Yeni AVM yapımına izin verilmemesi,

-Genel grev gibi hak arama süreçlerinin garanti altına alınması, hafta içi çalışma sürelerinin 35 saate düşürülmesi,

-Engelleri Kaldırma Bakanlığı’nın kurulması.

HDP bildirgesindeki birçok benzer maddeyi, diğer siyasi partilerin seçim bildirgelerinde görmek mümkün olsa da HDP, tüm Türkiye yerine; sol, sosyalist kesimler ile ulusalcı Kürtlere yönelik ve aynı zamanda Gezi ruhuna uygun; “demokratik özerkliği” hedefleyen bir bildirge açıklamıştır.

Bildirgede açıklanan kimi maddeler, “Tarihte halklara yapılan soykırım ve katliamlar karşısında halklardan devlet adına özür dilenmesi” HDP’nin Türkiye partisi olacağını vaat eden iddiasına ters düşmüştür.

Yine, “Diyanet İşleri Başkanlığı”nın kaldırılmasını fikri, jakoben-seküler bir düşüncedir.  

Daha önce kendilerine oy vermemiş inançlı, Türkiye vatandaşı hiç bir Kürdün bu bildirgeye evet diyebileceğini sanmıyorum.

Sonuç olarak, ülkemizde bir proje olarak başlatılan ve esasta toplumu topyekûn dönüştürme ve evrimleştirmeyi amaçlayan “laisizm ve sekülerizmin” bir benzeri HDP eliyle, Kürtler üzerinde uygulanmaya çalışılmaktadır.