4 Ekim 2015 Pazar
Türkiye’nin Suriye Çıkmazı!...
29 Haziran 2015 Pazartesi
Manevi Yenilenme Ayı…
6 Nisan 2015 Pazartesi
Ontolojik Irkçılık...
3 Mart 2015 Salı
Ahir Zaman Ötesi!...
El eman eder kâinatın her bir zerresi.
Heyhat! Zaman ahir zaman ötesi.
Mahzenler çürük, temeller bitap.
Enginlerde kayboldu, kardeşlik sözleşmesi.
Taassub-ı kavmiyeye mağlup oldu cahiller kitlesi.
Fazilettir ruhları güzelleştiren gölge.
Eğilmiş başlar, inmiş gözlere perde.
Tükenmiş sadakat, kaybolmuş diğergâmlık.
Cahilin “bir”i geçmiş âlimin “on”unu.
Eylemiş dünyayı taht, o vicdan yoksunu.
Yavuz hırsız giymişse de koyun postunu.
Lüzumsuz değil cehennem, ucuz değildir cennet...
Ancak İslâm ile bulur insan, hakikatin yolunu.
Ne büyük nakkaştır ki O, güle çevirir dikenin sonunu.
Memdoğlu...
26 Eylül 2014 Cuma
14 Ağustos 2014 Perşembe
ÊZİDİ DOĞMAYI ONLAR TERCİH ETMEDİ
Kimlik: Bireylerin kendisini özgürce ifade etmesi ve inandığı gibi özgürce yaşamasıdır...
12 Ağustos 2014 Salı
OSMANLI ARŞİVLERİNDE (KAMUS'UL A'LAM) HARPUT
24 Temmuz 2014 Perşembe
MEMDOĞLU'NDAN ÖCALAN OKUMALARI
Değerli dostlarım tarafından imzalanıp gönderilen, sıraya koyduğum ama yoğunluktan ötürü okuyamadığım değerli yazar arkadaşlarımın kitaplarını okumaya başladım. Onlardan ilki de arkadaşım Mehmet Memdoğlu’nun Öcalan ile okuma kitabıdır.
Evet, kitap incelendiğinde ve okunduğunda gerçekten de büyük bir emek ve sabrın ürünü olduğunu görmek mümkün.
Abdullah Öcalan’ın, farklı tarihlerde kutsal kavramlara, dine ilişkin açıklamalarını derlemek – çalışmanın sınırları ve Öcalan’ın kitaplarına ulaşmadaki sıkıntılar da göz önüne alındığında – bunları içerdikleri konulara göre sınıflandırmak, kitap dizgisini oluşturmak, ayrı bir emek, bilgi birikimi ve araştırmayı gerektiriyor.
Araştırmacı-Yazar Mehmet Memdoğlu’nun son çalışması olan ve Anatolia Yayınları tarafından yayınlanan “Abdullah Öcalan’ın Din Okumaları” kitabı da emek yoğunluklu kitaplardan biri.
Memdoğlu, kitabın önsöz bölümünde, çalışmanın bir nevi analizi yapmış, kitap ve Öcalan hakkındaki tüm düşüncelerini güzel bir anlatımla dile getirmiştir. Sonuç kısmında ise Öcalan’ın son dönemlerde din konusundaki açıklamalarının beraberinde PKK ve BDP’nin söylem ve politikalarına da yansıyan değerlendirmelerde bulunmuş, Öcalan ve Çözüm Süreci’nin geleceği ile ilgili öngörülerini dile getirmiştir.
Memdoğlu’nun, ayrıca 2012 yılında da Öcalan’ın Mustafa Kemal hakkındaki derin çelişkilerini yansıtan “Öcalan’ın Mustafa Kemal Okumaları” adlı kitabı, Yakın Plan Yayınları tarafından yayınlanmıştı.
Memdoğlu, “Türkiye’nin Öcalan’ı bütün yönleriyle tanıyamadığını, aslında böyle bir çalışma çok önceden yapılmış olmalıydı” diyerek, haklı bir tespitte bulunuyor.
Kitabın yayın aşamasına hazırlanması süreciyle ilgili, “Türkiye’deki üniversitelerin ve strateji kuruluşlarının bu konuda yetersiz kaldıklarını, gerekli araştırma ve çalışmaları yapamadıklarını, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, böyle bir çalışmayı yapmış olması gerekirdi” diyerek, çalışmanın hassasiyetine dikkat çekiyor.
Memdoğlu; “Her şeye rağmen, kendi alanında Türkiye’de bir ilk olan ve Abdullah Öcalan’ın âdeta kişilik kodlarının tahlili olan bu iki çalışmayı Türkiye’nin bilgisine sunmaktan çok mutlu olduğunu, birçok kez sabote edilmek istenmesine rağmen, iki yıldır devam eden ‘Çözüm Süreci’nin bir an önce sonuçlanması gerektiğini, sürecin şeffaflaşması gerektiğinin altını çizmek istiyorum” dedi.
Böyle bir çalışmanın süreci sıkıntıya düşürebileceği yönündeki değerlendirmelere tepki gösteren Memdoğlu, “Türkiye toplumunda Öcalan hakkındaki soru işaretlerinin devam ettiğini, bu süreçte Öcalan ile ilgili gerçeklerin Türkiye kamuoyu ile paylaşılmasının, iddia edildiğinin aksine sürece katkı sunacağını” belirtiyor.
Türkiye’nin ana sorunlarından olan Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucu olan Öcalan’ın bilinmeyenlerini merak eden tüm kesimlerin okuması ve arşivlerinde bulundurulması gerekli iki çalışma, iki kitap.
4 Temmuz 2014 Cuma
MİSYONER AJANLAR
İslam’a ve Anadolu’ya yönelik gerçekleştirdikleri Haçlı seferleriyle istediklerini elde edemeyen Batı, misyoner ajan faaliyetleriyle hedeflediklerine ulaşmaya çalışmışlardır. Osmanlı döneminde Anadolu’ya ilk olarak Fransız Katolik misyonerler gelmiştir. Bu “misyoner ajan”lar, Anadolu’daki faaliyetlerine her dönem devam etmiştir. Günümüze gelindiğinde, “misyoner ajanlar” bazen bir gazeteci, bazen bir eğitimci, bazen bir doktor, bazen de bir “barış gönüllüsü” vb. olarak karşımıza çıkabilmektedir.
Bilindiği üzere Batılı devletlerin; İslam dünyası ve özellikle de Türkiye üzerindeki emperyalist emelleri hiç bitmemiştir. Batı, bu amaçlarını gerçekleştirmek için kimi zaman açık, kimi zaman da gizli faaliyetlere yönelmiştir. Bu amaçla seçilen misyoner ajanlar, ülkemizin özel ve kamu kuruluşlarına sızabilmekte, hatta bazen yüksek mevkilere kadar çıkabilmektedir. Dünyanın fitne merkezi olan İngiltere, aynı zamanda Londra’daki “misyoner ajanlığın” merkezi olan “Protestan Misyoner Merkezi”ne de ev sahipliği yapmaktadır.
Misyoner ajanların birincil amaçları:
-Hedef ülkenin halkı arasındaki
ihtilafları belirlemek.
-Dinsel, mezhepsel ya da
cemaatler arası çekişme ve çatışma zemini hazırlamak.
-Ülke
vatandaşları arasında kin, nefret ve ayrılık tohumları ekmek.
-Toplumsal bir
mühendislikle, sosyal yapı içerisinde kırılmalara sebebiyet vermek
suretiyle, hedef olarak seçtikleri ülkede kargaşa ve anarşiye neden
olmak.
-Ve en
nihayet, ülke yöneticilere karşı halkı ayaklandırmak.
Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik konumu, Batı’nın misyonerlik faaliyetlerinde etkin bir rol oynamıştır. ABD’nin I. ve II. Irak işgalinden sonra, batılı devletler; Orta Doğu ve Asya’ya açılan kapının anahtarının Türkiye olduğunu bir kez daha idrak edebilmişlerdir.
1980’li yıllardan sonra, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetleri artmaya başlamıştır. Misyoner ajanların özellikle Güneydoğu’da Yezidilik, Keldanilik ve Hristiyan Kürtler, Doğu Anadolu’da Ermenilik, Karadeniz’de Pontus, Ege ve İstanbul’da ise Hristiyanlığı yaygınlaştırmaya çalıştıkları görülmüştür. Bu misyonerler aynı zamanda mensup oldukları ülkeler adına ajanlık faaliyetleri de yürütmüştür. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda kolayca çalışma izni alabilen, özellikle basın ve yayın faaliyetlerinde kolayca iş bulan misyoner ajanlar, ülkemiz için büyük tehlike arz etmektedir.
Misyoner ajanlar, hedef olarak seçtikleri kişiyle arkadaşlıklarını daha samimi hale getirmek için, öncelikle gerçek gayelerini gizlemeye gayret ederler. Bu ajanlara daha küçük yaşlardayken, gönderilecekleri ülkenin dili, dini, kültürü ve âdetleri öğretilerek, görev paylaşımları yapılır.
Diplomatik kimlik ile çalışan misyoner ajanlardan başka, gayrı resmi çalışan misyoner ajanlar da vardır. Bu gruptakiler Türkiye’ye turist olarak gelirler. İyi bir eğitimden geçmiş olan bu misyoner ajanlar, dil kurslarında daha çok kişiye ulaşmayı hedeflediklerinden, yabancı dil eğitimi veren kuruluşlar ile çok rahat anlaşabilmektedir. Düşük bir maaşla çalışmayı kabul ederler. Pasaport sürelerinin dolmasına yakın, Türkiye’den çıkıp yeniden giriş yapan bu misyonerler, dil eğitmenliğinin yanında asli görevleri olan ajan faaliyetlerini de kolayca yürütüyorlar.
Misyoner ajanlar, sebebiyet verdikleri siyasi, dini ve kültürel yozlaşmanın etkisiyle istikrarsız bir ortam oluşturmayı ve küresel güçlerin müdahalesini hedeflemektedirler. Bu ajanlar, sadece Hristiyanlığı yaymakla kalmayarak, Batı dünyasının menfaatlerine uygun Türkiye aleyhindeki her konuyu değerlendirebilmektedirler. Sözün özü, misyoner ajanlar, sadece din ile yetinmeyen, ekonomik, siyasal ve kültürel faaliyetler de yürütebilen profesyonel insanlardır.
Lütfen dikkat!
(Bu yazı ilk olarak 18 Ocak 2014 tarihinde yayımlanmıştır.)






