müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2022 Salı

Mescid-î Aksa!..

Peygamberler şehri Kudüs’ün ışığı,
Mirac’ın ilk basamağı.
İslam âleminin incisi,
Gönüllerin sancısı.
Yankılandıkça feryadın,
Deminde dem, hicranım Aksa!..


Geçmişin rahmet deryasından,
Uzansa da atiye ellerimiz,
Sahip çıkamadık emanetine;
Mahcubuz…
Selalar okunurken minarelerinden,
Ebabillere haber sal, sen Aksa!..

Avlunda yatıyorken masum canlar,
Çocuk cıvıltılarında içiliyor şehadet şerbeti.
Cennet kokuyor dört bir yanın.
Aklı kör, vicdanı sakat,
Seni görmeyen insanlığa,
Münadiler gönder, sen Aksa!..

Hasretin gergefinde kubbene işlenmiş hüzün.
Duvarlarında yankılanır acının izleri.
Sen ki ilk kıblegâhımız.
Bitmedi üzerindeki zulmün mevsimi,
Gülmedi yüzün.
Mahzun olma, dik dur; haykır tevhidi Aksa!

Memdoğlu…

14 Eylül 2015 Pazartesi

Hani Biz Kardeştik!...


Hani, aynı kaptan yemek yemiş, aynı bardaktan su içmiş,
Beraber üşümüş, beraber ıslanmıştık?
Hani, birlikte gülmüş, birlikte ağlamış,
Fırtınalı günleri el ele, sırt sırta vererek geçirmiştik?
Hani, zor günlerde, lokmamızı paylaşmış,
“Acımız bir, hüznümüz bir,
Mutluluğumuz bir, sevincimiz bir” diye sözleşmiştik?
Hani, kardeş kardeşe haset etmez, zulmetmez,  
Kardeşi hakkında kötü zan beslemez,
Kardeşine sırtını dönmezdi?
Hani, kardeş kardeşi arayıp sorar,
İhtiyaç duyduğunda, kardeşinin yardımına koşardı?
Hani, kardeş kardeşi çekiştirmez, sırrını saklar,
Hatalarını bağışlar, kusurlarını görmez,
Kardeşini hayırla yâd eder, onu sevdiğini belli ederdi?
Kardeşlik Allah’ın (C.C) emri,
Peygamberin (s.a.v) sünneti değil miydi?
Hani biz kardeştik!
Ne oldu kardeşliğimize, kardeşlik hukukumuza?

Memdoğlu...

29 Haziran 2015 Pazartesi

Manevi Yenilenme Ayı…

Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan, Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirdiği gibi, manevi dünyamıza da bir canlılık getirmektedir.

Üzerinde yaşadığımız dünyanın birçok yerinden yaşanan insanlık dışı uygulamalar bu mübarek ayın önemini katbekat arttırmaktadır. Bu vecihledir ki müminler arasındaki hoşgörü ve yardımlaşma duyguları sadece Ramazan ayıyla sınırlı kalmamalı, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik yeniden sağlanmalıdır. Müslümanlar olarak bu ayda, İslam’ı daha güzel yaşamaya gayret etmeli,  çevremizle olan ilişkilerimizde daha hassas olmalıyız.

Oruç, Müslümanları her türlü kötü istek ve arzulardan koruyan manevi bir kalkan gibidir. Bu rahmet ayını diğer aylardan ayıran en önemli neden, Cenab-ı Mevla’nın, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i bu ayda, Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimize indirmiş olmasıdır. Cenab-ı Allah Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “O ramazan ayı ki, insanoğluna bir rehber, bu rehberliğin apaçık bir delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölü olarak Kur’an il defa bu ayda indirildi” (Bakara-185) buyurmaktadır.

Bu ayı önemli kılan bir başka nokta, ibaret olarak orucun bu ayda farz kılınmasıdır. Oruç, Allah’ın emrine uyarak, ahiret için nefsin isteklerine tahammül gösterebilme makamıdır. Cenab-ı Allah Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı.” (Bakara-183) buyurmaktadır. 

 Kâinatın Efendisi: “Ramazan-ı şerif, sabır ayıdır. Sabrın sevabı cennettir. O, eşitlik ayıdır. O ayda müminin rızkında bereket ve artış olur. Kim o ayda bir oruçluya iftar ettirirse, bu onun günahlarına kefaret ve cehennemden azat edilmesine sebep olur. Ayrıca, iftar ettirdiği kimsenin sevabının bir misli de kendisine verilir. Öbürünün sevabında bir noksanlaşma da olmaz.” buyurduklarında

Sahabe-i Kiram: “Ya Resulallah! Hepimizde başkasına iftar ettirecek bir şey yok.” dediler.

Peygamber Efendimiz: “Allahu Teâlâ bu sevabı, bir tek hurma, bir yudum su ve bir miktar süt ile iftar ettirene de verir. O ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur. O ayda elinin altında ve emrinde çalışan bir kimsenin yükünü hafifleten kimseyi Allah cehennemden azat eder. Kim ramazan-ı şerifte bir oruçluyu doyurursa, Allahu Teâlâ ona, benim havzımdan öyle bir içecek ikram eder ki, cennete girinceye kadar susamaz.” (İbnu Huzeyme, Sahih, Münzirî, Et-Terğib) demiştir.

Orucun esas gayesi, mümini günahlardan koruyup, manevi bir temizleme ile takvaya ulaştırmaktır. Kalplerin günahlarla kirlenmesini engelleyen şey takvadır. Takvayı elde edebilmek için ise Allah-u Teâlâ’nın emir ve yasaklarına riayet etmekle mümkündür.

Malum olduğu üzere Ramazan ayı sadece tek bir ibadetten müteşekkil değildir. Oruç ile birlikte fıtır sadakası, bu ayda verilmesi gelenek halini alan zekât, teravih namazı, Kur’an-ı Kerim okunması, sohbet toplantılarını da bu ay ile birlikte mütalaa etmek gerekir. Tüm bunlarla birlikte Ramazan ayı, Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağlarının zayıflanmasına neden olan kin, haset, enaniyet, hırs ve kıskançlık gibi manevi hastalıklardan kurtulmak için bir nimettir.

Ramazana ayı ve orucun, hem kişisel hayatımızda, hem de toplum hayatında önemli bir yeri vardır. Oruç, gerek ferdin, gerekse toplumun davranışları bakımından kendilerini muhasebe etmesi için bir fırsattır.  Kısacası, oruç aç kalmak değildir. Oruç; dili yalandan, gözü haramdan ve kalbi fesattan koruduğu zaman manevi kokuları almaya başlar. Böyle bir oruçlunun ağız kokusu Cenab-ı Allah’ın nazarında misk kokusundan daha güzeldir.

Bu mübarek ayda Peygamber Efendimizin “Nice oruç tutan vardır ki orucun onun açlıktan başka bir faydası yoktur” (İbn-u Mace)  ve “Kim kötü sözleri, işleri bırakmazsa o kimsenin yemesini içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur” uyarı ve ikazlarını da göz ardı etmemeliyiz.

Selam ve dua ile kalınız…

6 Nisan 2015 Pazartesi

Ontolojik Irkçılık...

İnsanlık için en tehlikeli ve temelde şeytanın vasıflarından biri olan “ırk-kavmiyet” taassupçuluğunun ihdas edildiği günden bugüne kadar zarardan başka hiçbir faydası görülmemiştir. Cahiliye döneminden kalma bu şeytani illet, düşünce dünyasının zehirli afyonudur. Kavmiyetçilik hastalığının bağımlısı olanlar, kendilerinden başkalarını düşünemezler. Irkçılık, başkasını yutmakla beslenir.

Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerim’de “Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.”  (Hucurat suresi, 13) buyuruyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise  "Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir.” Yine bir başka Hadis’inde de “İslâm, Câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır." buyurmuşlardır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiyesi’ne miras kalan ve yıllarca çözülemeyen “Kürt Sorunu”nun çözümü için başlatılan süreç, kimilerince “ontolojik ırkçılık” olarak tanımlanmaya başlandı.

Ontolojik Irkçılık: “Farklılığın kutsandığı ve bireyin özerkliğini kaybederek kendini hapsettiği grupla özdeşleştiği dünyasını, daha genel, bütüncül, esnek toplumsal bir bütünden ayırarak birbiriyle etkileşim ve ilişkiyi yok ettiği, ontolojik adacıkların inşa edildiği, ötekinin varlığının kendi varlığıyla keskin bir ‘ayrı’nın yaratıldığı bir dünyadır.” (İkbal Vurucu, Sona Doğru Kürt Açılımı, Sarkaç Yayınları, s. 14) devamında ise “Yukarıda genel hatlarıyla yorumladığımız Kürt Açılımı ile Türkiye’nin Türk karakteri, üniter yapısı, milli kimliği dönüştürülme sürecine sokulmuştur” (s.26)

Sayın Vurucu’nun tezi üzerinden hareket edecek olursak, Ziya Gökalp’in kendisi de “Türkçülüğün Esasları”nı yazmadan önce ontolojik ırkçılık yapmıştır.

Ziya Gökalp “Türkleşmek İslamlaşmak Muassırlaşlak” adlı kitabında “…Türklerin de vicdanları tahlil olunursa görülür ki bir Türk, kızını bir Araba, bir Arnavuda, bir Kürde, bir Çerkese tezviç edebilir, (evlendirilebilir) fakat katiyen bir Fillandiyalıya, bir Hıristiyan Macara tezviç edemez (s.9)Evet, cehalet devri birkaç asır daha devam etmiş olsaydı, Türkler de lisan ve kavmiyet ‘itibariyle birçok milletlere ayrılacaktı… Nasıl ki İslavlar, Latinler ve Kürdler kadim zamanlardan beri müteaddid kavimlere ayrılmışlardı. (Bugün Kürdler, biribirinin lisanını anlamayan beş kavimden müteşekkildir.) Fakat Türkler, göçebe hayatı yaşadıkları için mazide böyle bir iftiraka (parçalanma) uğramadılar” (Alıntılar kitabın orijinal 1918 baskısından alınmıştır, s.45)

Aynı bakış açısıyla hareket edildiğinde, dönemin gazetelerinden Tasvir-i Efkâr’ın da “ontolojik ırkçılık” yaptığı sonucuna varabiliriz. Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Necdet Hayta “Tarih Araştırmalarına Kaynak Olarak Tasvir-i Efkâr Gazetesi;” s.44’de  “Rodos Kaymakamlığı’na eski Kastamonu Mutasarrıfı Hasan Paşa; Selanik Eyâleti Muhasebeciği’ne, eski İzmir Muhasebecisi Nazif Efendi, Kürdistan Eyâleti Muhasebecilği’ne eski Konya Mahesebecilerinden Ahmed Rüşdü atanmışlardır”.

Yine, Mustafa Kemal’in de “Şimdi Efendiler, Kurtuluş Savaşı tarihimizde önemli bir olay olan Ali Galip sorunu hakkında izin verirseniz biraz geniş bilgi vereyim: Efendiler, daha Temmuz başlarında, Erzurum’da bulunduğum zaman Celâdet ve Kâmuran Ali isminde iki kişinin yabancılar tarafından, yüklü para ile İstanbul’dan Kürdistana gönderileceği, bunların yalan dolanla ve bize karşı kışkırtmalar yapmakla görevli oldukları ve bir iki gün içinde yola çıkmış oldukları ya da çıkacakları haber alındı. Bu haber üzerine, bunların, sessizce gözetlenmesi ve tutuklanmaları gereğini 3 Temmuz tarihinde Diyarbakır’da 13üncü Kolordu Komutanına ve ayrıca Kurmay Başkan olan Halit Beye ve Samsun mutasarrıfına bildirdim.” (Milli Eğitim Basımevi-İstanbul, 1970; s.117) ifadeleriyle “ontolojik ırkçılık” yaptığı iddia edilebilir.

Kürt açılımı (sonraları ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ olarak adlandırıldı) devletin kendisi tarafından başlatılmış olmasına rağmen Sayın Vurucu, ”Eleştirmenin ve muhalif olmanın etkisizleştirilmesi için geliştirilen strateji ise Kürt Açılımı’nın bir ‘devlet projesi’ olduğu düşüncesidir. ‘Devlet projesi’ gerekçesi tenkit, tartışma, reddetme gibi demokratik tavırların bertaraf edilmesinde etkili bir söylemdir” diyerek reddediyor.

Oysa Resmi Gazete'nin 04.03.2010 tarihli nüshasında yayımlanarak yürürlüğe giren 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 2013 yılının son aylarında 2000-2012 yıllarını kapsayan reformları  “Sessiz Devrim” (Şoreşa Bê Deng)   adıyla kitaplaştırarak kamuoyu ile paylaşmıştır. Üstelik bu çalışma Türkçe ve Kürtçenin yanı sıra İngilizce ve Arapça olarak da basılmıştır.

Kitabın farklı dillere çevirisi kamuoyunca memnuniyetle karşılanırken, Kürtçe çevirisine gelen kimi tepkiler, Türkiye’nin düşünsel manada kat ettiği mesafeyi anlatmak için yeterli olmuştur.

 Devlet, “Kürt Sorunu”nu çözmeye çalışırken, hiç şüphesiz Türkiye'yi başka sorunlar ile yüz yüze getirmemelidir. Cumhuriyet’in ilanından sonra "Kürtlerin asimile edilmediklerini",  bu tür iddiaların; aksine "Türk kimliği"ni hedeflediğini iddia edenler! Hiç düşündünüz mü? 80 yıl boyunca, ana dili Kürtçe olan bu insanların kendi dillerini konuşmaları neden yasaklandı?

Abidin Özmen’in raporlarından okuyalım:

“Türk camiası içinde kaynaştırmak istediğimiz kimseleri Kürtçe yerine Türkçe ile konuşur hale getirmek icap eder. Bu söz götürmez bir gerçektir.

Bunun için, yemesi, köyünde köylüsünün, anasının, babasının yediğinden ayrılmak, yatağını basit tahta kerevetini kendilerine temin ettirmek suretiyle devşirme ile köy çocuklarını alıp yatılı mektepler kurmak icap eder. Bu mekteplerin binası geniş, hastanesi, eczanesi yerinde müstakil veya tez tez uğrayan bir doktorun kontrolünde, Türklük aşılamak kabiliyetiyle yetişmiş azimli, çalışkan öğretmenlerin idaresinde olmalıdır. Bu yapıyı ve teşkilatı hükümet kurmalıdır.” (S. Öztürk, Kasadaki Dosyalar; s. 104-105)

Çözüm sürecinin Türkiye'yi böleceği iddiaları, yıllarca dile getirilen "bölündük-bölünüyoruz" paranoyalarının mutasyona uğramış yeni halidir. Sürecin, Türkiye'de başka sorunlara neden olacağını iddia etmek ise yeni bir toplumsal mühendislik çalışmasıdır. 

Türkler Kürtler için, Kürtler de Türkler için; Sünniler Aleviler için, Aleviler de Sünniler için bir paratoner vazifesi görmektedirler. Ülke fertleri olarak birbirimize sahip çıkmalı, Türkiye düşmanlarını sevindirmemeliyiz.

Hz. Peygamber, "Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez" (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225) buyurmaktadır.

Vesselam…


12 Kasım 2014 Çarşamba

DUA...


İnsanın haddini ve acizliğini bilerek,

Allah’tan talep de bulunmasıdır dua…


Ayrılığın dileği, kavuşmanın şükrüdür,

Ümidin dayanağı, korkunun limanı,
Hatırlamak ve hatırlanmaktır dua…


Bülbülün güle,
Sevenin Sevgili’ye,
Aşığın, maşuğuna arzu halidir dua…


Bazen nimet, bazen sağlık

Bazen de derin bir yakarış,

Zor anlarda ise sığınılacak kaledir dua…


Yemek için bereket,

Beden için sağlık ve afiyet temennisi

Ruhumuzu kanatlandıran güçtür dua…


Mazlumun ahı, müminin silahı

Anne ve babanın çocuklarına armağanıdır

Zikirdir,  ibadetin özüdür dua…


Memdoğlu

10 Temmuz 2014 Perşembe

İSRAEL VAHŞETİNİN BELGESİ

BU RAMAZAN AYINDA  GAZZE'YE BU VAHŞETİ YAŞATAN İSRAEL! 

BU GÜNAHSIZ, SABİYE BOMBA YAĞDIRAN TERÖRİST İSRAİL! 

ALLAH BUNLARIN AHINI SENDEN BIRAKMAYACAKTIR İNŞAALLAH.

VE BİZLER...

MÜSLÜMAN OLARAK, DÜNYADAKI MÜSLÜMANLARIN (TÜRKİSTAN, MYANMAR, FİLİSTİN, SURİYE, IRAK...) ZULÜM GÖRMESİ, FUTBOL TOPUNUN GÖLGESİNDE KALABİLİYORSA...
VİCDANLARIMIZ KARARMIŞ DEMEKTİR...