Gazze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2025 Pazar

Üşüyor Masumiyet!..


Gündüz vakti,
En yakın sırdaşım oldu yine karanlık.
Zemheriye sarılıp yaprağını arıyor;
Efsunkâr bir duruşta...
Karanlığa hesap soruyor
Suskun yüreğim!..
"Susarak çok şey anlatıyorsun!" dedi,
Şiire meftun ruhumun kırıklarına konan
Aksa’nın öksüz kelebeği.

Kayın ağacının iniltisi bozuyor
Gecenin sessizliğini.
Kekremsi kokuyor dünya.
Gazze’de doğum sancısı çekiyor yeni gün.
Toprak zeminde yükselen kan gölgesini,
Yere düşen yağmur taneleri ıslatıyor.

Gözler ıslak, bakışlar yaralı...
Mazlumlar ağlarken,
Gündüzün karanlığında üşüyor masumiyet!..
Mor, sarı, pembe ve al…
Uçurtmadan rengârenk umut.
Kelime kelime…
Kelâma hasret esir sözcükten,
Şiir olup filizlenirken merhamet.
Güneşi görmeden olgunlaşır mı?
Filistin’e sessiz kalan in sa ni yet!

Memdoğlu...

25 Ocak 2024 Perşembe

Ölüm Kokuyor Lodos!..


Lodos!..
Asi çığlıklarla feryat ediyor bugün.
Ölüm kokuyor yine.
Gazze çocuklarının "ahı" sinmiş esintisine!..
Gökyüzü karanlık, 
Gazze kapkaranlık.
Güneş doğmuyor Filistin'e.
Mahlûkat vaveylada...
İnsan-oğlu gamsız, zevküsefada.
İnsanlık sessiz, gaflet uykusunda.

Memdoğlu...

6 Ocak 2024 Cumartesi

Gazzeli Çocuk!..

Varlığı bilmez bir güce karşı,

Büyük bir savaş içinde kalbim.

Alacakaranlıkta...

Gölgeleriyle hüznüme ortak oluyor ağaçlar.

Güneş, kızıla boyanmış;

Yükseliyor ufuktan.

Geceden arta kalan serinlik,

Günü "yakıcı" bir sıcaklığa bırakmış.

Gazzeli çocuk gibi

Uykudan uyanıyor yeryüzü.

 

Ahh Çocuk!..

Feryadın Aksa,

Gözlerin düşlerime yol.

Hayalin,

Gökyüzünde vakitsiz uçan kuşlara menzil...

Gülüşün Gazze,

Yüreğime düşen ateşe su.

Bakışların acı bir ok,

Fosfor kusan gecelere yorgan…

 

Memdoğlu...

20 Şubat 2015 Cuma

Filistin..!

İslam coğrafyasının kanayan yarası,
Kadın ve çocukların ölüm tarlası,
Yetim, öksüz ve evsizlerin yuvası
Boynu bükük, sahipsiz ülke FİLİSTİN.

Ezan sesleri yükselirken minarelerden,
Şafak söküyordu Gazze’de, yine kan kırmızısı.
Yağıyordu gökyüzünden bombalar,
Katlediliyordu masumlar ve çocukların günahsızlığı.

Şahit olunca bu vahşi ve büyük zulme,
Utanıyordu güneş, perde çekiyordu gözlerine.
Fosfor bombaları kusarken yine ölümü,
Çaresizce izliyor, feryat ediyor, ağlıyordu bulutlar.

Devam ediyor İsrail’in işgali, izliyor Batı.
Sabrediyor FİLİSTİN, “bitecek bu zulüm” diye.
Sığınıyor Allah’a, kaybetmiyor ümidini,
Ve özlemle bekliyor, yeni Selahaddin’ini.

Memdoğlu...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

EY İNSANLIK!


Dünya üzerinde "Siyonizm"in derin kök saldığı birkaç ülkeden biridir Türkiye. Ve Türkiye’miz 24 Mart 1949 tarihinde İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olma özelliğine sahiptir.  Tarihi hep acı ve gözyaşıyla anılan Orta Doğu, İsrail’in kurulmasıyla birlikte artık “kan” ile anılmaya başlanacaktı…

İsrail, Filistin’de kendisine yönelik saldırılara cevap verdiğini iddia ediyor. Oysa Gazze'deki son saldırıların başından bu yana hayatını yitiren sivillerin oranı %85-90 civarında. İsrail’e göre “terör”ün tanımı, sivillere yönelik soykırım yapmak olsa gerek.

İsrail’in Gazze’ye bomba yağdırmaya başladığı günlerde,  ülke olarak, Dünya Kupası futbol maçlarına kilitlenmiştik.  Bunun sonucu olarak, Gazze'deki ihtiyar, kadın ve çocukların üzerine yağan bombalara gösterecek ilgimiz de kalmamıştı. Gazze sokaklarında oynayan çocuklar, sıcak yaz günlerinde oynadıkları bu oyunun, kendileri için son oyun olacağını nereden bilebilirlerdi?

Gazze'deki tüm menekşe ve çiçekler, insanların solan kalpleri gibi soldular, kurudular maalesef.

Ey İnsanlık!

Gazze’de çocuklar ölüyor. 

Gazze’de kadınlar ölüyor,

Gazze’de siviller ölüyor,

Gazze’de insanlık ölüyor.

Biz ne yapıyoruz? Gazze’deki soykırımı, kendi iç siyasetimize malzeme edecek kadar insani duygularımızı yitirmiş durumdayız.

Biz ne yapıyoruz? Hile, entrika ve terörizmle kurulmuş bir ülke olan İsrail'den medet umuyoruz, merhamet bekliyoruz.

Manzaraya bakar mısınız? İsrail vuruyor, başta BM, ABD ve AB olmak üzere tüm Batı, sinema seyreder gibi Gazze'deki ölümleri seyrediyor.


Aynı Batı, 1992 yılında sadece Müslüman oldukları için Sırp caniler tarafından katledilen Boşnaklara da seyirci kalmamış mıydı? Dünyanın bu sessizliğinden cesaret almaya devam eden İsrail ise Adolf Hitler’in kendilerine yaptığı soykırıma özenerek, beşikteki çocukların üzerlerine bomba yağdırmaya devam ediyor. Böyle bir vahşet karşısında sessiz kalmak, tarafsız durmak pespayeliktir…

Bu nasıl bir vahşettir ki İsrailli bir grup, İsrail'in yüksek tepelerinden Gazze'deki vahşeti zevkle izleyebiliyor. Acaba diyorum,  genetiği değiştirilmiş tarım ürünlerinin mimarı olan İsrail, kendi toplumunun genetiğini de mi değiştirdi? Başka türlü böyle bir vahşete nasıl seyirci kalınabilir?

İddia edildiği gibi, Hamas terörist bir örgüt değildir. Seçimle iş başına gelmiş Filistin’in meşru hükümetidir. İsrail hükümeti ne kadar meşru ise, Hamas da o kadar meşrudur.

Sözüm ona, çağdaş Batı...

Sözüm ona, ilerici Batı...

Sözüm ona, medeni Batı...

Sözüm ona, insan hakları savunucusu Batı...

Allah'ım! 


Bir kez daha Gazze'deki çoluk çocuğa bomba yağdıran İsrail'i ve ona çanak tutan herkesi sana havale ediyoruz.

10 Temmuz 2014 Perşembe

İSRAEL VAHŞETİNİN BELGESİ

BU RAMAZAN AYINDA  GAZZE'YE BU VAHŞETİ YAŞATAN İSRAEL! 

BU GÜNAHSIZ, SABİYE BOMBA YAĞDIRAN TERÖRİST İSRAİL! 

ALLAH BUNLARIN AHINI SENDEN BIRAKMAYACAKTIR İNŞAALLAH.

VE BİZLER...

MÜSLÜMAN OLARAK, DÜNYADAKI MÜSLÜMANLARIN (TÜRKİSTAN, MYANMAR, FİLİSTİN, SURİYE, IRAK...) ZULÜM GÖRMESİ, FUTBOL TOPUNUN GÖLGESİNDE KALABİLİYORSA...
VİCDANLARIMIZ KARARMIŞ DEMEKTİR...

GÜNDEMİN SICAK MADDELERİ




Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, çözüm süreci, İsrail’in bir kez daha Gazze’yi vurması, Irak, Suriye ve Orta Doğu’daki diğer gelişmeler gündemin sıcak maddeleri…

Cumhurbaşkanlığı için yarışan adaylar, seçim çalışmalarına başladılar. HDP’den aday gösterilen Eş Başkan Selahattin Demirtaş, CNN Türk’ten Şirin Payzın’ın moderatörlüğünü yaptığı “Neler oluyor” programının canlı yayın konuğuydu.  Selahattin Demirtaş’ı birileri Türkiye’nin Celal Talabani’si olmaya inandırmış görünüyor. Demirtaş’ın hedefinde yeni bir Celal Talabani olma amaç ve gayesi var sanki. Kanımca, Demirtaş; “Celal Talabani bir Kürt olarak Irak Cumhurbaşkanı olduysa, olabildiyse; Selahattin Demirtaş da Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olabilmeli”   düşüncesiyle seçim çalışmalarını sürdürmeye çalışıyor.

Program içerisinde kendisine yönelik sorulan birçok soruya cesurca cevaplar veren Demirtaş’ın, “Kürt sorunu ve çözüm süreci” ile ilgili bir soruya, “bizim cumhurbaşkanlığımızda Türkiye bölünmeden, parçalanmadan çözecektir.”   dedi.

Sık, sık parti ismi değiştirmeyi bir gelenek haline getirmiş olan Kürt siyasetçileri, yeni bir parti oluşumuna gitmeye karar verdiler. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği 3. Olağan Kongresi’nde isim değişikliğine giderek, Bölgelerin Demokrasi Partisi adıyla siyasete devam edeceğini açıklamıştı. Aynı gelenekten gelen partiler için isim ve amblem değişikliği yeni bir vizyon olsa gerek…

BDP Kongre Hazırlık Komisyonu Üyesi Kamuran Yüksek’in, "BDP, demokratik özerk sistemin gelişmesi açısından hem toplumun örgütlendirilmesi, eğitilmesi, bilinçlendirilmesi hem de demokratik siyaset alanına demokratik özerklik sistemine kadro yetiştirecek ve bunu geliştirecek bir parti olacaktır" ifadesi,

HDP Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Diyarbakır’da minibüsçülerin büyükşehir belediyesini protesto eden eylemlerinden sonra "bu saldırı bilerek, istenerek bilinçli tertiplenmiştir. Kürt özgürlük hareketine karşı, Kürt halk iradesine karşı, büyükşehir şahsında, belediyelerimize, halkın öz yönetim organlarına karşı bir tezgâhtır, oyundur. O oyunu biliyoruz. Açığa çıkarıp boşa çıkardığımızın üzerinden de özgür özerk Kürdistan'a ulaşacağız, ulaşmanın mücadelesini sürdüreceğiz" ifadesi,

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın, "Biz şimdi bizim olanı, kendi kültürümüzü, kendi tarihimizi yaşatarak, genç kuşaklara aktaracak inşa hareketini sürdüreceğiz. Açık söylüyoruz. Kızanlar kızsın, küsenler küssün. Biz Kürdistan’ı baştan aşağı yeniden imar edeceğiz. Özerkliğimizi, öz yönetimimizi inşa edeceğiz" yine bir başka konuşmasında, "Hiç kimsenin dinine, diline bakmadan, farklılığı esas alarak Türkiye'de demokratik özekliği ilan edeceğiz. Bu noktada şeffaflık ilkesi bizim için çok önemlidir"   açıklaması, Selahattin Demirtaş’ın,  “bizim cumhurbaşkanlığımızda Türkiye bölünmeden, parçalanmadan çözecektir.” ifadesi ile bir benzerlik taşıyor mu?  Kendi parti yöneticileriyle çelişen Demirtaş, bu iddiasıyla Türkiye kamuoyunu nasıl ikna edebilecek? Doğrusu Demirtaş’ın bu açıklamasına inanmayı çok isterdim.  

Türkiye, Kürt sorununun silahla, güvenlikçi politikalarla çözülemeyeceğine yıllar sonra idrak edebildi. Devlet aklı çözüm konusunda güçlü bir şekilde irade beyan etti. Kendi iç dinamikleriyle kendi sorununu çözmeye karar vererek, en son çıkartılan yasayla da çözüm sürecini güvence altına alınmış oldu. Eğer üçüncü bir ülkenin ya da güç devreye girmiş olsaydı, işte o korkulan tüm senaryolar fiiliyata geçecekti. Yani Türkiye bir Irak, bir Suriye olabilirdi.

Oysaki “Kürt Sorunu”nda, sürecin başladığı dönemden bugüne kadar “örtülü” olarak yürütülen görüşmelerin yasal zemine oturtulması, çözüm sürecinin başladığı günden bu yana devletin gerçekleştirdiği en kapsamlı düzenlemedir.

Gündemin bir başka önemli konusu, kan üzerinden siyaset yapan, kan ile beslenen İsrail’in, Gazze’ye düzenlediği saldırılar. Maalesef bütün dünya İsrail’in beşikteki çocukların üzerine bomba yağdırmasını izliyor, bu vahşete seyirci kalıyor. Böyle bir vahşet karşısında sessiz kalmak, tarafsız durmak; bizlere merhum Cemil Meriç’in “Zulmün olduğu yerde, tarafsızlık namussuzluktur”  ifadesini hatırlatıyor.

Ve tabi ki Orta Doğu:  Suriye ve Irak’ta devam eden iç savaş, beraberinde Orta Doğu’da harita değişikliklerini de getirdi. ABD’nin bölgeyi yeniden dizayn etmek için saldığı IŞİD virüsü, büyük bir tehdittir. IŞİD, geçtiğimiz hafta, Irak’ın en büyük kimyasal silah tesislerinin kontrolünü eline geçirdiğini BM’ye bildirdi. Bölgedeki güç dengeleri hızla değişmeye başlıyor. Değişen güç dengeleri, beraberinde yeni çatışmalara neden olacaktır maalesef.

Orta Doğu’yu kontrol edebilen güç, tüm dünya üzerinde etkili olur. Geçmişte bu yaşandı, bugün de aynı şey yaşanacaktır…