4 Şubat 2019 Pazartesi

Firkat Ateşi!...

O derûnî bakışların kalbimi kalbine tutsak edeli,
Kalbin bîmarhanem oldu!...
Hasretin, firkat ateşi gibi yakarken yüreğimi...
Yokluğun, viraneye çevirdi ruhumu…

Geçtiğin yollarda adım adım seni arıyor,
Zihnimdeki hayalinle avunuyorum.
Acı verse, kanatsa da yüreğimi kızıl dikenler,
Sevginle gül gibi açıyor kalbimde.

Yine rüzgâr bozuyor anın sessizliğini.
Gecede dolunay, kalbimde sen...
Dolunay gökyüzündeki gemi, yıldızlar tayfaları
Gece seyrinde gözlerini arıyor nemli gözlerim.

İçimde kopan fırtına, ruhumu parçalarken,
Karanlığı aydınlatan yıldızlar eşliğinde
Seni arıyor, seni anıyor,
Seni bekliyor bu yaralı yüreğim…


Memdoğlu…


30 Ocak 2019 Çarşamba

Ey İstanbul!...


Sen ki bir efsanesin!...
Sen ki huzurun limanısın…
Sen ki şairlerin ilham kaynağısın.
Ülkemin incisi, tükenmeyen hazinesisin...
Selam sana ey İstanbul!...

Sen ki şark ile garbın gerdanlığı…
Rabbimin bize armağanısın.
Taşın, toprağın aziz mi aziz.
Mis kokuyor semaların…
Fetihlerin otağısın sen!..

Ey ruhumuzun inşirahı İstanbul!...
Ne olur bükme boynunu.
Semalarında yankılansın Ayasofya’nın ezanları ki…
Şad olsun ceddimizin ruhu.
Gözlerimizin süruru İstanbul…

Memdoğlu...


9 Ocak 2019 Çarşamba

Dildare(m)!...


Adını duyduğum an, boğazım düğüm düğüm olur,
Nutkum tutulur…
Gönül mahpushanesinde,
Kalbim ilmek ilmek seni işler durur Dildâre(m)!
Gecenin ayazı üşütse de bedenimi,
Güzel gülüşünün meftunudur gözlerim,
Sıcacık…
Şehrin kötülüklerini örten sis bile
Gözlerimdeki gözlerini kapat(a)madı Dildâre(m)!…

Mumun vazifesidir, pervaneye aşkından yanması…
Görünce o cemalî, söyler misin?...
Ben nasıl yanayım ta yürekten Dildâre(m)!?
Çaresizim, bilmem kime sitem edeyim?...
Açtın yüreğimde derin bir yara.
Derdime çare, sabra katık ümit ve dua…
Dermanı için götürsün beni  o Yâr’a Dildâre(m)!?

Karayel misin ki esip, kırdın dal ve budaklarımı?
Tufan olup geçtin ömrümden…
Yağmur çiseledin, ıslattın tüm rüyalarımı.

Ah Dildare(m)!...
İlkbahar’da açan tüm çiçekleri…
Bahçendeki boynu bükük kırmızı gülleri,
Sabırla diktiğimiz kızıl lâle ve karanfilleri…
Boğaz’ın mor mu mor erguvanları…
Ülkemin en güzel çiçeklerini toplayabilirsin.
Oysa kalbimin kırıkları hâlâ yerde,
Seni bekliyor.

Söyler misin!?....
Paramparça olanı, cam kırıkları mı sandın?
Dokunma yüreğime!...
Yüreğine batar da yüreğin kanar Dildâre(m)!?...

Memdoğlu...

19 Aralık 2018 Çarşamba

Sen Olmayınca!...


Söyleyin, pencereme konmasın bülbül!...
Gönlümün dermanı gül açmayınca.
Ellerimi kelepçeleyip atın zindana,
Ömrümün fermanı yâr gelmeyince…

Verdiğim sözden dön(e)mem asla!...
Zincirlere vurup, ateşe atsan da.
İçimdeki fırtına dinmedi hâlâ,
Ücra bir liman şehrinde, sen olmayınca…

Mevsimler geçse de yine yalnızım!…
Turnalar gurbetten selam getirmeyince.
Kalbimde yaktığın ateşi söndüremedim,
Ok oldu kirpiklerin, göz vefa bilmeyince…

Kalem yas tutup, kâğıt feryat ediyor!...
Adına yazdığım şiir okunmayınca.
Döktüğüm gözyaşları dinmesin artık.
Lâleler baharda çiçek açmayınca...

Unut(a)mam o güzellikleri, hep duamdasın!...
Kardelenler üşüyüp boyun bükmedikçe.
Geldik gidiyoruz, gelip de kalan yok,
Konduğum mezarda, sen olmayınca…

Memdoğlu…

3 Aralık 2018 Pazartesi

Radde!...


Acı, acıyan yanım, çaresizlik haykırışım,
Sükût "lâl" halim, sessizlik çığlığım,
Samimiyet şiarım, doğruluk yolum,
Gönüldür evim, “sevgi”dir mirasım…

Yalnızlık sırdaşım, kitap arkadaşım,
Kalem feryadım, şiir yüreğim,
Hüzün ortağım, tespih silahım,
Hasret ilacım, imtihan hayatım…

Fitne ateşim, masumiyet kimliğim,
Hakkaniyet derdim, vuslat ümidim,
Adalet terazim, mizan tek tesellim,
Dua yakarışım, O; (C.C) sığınağımdır...

Memdoğlu…

18 Ekim 2018 Perşembe

“Şiir Yürekli”ler!...


Şiiri herkes okuyabilir ancak şiiri herkes sev(e)mez. Oysaki şiiri sevmek, hayatı sevmektir. Duyguyu, hissi, acıyı, gurbeti, yalnızlığı, özlemi, sevgiyi, âşkı… okuyabilmektir.

Şiir okumak ayrı, dinlemek ayrı, anlamak ayrıdır. Şiirde kendini bulmak ise apayrıdır. Aslolan,, şiir de kendini bulmaktır...

Ve şiir okumayı, okunan şiiri dinlemeyi sevmeyen bir insanın, tabir yerindeyse bir yanı eksiktir.

Aramızda şiirle o kadar hemhal olan insanlar vardır ki biz onları “şiir yürekli” insanlar diye tarif ederiz. Bu “şiir yürekli”ler öyle çok uzaklarda, ulaşılamaz değillerdir. Çoğunlukla kendilerini gizlemeye çalışır, fark edilmek istenmezler. Çünkü o “şiir yürek”lerde saklı duran şiirden kurulu dünyalarında yaşamaktan haz alırlar.

Şiir yürekli dedik ya…

Dokunmayıverin! Yürekleri okyanus misali geniştir. Sessiz ve durgun göründüklerine aldanmayın. Dokunduğunuz an o “şiir yürek”lerden gözyaşı misali şiir dökülüverir. Antolojilere sığ(a)mayacak o şiirlerde yalnızlık, acı ve hüzün ile karşılaşırsınız. “Hüzün nedir?” dedi şiir yürekli…

“Kişinin haddini bilerek yaşamaya çalışmasıdır” diye tarif edebildik…

“Şiir yürekli”lerin dünyalarında tabi ki mutluluğa da yer vardır. Düşünebiliyor musunuz? Onlar, hüzünlü oldukları anlarda bile mutlu olabilmeyi başarabiliyorlar.

Ne kışın lapa lapa yağan karı, ne de zemherinin soğuk ayazı üşütmez şiir yüreklileri. Üşüdüklerinde, üşütüldüklerinde kolay kolay ısınamaz, ısıtılamazlar. Çünkü bedenleri değil, ruhları üşür “şiir yürekli”lerin.

Her şeye müsamaha gösterirler lakin “vefa-sızlığa” asla. Zira vefasız değil, vefalıdırlar; “vefa”nın adına destan yazar  “şiir yürekli”ler…

Zengindirler…

Bu dünyadan bir beklentileri yoktur, uhrevi bir zenginliktir istedikleri, Yüreklerinde biriktirdikleri sermayelerinin değeri ne tartılır, ne de ölçülür. En çok da insan kazanır ve biriktirir “şiir yürekli”ler. Çünkü onlara göre hakikat de fakir, dünyası zengin olup da kalbi fukara olanlardır…

Sabırlıdırlar…

İftiraya uğrasalar da müfteriye değil, Yaradan’a boyun eğerler. Çünkü hiçbir yükün “sabrın” ağırlığı kadar ağır olmadığını bilir, “Ya Sabır” der “şiir yürekli”ler…

Duygusaldırlar...

Birçoğunun ortak yönü, “Karakoç”ların (Sezai, Bahattin ve Abdurrahim) şiirlerine olan hayranlıklarıdır. “Mona Roza”, “Ihlamur Çiçek Açtığı Zaman”  ve “Mihriban” şiirlerini dinledikleri an, âlemden âleme geçer “şiir yürekli”ler…

“Şiir yürekli”lerden dostlar edinmeye çalışın. Onlar dostluklarını hem “kâl”, hem de “hâl” ile gösterir ve yaşatırlar. Hamdolsun, “şiir yürekli” dostlarımız var. Özel olarak da “ihtiyar” biri var. O; “Çirkin! Seni sevmiyorum” (!) dese de biz “şiir yürekli” ihtiyarı çok seviyoruz.

Ey “şiir yürekli” güzel insan!...

Düşler sahnesinde yağmurla büyüttük  “Mona Roza”yı…
“Mihriban” da lambada titreyen alevlerle öğrendik üşümeyi…
“Ihlamur Çiçek Açtığında” bekledik visale ermeyi…

Memdoğlu…

15 Ekim 2018 Pazartesi

Sürgün Yedim Dün Gece!...


Sürgün yedim dün gece…
Önce düşüncelerim, sonra haykırışlarım
Kırık kalemimden yırtık kâğıda süzülen umutlarımla birlikte…
Yâr’e ulaşmaya çalışan hayallerim de sürgün yedi…

Soğuğun içimi titrettiği ıssız ve karanlık saatlerde
Şehrin cadde ve sokaklarını aydınlatan…
Ay da yıldızlar da sürgün yedi dün gece.

Dalgakıranları yorgun, gemileri firarda,
Kuğu ve kazların uğramayıp,
Martıların uçmadığı limanlar da sürgün yedi dün gece

Okyanusa vurgun deniz fenerine inat,
Gece ayaza bürünürken gökyüzünü aydınlatan
Şimşekler de sürgün yedi

Direkleri sevgiden kurulu gönül köprüsü üzerinden yürüyüp,
Yeşile kuşanmış derin vadilere kanat çırptığım,
O masum rüyalarım da sürgün yedi dün gece…

Memdoğlu…