AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2016 Perşembe

“AKP’li Kürtler! Ya İtaat, Ya Terk!”…

Defaatle dile getirdik, getiriyoruz, getirmeye de devam edeceğiz. Terör, etki alanı geniş olan ve insanlığı tehdit eden uluslararası bir sorundur. Terör her yerde terördür. Terörün ne dini, ne de kimliği vardır. Yıllardır terörle mücadele eden Türkiye’nin bir vatandaşı olarak, Belçika’nın Başkenti Brüksel’deki saldırıyı kınıyor ve lanetliyorum. Başkalarının acıları üzerinden siyaset yapmak bize yakışmaz. Bu, insani de değildir, İslami de değildir.

Yazımızın konusuna dönecek olursak:

HDP’li siyasetçiler, Diyarbakır’daki Nevruz etkinliklerinde bekledikleri kalabalığın çok çok altında bir insan topluluğuyla karşılaşınca, var olan akıllarını da yitirdiler. Ve bu ruh hallerini söylemlerine yansıtmaya başladılar.

İradesini Kandil’e teslim etmiş, aklınca politika yaptığını ve siyaset ürettiğini zanneden HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’daki Nevruz etkinlikleri sonrası katıldığı bir televizyon programında “Başkanlık sistemine evet deseydik, AKP’li Kürtlerin sorunları çözülürdü ancak halkın sorunu çözülemezdi” diyerek, “bölücü” zihniyetini bir kez daha kamuoyu ile paylaşmış oldu.

Allah aşkına bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl bir düşünce şekli?

AKP’li Kürtler de ne demek oluyor?

Kendileri gibi düşünmeyen Kürtlere hayat hakkı tanımayan bu ifade, faşist bir söylem değil midir?

AKP’li Kürtler derken kimleri kast ediyor, halk derken kimleri kast ediyorsun Demirtaş?

Bu söylem ve düşünce şekli “Kandilvari” bir söylemdir.  Kütler adına sivil siyaset yaptığını iddia eden (!) biri, Kürtlere ne verebilir? Merak edenler, Kandil’deki PKK baronlarının geçmişteki söylemlerine bakabilirler.

Ey Demirtaş?

İradeni teslim ettiğin PKK’nın hendek ve barikat fantezisi yaşanmamış olsaydı, tüm Türkiye bu kadar acı yaşar mıydı?

Özyönetim dediğiniz ve devlet olmayan,  devlet yapılanması “demokratik, özgür siyasal örgütletme” saçmalığıyla tarif ettiğiniz, “özyıkım” fantastik stratejisiyle bu ülkeye yıkımdan başka ne kazandırdınız?

“Biz Nevruz’dan çıkan mesajı aldık” diyorsun ve  “Savaş büyüsün diye değil, savaşa karşı barış umudu büyüsün” diyen insanların Nevruz meydanını doldurduğunu söylüyorsun da, “Bazıları PKK’nin şehir savaşına başladığını söylüyor. Hayır, PKK şehir savaşına henüz başlamış değil” diyen Kandil sözcüsüne ve PKK’nın “hendekistan” stratejisine neden söyleyecek söz bulamıyorsunuz?

“Devleti yöneten akıl ferasetsiz kalmışsa kinle öfkeyle hareket ediyorsa, devlet aklı partizanca davranırsa kendi halkını felakete sürükler” diyorsunuz ama Diyarbakır Bağlar esnafının HDP Milletvekili Ziya Pir’e, “Bunu devlet bize yapmadı sayın vekil bakın eve roket girmiş. Devlet hangi eve şimdiye kadar roket atmış. Böyle değil. Yani hak arayışı böyle değil. Kendi halkına sahip çıkmak böyle değil şimdi bu hal midir? Eğer polise karşı savaşıyorsan git dağda savaş. Ama sen buraya gelmişsin. Halkın içine. Burada ne var. Benim evime roket girmiş. Ne yapman gerekiyorsa onu yap. Bu halka sahip çık. Bu pislikleri topla, bu belediye bizim belediye değil mi? HDP belediyesi değil mi? HDP milletvekili değil misiniz gelin kaldırın bu pisliğinizi" diyerek âdeta ders veren çığlığını neden görmezden geliyorsunuz?

“Demokratik siyasetin alanını genişletmeliyiz. Bizler bütün arkadaşlarımızla birlikte yeniden çözüm masasına dönülmesi gerektiğine inanıyoruz” diyorsun da YPS’li teröristlerin Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesine bağlı Medya Mahallesi’nde evlerin boşaltılmasına yönelik bildiriler dağıtmasına, Valilik tarafından yasak olmasına rağmen, medarı iftiharınız HDP’li Büyükşehir Belediyesince mahallenin sokaklarında barikat kurulması için parke taşlarının hazır hale getirmesine sessiz kalıyorsunuz.

Aslında HDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Başkanlık sistemine evet deseydik, AKP’li Kürtlerin sorunları çözülürdü ancak halkın sorunu çözülemezdi” sözü ile PKK’lı Murat Karayılan’ın “Bazıları PKK’nin şehir savaşına başladığını söylüyor. Hayır, PKK şehir savaşına henüz başlamış değil”  ifadesi, bir bitişin itirafıdır.

Söyleyecek sözü olmayanlar, toplumu manipüle etmek için her türlü yalanı meşrulaştırma gayreti içerisindeler. Nitekim Murat Karayılan denen aklı evvel, Brüksel’deki saldırıya ilişkin olarak,  “Erdoğan gerçekten DAİŞ’e karşı tutum almazsa, DAİŞ’in Avrupa’daki saldırıları da durmayacaktır. Araştırılsa, Brüksel’de eylem yapan kişilerin neresi üzeri Avrupa’ya gitmiş olduğu görülecektir. Bir biçimde mutlaka Türkiye’yle bir bağı vardır” diyebilecek kadar seviyesizleşebiliyor.  Geçmişte Karayılan’ın "Evleri, okulları, hastaneleri yerle bir edin. Ambulansları hedef alın vurun"  (Geniş bilgi için: http://mehmetmemdoglu.blogspot.com.tr/2015/12/karaylann-hezeyanlar.html) dediği hezeyan dolu açıklamalarına şahit olmuş Kürtler, Karayılan’ın Brüksel saldırılarını Türkiye ile ilişkilendirmesine inanır mı?

HDP olarak, “barış” (!) diye diye Kürtlere hayatı zehir ettiğinizi,  anaların ve babaların evlatsız, genç kadınların eşsiz, çocukların babasız kalmalarına neden olan bu fitne ateşine benzin taşıdığınızın farkında mısınız? 

El İnsaf…

8 Ekim 2014 Çarşamba

TARİH BİZİ AFFETMEYECEK!

KCK Eşbaşkanı Besê Hozat’ın, “AKP böyle devam ederse Kobani’de yaşanan savaş kesinlikle Türkiye’yi de vuracaktır. Kanton sistemi Rojava’yla sınırlı kalmayacak, Kuzey Kürdistan’a da yayılacaktır.” açıklaması, Kandil’in Kobani’yi savunacak güce sahip olmadığını, dolayısıyla bugünkü olayları çok önceden planladığını ve sokak olaylarını hedeflediklerini gösteriyor bizlere.

 ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey’in Kobani'nin son durumuyla ilgili olarak “Korkarım ki Kobani düşecek” ifadesi ise ABD’nin, günlerdir (25 gün) Kobani'yi çembere alan IŞİD hedeflerine yönelik hava operasyonlarında neden bu kadar yavaş hareket ettiğinin cevabı niteliğinde. Kısacası ABD, Kobani’nin düşmesini beklemektedir. Pentagon’un eski Başkanlarından Leon Panetta, IŞİD ile mücadelenin 30 yıl devam edebileceğini düşünüyorsa, IŞİD’i bitirmek adına ABD, uzun yıllar Orta Doğu’yu yeniden tasarımlamak için bölgede bulunacak demektir.

Türkiye partisi olacaklarını, tüm Türkiye’yi kucaklayacaklarını iddia ederek yola çıkan HDP, Kandil’in “Kobani düşerse, çözüm sürecini bitiririz” tehdidi karşısında seçim döneminde kamuoyuna verdiği sözleri unuttu. Tabanına “sokağa inin” çağrısı yapabilecek kadar pervasızlaştı ve iradesini bir kez daha Kandil’e, yani silaha teslim eden bir HDP çıktı karşımıza.

Oysa 10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanı seçim çalışmalarında, söylemleriyle Türkiye kamuoyunun büyük bir kesiminin sempatisini kazanan, sonuçta, seçmenden  % 10 gibi ciddi sayılabilecek bir oy alan HDP ve Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş profili vardı.

Bugüne nasıl gelindi?

Devletin soruna bakış açısı, mantalitesi değişti, devlet müzakere aşamasına geldi. Elbet de bunlar çok önemli gelişmelerdi ama!

Kürt sorununun çözümünde en büyük kazanım, PKK’nın kendi propagandasına alet etiği, malzeme yaptığı argümanlardı. Devlet bu argümanların çoğunu boşa çıkardı. Buna rağmen “Çözüm Süreci” döneminde ağır hareket ederek, PKK’nın “bakın devlet bizi oyalıyor, samimi değil” propagandasını boşa çıkaramadı.

“Çözüm Süreci”ni sadece şehit cenazelerinin gelmemesine endekslemek, PKK’nın “oyalanıyoruz” propagandasını güçlendirdi, bölgenin devlete yönelik şüphelerinin artmasına neden oldu.

Eski köy isimleri kullanılmasına izin verildi ama bu yönde ciddi bir çalışma yapılmadı. Köy isimlerinin yer aldığı levhalara,  Kürtçe ve Türkçe isimler yazılabilirdi.

Sözleşmeli olan Kürtçe dersleri için, 15 öğretmen ataması yapılması yerine, bir iyi niyet belirtisi olarak, daha fazla öğretmen ataması yapılabilirdi.

Peki, HDP-PKK-Kandil ne yaptı? PKK ve PKK'ya müzahir Kürtler değişmedi. Mantalite değişmedi, paradigma değişmedi, Türkiye’ye düşmanlıkları devam etti. Devletin Öcalan ile görüştüğü bir dönemde, hemen her fırsatta Türkiye’yi “Çözüm Süreci”ni sonlandırmakla tehdit etti.

Yol kesen, bölgedeki esnaflara ait işyerlerini yakıp yıkan sözde asayiş birimlerini “bizim kontrollerimiz dışında hareket ediyorlar” diyerek, sorumluluğu üzerinden atmaya çalıştı.

Türkiye'de devam eden ve yasalaştırılan bir “Çözüm Süreci” var. Bu sürecinin önüne Kobani kartını getiren HDP için böyle bir tavır, kolay siyasetten öte bir şey değildir.

Bölgedeki İslamî hassasiyetleri fazla olan, kendileri gibi düşünmeyen diğer Kürtlere yönelik düşmanca tavır takınmaya devam ettiler.

Devlete ait kamu binalarını, bölgenin ekonomisinin can damarı olan esnafa ait işyerlerini, okulları yakmak, yağmalamak, sağlık araçlarını ve personellerine saldırarak anarşiye, kaosa, teröre sebebiyet verenler insanlıktan nasibini almamış vahşilerdir. Tüm bunlara hak arama denilmez. Demokratik eylem ve hak arama mücadelesi böyle yapılmaz.

HDP'nin Kürtleri sokağa indirme çağrısı, Kürtler için intihar girişimidir.

Gezi'de hedeflerine ulaşamayan derin yapılanmalar, HDP'nin Kürtleri sokağa indirme çağrısıyla istediklerine ulaşabilirler.

Türkiyeli Kürtler,  Rojava'daki “De facto” yönetim için Türkiye'deki kazanımlarını feda etmemelidirler.

PKK, bugünkü eylemleriyle, Türkiye'yi Orta Doğu'daki ateş çemberine dâhil etmek isteyen emperyalist ağa babalarına hizmet ediyor.

PKK, IŞİD’le savaşta kaybettiği prestijini Türkiye sokaklarını karıştırmakla bulabileceğini düşünüyorsa büyük bir yanılgıya düşüyor. Başta HDP olmak üzere tüm siyasi partileri sorumluluk almaya, kendi tabanlarını sükûnete davet etmeye çağırıyoruz.

Şu an bölgedeki birçok ilde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bugün için, evet zorunlu bir durum. Unutmayalım ki “Kürt Sorunu”, 12 Eylül sonrasında OHAL dönemindeki uygulamalar nedeniyle kangrenleşti.

Barış ve kardeşlik projesi olan “Çözüm Süreci”ni bitirdiğini açıklayan KCK-PKK-Kandil!


 Kürtleri bilmem ama tarih sizi affetmeyecektir.