20 Ekim 2022 Perşembe

Söyle Yâr!..


Yâr!..
Gör bak işte!..
Sarardı defterimin sayfaları,
Son-baharını yaşıyor.
Tükendi kalemim mürekkebi,
Ucundan şiir değil, özlemin damlıyor.

Söyle hadi!..
İsminin yanına hangi cümleyi  yazayım?
Hangi kelimeyi senin sevgine eş tutayım?
Senin adına hangi şiiri kurban edeyim?
Söyle lütfen!..
Seni yâd etmeyen mısraları...
Sayfalarında adına yer vermeyen kitapları
Darağacına mı asayım?

Söyle Yâr, söyle!..
Gölgene metfun kızıl güneşe,
Perçemine vurgun yele…
Ellerinde nazlı nazlı kokan
Gonca güle mi sitem edeyim?
Yoksa, yoksa!?.
Sana benim gibi bakmayan gözlere
Perde mi olayım?
Hadi söyle!...

Memdoğlu...

5 Eylül 2022 Pazartesi

Tersine Dönmüş Dünya!..

Bakmaya kıyamazdım, yüzüne nazar değer.

Hiç gözüm kaçırmazdım sonu bilseydim eğer.

Beni öldürmeden ruhuma gömdü keder.

Senden bihaberim, şimdi nasıl neredesin?

Sadece tahmindeyim, bensiz mutsuz yerdesin.


 

Aynalar bana bakar, ben bakamam onlara.

Lâl olur kalır dilim seni bana sorana.

İnanmıyorum artık rüya hayra yorana.

Öyle olsaydı bir gün çıkıp gelirdin bana.

Ben önemli değil de çok sevinirdin sen buna.

 

Sönmüş bir yangını yıllar sonra yakarsın.

Sonrası sönsün diye gözlerime bakarsın.

Oysa hâlâ yüreğimde dere tepe akarsın.

El kilit, ayak kilit, tetiği çek; haydi vur.

Yaşayıp savaşmakla aşılmıyor koca sur.

 

Gözüm toprakta taşta,  bastı mı diye buna.

Gördüğümde aklıma düşerdi bir çift suna.

Biraz nazar, biraz naz, nasıl geldik oyuna?

Gönül ayrı göz ayrı, kelam ayrı söz ayrı…

Tersine dönmüş dünya; baş ayrı, özü ayrı.


Memdoğlu…


11 Ağustos 2022 Perşembe

Düş!..


Sevgi çiçeklerinin yeşerdiği düşünce vadisine,
Umudun ebabilleri konsun.
Dünya denen misafirhanede dinlensin ruhumuz.
Dinlensin ki!..
Mananın estetiğine vakıf olsun kalbimiz.


Gecenin sessizliğinde,
Yüreğimi titreten ateş böceği parıltıları da yok.
Ayrık otlarından tel örgü içinde…
Mahkûm düş’lerim.

Yabancıyım yine kendime.
Zaman aynı zaman…
Sahibinin mekânına demir atmış karanlık.
Gözlerimin nuruna mil çekiyor,
Cırcır böceklerinin kanat sesleri.

Öyle bir düş ki kimse bilmiyor?
Ölmeden öldüren, ölürken can veren iksir.
Omuzlarıma yüklenen yükün ağırlığını,
Sinemde yanarken yakan yıldızlara sor…

Memdoğlu…

5 Mayıs 2022 Perşembe

Dediler!..

Hüznümü yazdım, şiir diye okudular.

Kalbim dedim?

Bülbülün güle sitemi sandılar.

Sevgili dedim?

Zehirli ok ile sırtımdan vurdular.

Huzur dedim?

İftiradan gömleği giydirdiler.

Yürek dedim?

Tuz dök, yansın dediler.

Yâr dedim?

Sadece "hiç!?" dediler.

Dünya dedim?

Oyundu…

Ölüm hak, gam yok dediler.

 

Memdoğlu...

 

29 Nisan 2022 Cuma

Bigâne Gözler!..

Kanatlansın tebessümün,
Merhem olup konsun yürekteki yaraya.
Yol olsun gözlerindeki giz,
Kelamdaki acı'nın kırıklarına...

Kar tanesi misali,
Birbirine değmesin...
Örtü olsun bedenime o masum gözyaşların.
Susmanın sessizliğinde sancılansın,
Feryat eden şahitsiz çığlıklarım!..


Gönül sızımın sayfalarına,
Gölge olsun zülfünün siyah perçemleri.
Sende kaybolsun,
Sen'siz, sana bakan bigâne gözlerim.

Memdoğlu...

19 Nisan 2022 Salı

Mescid-î Aksa!..

Peygamberler şehri Kudüs’ün ışığı,
Mirac’ın ilk basamağı.
İslam âleminin incisi,
Gönüllerin sancısı.
Yankılandıkça feryadın,
Deminde dem, hicranım Aksa!..


Geçmişin rahmet deryasından,
Uzansa da atiye ellerimiz,
Sahip çıkamadık emanetine;
Mahcubuz…
Selalar okunurken minarelerinden,
Ebabillere haber sal, sen Aksa!..

Avlunda yatıyorken masum canlar,
Çocuk cıvıltılarında içiliyor şehadet şerbeti.
Cennet kokuyor dört bir yanın.
Aklı kör, vicdanı sakat,
Seni görmeyen insanlığa,
Münadiler gönder, sen Aksa!..

Hasretin gergefinde kubbene işlenmiş hüzün.
Duvarlarında yankılanır acının izleri.
Sen ki ilk kıblegâhımız.
Bitmedi üzerindeki zulmün mevsimi,
Gülmedi yüzün.
Mahzun olma, dik dur; haykır tevhidi Aksa!

Memdoğlu…

6 Nisan 2022 Çarşamba

İnsan!..

Bir bilmece mi yüreğime yerleşen şu keder?

Yazmakla mümkün sanma…

Çok daha fazlası var kalbimin derinliklerinde.

 

Bir bilmece mi geçip giden şu yıllar?..

Heybemizdeki kırıklar ile "yol’a" revan olmuşken, 

Sessizliğin rahmet kokan limanına sığındık.

 

Bir bilmece mi "altın" denen şu sükût?

Konuşan bildiğini söyler;

Sükût edip dinleyen, sır’ı öğrenir sandık. 

 

Bir bilmece mi “aşk” denen şu yok’luk?

Sıra sıra süzülürken semadaki damlalar,

Döküldükçe sineye, lâl olup gönülden dolduk.

 

Bir bilmece mi "insan" denen şu beşer?

Kimi kolaylıkla, kimi zorlukla hazmeder sözü; 

Duyguları ve hakikati.

 

Bir bilmece mi "vefa" denen şu haslet?

Umut ile birlikte, onu da kırdı insan.

"Zalim olma, mazlum ol” dedi, o kâmil insan.

 

Memdoğlu…