müzakere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzakere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2016 Perşembe

Hangi Demirtaş?...

HDP ve geldiği gelenekteki tüm partiler, yıllarca Kürtler adına siyaset yaptıklarını iddia etmelerine rağmen, kendi iradelerini PKK ve Kandil’e teslim ederek, Türkiye’yi tehdit eden bu yapıdan ve silahtan medet umdular. Hatta HDP daha da ileri giderek, değiştiğini, Türkiyelileştiğini (!) ve Türkiye partisi olduğu söyledi. Ne yazık ki bunların hepsi söylemde kaldı. 

HDP; Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, İdil ve Yüksekova’daki hendek ve barikat stratejisiyle Kürtlere hayatı zehir eden uluslararası üst aklın ürünü PKK’nın, başta bölge insanı olmak üzere Türkiye’ye verdiği zararın büyüklüğünü nihayet görmeye başladı.   Ve Umarız Demirtaş bir kez daha takiye yapmıyordur.

Halkların Demokratik Partisi Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen bir toplantıdaki açıklamalarıyla bir kez daha Türkiye gündemine oturdu. Demirtaş: “Barış Süreci’ne Türkiye’nin doğusunda ve batısında büyük destek vardı. Bizim hatamız barış görüşmelerini şeffaf şekilde topluma mal edememek oldu. Aynı şekilde Parlamento’nun da sürecin arkasında olması gerekiyordu. Barış Süreci’ni bir kişinin inisiyatifine bırakmış olmak da bir hataydı… PKK neden strateji değiştirdi; bunu onlara sormak lazım. Biz demokratik bir partiyiz ve şiddetin her türlüsünü reddediyoruz. Hendek savaşları kamu güvenliğini tehdit etti ve şiddeti tırmandırdı. Fakat bunlar diyalogla çözülmeli. Tankla, topla tüfekle değil" dedikten sonra “Özerklik ilan edilerek bir sonuç elde edilemeyeceğine” dikkat çekmiş.

Selahattin Demirtaş bu açıklamayı yapmadan önce neler söylemişti?

Demirtaş, 22 Aralık 2015 tarihinde: “‘Suriye’de halkına karşı tank kullanan yönetim meşru değil’ diyen hükümet bugün kendi ilçelerine tank sokmuş halkına tank atışı havan topu atışı yapıyor… Cizre’de, Silopi’de mesele gerçekten 10-20-30 PKK’lı olsaydı şimdiye kadar çözülmüş olmaz mıydı? Halk bu özyönetimin arkasında olduğu için hepsi hedef haline getirilmiş. Ortada 3-5 çapulcu terörist yok. Ortada halk olarak kabul edilmemiş bir topluluğun hak talebi var. Devletin bu hak talebine karşı tankla topla saldırısı var. Hendekler ondan sonra ortaya çıktı… Bugün Kürtlerin küçümsediğiniz barikat, hendek dediğiniz şey darbeye karşı direniştir. Darbe yapılmıştır”  sözleriyle, PKK’nın hendek ve barikat stratejisini meşru görmüştü.

01 Ocak 2016 tarihinde “Burada önemli olan Kürtlerin kendi öz güçleriyle ne kadar ayakta kalacaklarıdır… Uluslararası dengelere güvenerek Kürtlerin kendiliğinden statü elde etmesini beklemek saflık olur. Kürtlerin böyle bir saflık içinde olmadığını görüyorum ve buna güvenerek diyorum ki, Kürtler açısından hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır” ifadesiyle, KCK’nın Suriye yapılanması PYD’nın Suriye’de elde ettiği statü ve oluşturduğu kantonların benzerlerini Türkiye’de de oluşturma beklentisi içerisine girmişti.

06 Ocak 2016 tarihinde:  "Başbakan güvenlik güçlerinin alnından öptüğünü söyledi. Ben de bu zulmün karşısında dik duranların alnından değil ellerinden öpüyorum" sözüyle, hendek stratejisine sahip çıkmış, kamu düzenini ve halkın huzurunu ifsat eden YPS’lileri yüceltmişti.

31 Ocak 2016 tarihinde: “Kürtler çaresiz ve perişan olduğundan değil. Beni bağışlasınlar ama şu anda çaresizliği ve umutsuzluğu yaşayan Türkiye'nin batısıdır. Hep birlikte direniş umudunu büyütmemiz lazım" diyerek, Kandil’in “devrimci halk savaşı” stratejisi saçmalığına  “Kandilvari” bir ifadeyle desteklemişti.

03 Şubat 2016 tahinde: "10 Ekim'de Ankara’nın göbeğinde mitingimizde bomba patlattılar ve 104 kardeşimizi orada katlettiler. Şimdi bütün bu acılara rağmen Diyarbakır, Suruç, Ankara patlamalarına ve katliamlarına rağmen asla dilimizden barış mesajlarını düşürmedik. 'Ahlaken, vicdanen, siyaseten doğru olan çözüm yolu masadır' dedik. Hendekmiş, barikatmış inanın ki bunlar bahane, bir günde çözülür. Altı aydır kapatamadığınız hendekler bir günde Sayın Öcalan’ın mesajıyla çözülür. Bir barış mesajıyla onların hepsi kapanır. Müzakere, diyalog kapısıyla onların hepsi çözülür"  diyerek, barışın önündeki engelin devlet olduğunu ima etmiş, halkın seçmiş olduğu ve legal alanda siyaset yapan bir partinin genel başkanı sıfatıyla, çözümün adresi olarak bir kez daha Öcalan’ı göstermişti.

Ey Demirtaş!

Almanya’daki açıklamalarını, bölgenin zengin ve kadim tarihinin yok edilmesine sebep olan PKK’nın özyönetim saçmalığı ilanından önce, şehirleri cephaneliğe dönüştürmesine seyirci kalmadan önce yapsaydınız ya.

Bu ifadelerinizi Türkiye’nin barışını hendeklere gömen PKK’nın ateşine, su yerine benzin taşımadan önce dile getirseydiniz ya.

Bu duruşunuzu, yüz binlerce insanın yerlerinden ve yurtlarından göç ederek, PKK’nın oluşturduğu hendek anaforunda kaybolmasına seyirci kalmadan önce sergileseydiniz ya.

Yine, uluslararası kurumlardan Türkiye’ye baskı yapmalarını istemek yerine,  silah bırakması için PKK’ya baskı yapmalarını talep etseydiniz ya.

Bu açıklamanızı, Kürtleri “seküler” bir anlayışın çizgisine dönüştürmeyi hedeflemiş Türk solunun fosilleşmiş artıklarına teslim etmeden önce yapsaydınız.

Şimdiye kadar aklınız neredeydi? Eskilerin “Bade harab ul basra” demesi gibi,  yaşanan bunca ölüm ve yıkımlardan sonra mı aklınız başınıza geldi?

Siyasi hayatınız, hep çelişkiler yumağı mı olacak?... 

10 Temmuz 2014 Perşembe

KANDİL'İN SON AÇIKLAMALARI VE ÇÖZÜM SÜRECİ

Yerel seçimlerin yaklaştığı, tansiyonun yükseldiği, Devlet-Cemaat savaşının ölçüsüzleştiği bir dönemde, Gazeteci Ayşegül Doğan, Kandil’de KCK Eş Başkanları Cemil Bayık ve Bese Hozat ile uzunca bir röportaj gerçekleştirdi.  Röportajın içeriğinde; Çözüm Süreci’nin geleceği,  Nevruz, 30 Mart yerel seçimleri,  AK Parti ile Cemaat arasındaki kavga,  Suriye’deki savaş ve daha birçok konuyu bulmak mümkün.
B. Hozat özetle: Müzakereye dönüşmeyen çözüm sürecinin bir nevi bittiğini,  “Aslında bir yıllık süreç hiçbir zaman çözüm süreci olmadı. Açıkçası demokratik çözüm süreci tartışıldı hep. Çözüm olabilmesi için tarafların müzakere yapması lazım.”  ifadeleriyle dile getirerek,  çözüm süreci ile ilgili iç açıcı olmayan bir tablo çiziyor.
      Hozat; bölgedeki siyasi konjonktürün değiştiğini, Kürtlerin siyasette temel faktör olduklarını, Kürt sorunu olan bölge ülkelerinin de ciddi problemlerinin olduğunu ve bölgedeki dengelerin değişmesinde Kürtlerin belirleyici olacağını belirtiyor. (M.M bu konuda haksız değil) Yine KCK’nın paradigma değişikliğine giderek demokratik ulus projesini esas aldığını belirtiyor. (Ki bu demokratik özerkliktir.)
B. Hozat, röportajın devamında:  Gülen cemaatini,  devletleşen ve Türkiye’de paralel bir yapıya dönüşen, ABD’nin bölge politikalarını uygulayan, pratikte bunun öncülüğünü yapan, uluslararası illegal bir taşeron örgüt olarak değerlendiriyor. Paris cinayetlerinin “Çözüm Süreci”nin önünü kesmek için yapıldığına dikkat çekiyor.  
Cemil Bayık ise: Ortada diyalog ve çözüm süreci diye bir sürecin olmadığını, Öcalan’ın tek taraflı geliştirdiği çabaların söz konusunu olduğunu ve bu çabaların belli bir yere kadar sonuç verebileceğini iddia ediyor.  C. Bayık devamında:  “Ama Türkiye devleti buna adım atmadığı gibi izlediği oyalama politikalarıyla bu sürecin daha fazla gelişmesinin önünü de tıkadı.” derken, her zamanki gibi bugüne kadar gerçekleştirilen devrim niteliğindeki düzenleme ve yenilikleri âdeta görmezlikten geliyor.
C. Bayık, Cemaat ile AK Parti arasındaki çatışmanın bir iktidar çatışması olduğunu ve çözüm sürecinin buna kurban edilmek istendiğini, Türkiye’deki istikrarın temelinin Kürt sorunun çözümüyle bağlantılı olduğunu, bunun için de yeni bir anayasanın gerekliliğine dikkat çekiyor.  Ayrıca son dönemlerde yaşanan olaylar nedeniyle Türkiye’de siyasete ve yargıya güvenin kalmadığını da ifade ediyor.
Bayık, Paris cinayetlerinin MİT ile ilişkilendirilen ses kayıtlarıyla; Öcalan’ın ilk yakalandığı anda çekilen görüntülerinin bir merkez tarafından yayınlandığını, AK Parti-Cemaat mücadelesinde, Kürtlerin Cemaat saflarına çekmeye çalışıldığını iddia ediyor. F. Gülen ile ilgili olarak da B. Hozat’ın ifadeleriyle örtüşen benzer ifadeler kullanıyor.
Kabul edilir edilmez, Kandil’in Türkiye ve dünya siyasetini çok iyi takip ettiği ve buna göre yeni stratejiler belirlediği ortada. 
Türkiye ne yapıyor?
Evet, “Kürt sorunu” Türkiye’nin en büyük üç sorunundan birisidir ama Türkiye’nin sadece Kürt sorunu yoktur. İç ve bölgesel sorunları bitmeyen ve bu sorunlarına çözüm bulmaya çalışan bir ülkedir Türkiye.
KCK tarafından iddia edildiği gibi, günümüzde inkârcı bir siyaset yürütülmüyor. Bu söylemin nedeni; KCK-PKK’nın bugüne kadar kendi propagandasına alet ettiği argümanların devlet tarafından bir bir ellerinden alınmasıdır. Eğer iddia edildiği gibi inkâr üzerine kurulu politikalar devam etmiş olsaydı, bugün gelinen noktaya hiç ama hiç gelinmemiş olunacaktı.
KCK Eş Başkanları Bese Hozat ve Cemil Bayık’ın açıklamalarının satır aralarında ise:
C. Bayık’ın “Türkiye Devleti” yerine sürekli “Türk Devleti” ifadesini kullanması, kendisinin ne kadar ırkçı ve faşizan bir ruh haline sahip olduğunu gösteriyor. KCK’nın başındaki C. Bayık’ın bu ifadeleri,  PKK’nın bütünü için de geçerlidir. 
İddia edildiği gibi, Türkiye’de “demokrasinin motoru” olarak PKK’yı görmek; örgütsel bir körlüktür, PKK’nın otoriteleştiğinin itirafıdır.
Son günlerde kimi köşe yazarlarının “devlet ve iktidar sizi aldatıyor, sizi oyalıyor” şeklindeki mesajlarını dikkate aldıkları görülüyor.
Toplumu algısını kontrol etme ve toplumu kendi talepleri doğrultusunda yönlendirme gayreti var.
Devlet ile İmralı arasındaki görüşmelerin, “müzakere” zeminine çekilebilmesi için kamuoyu üzerinde baskı oluşturma çabaları var.
Öcalan’ın süreçten çekilmesi durumunda diyalog sürecinin biteceği ve yeni bir savaşın başlayacağı tehdidiyle toplum üzerinde baskı oluşturmayı hedefliyorlar.
Çatışmasızlık ortamının KCK’nın inisiyatifinde olduğunu ve istedikleri anda “Çözüm Süreci”ni boşa çıkarabilecekleri mesajı gizli.
Marifetli kaptan, denizin dalgalandığı fırtınalı günlerde, rotasını kaybetmeden, gemisini karaya çıkarandır.
Huzurla kalın efendim...
(Bu yazı ilk olarak 01 Mart 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)