Apo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Apo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2014 Çarşamba

DİKENLİ YOL: ÇÖZÜM SÜRECİ!

Gündem oluşturacak açıklamalar yapmak, PKK-KCK üst düzey yöneticilerinin rutin bir işlemidir, geleneğidir. Bir ay içerisinde, kendi aralarında periyodik olarak Türkiye ve dünya gündemine ilişkin,  kimi zaman birbirinin kopyası, benzer açıklamalarda bulundular. Bu tür açıklamalarda hedef kitle, örgüt elemanları,  örgüt taraftarları ve sempatizanlarıdır. Bu tür açıklamalar, aynı zamanda kamuoyunun algısını yönlendirmeye ve ölçmeye yönelik, psikolojik harekâtın  gereği olan açıklamalardır.

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ile HDP Milletvekilleri arasında gerçekleşen görüşmede, B. Atalay’ın; “Çözüm süreciyle ilgili olağanüstü bir durum yok, aksama yok. Süreç, normal olarak yürüyor. O konuda hükümetimizin kararlılığı tamdır” açıklamasından sonra, HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da; “çatışmasızlığın sürmesi ve çözüm sürecinin devamı konusunda hükümetin ve Kandil’in bir kez daha irade ortaya koyduğunu” belirtti.

Ardından, PKK’nın silahlı kanadı HPG’in başında bulunan Murat Karayılan’ın PKK’nın aylık yayın organı Serxwebûn Dergisi’nde yayınlanan makalesinde; “Eğer Türk devleti bu çerçevede yaklaşırsa, yani gerekli adımları atarsa süreç devam edebilir. Şayet atmazsa, o zaman sürecin bitmesi de kaçınılmaz bir durum olarak önümüze çıkar…  Bu geçen bir yıllık süreci geliştirmekten dolayı asla pişman değiliz. Önder Apo’nun sunmuş olduğu perspektifi ve Newroz’da ilan edilen tarihi deklarasyonu şu anda da doğru görüyoruz ve bu perspektife sonuna kadar bağlıyız.” açıklaması, çözüm sürecinin kazasız belasız devam ettiğinin taraflarca sahiplenilmesi olarak değerlendirilebilir.

Öcalan’ın kendisi gibi Kandil de, Kürt sorununun çözümünü Öcalan’ın özgürlüğünde görüyor. Çözüm Sürecini Öcalan üzerinden yürütmek doğru olsa da Kürt sorununun çözümünü Öcalan’ın özgürlüğüne endekslemek doğru değildir. Çünkü, Kürt sorunu Öcalan ile ortaya çıkmadı, Öcalan yokken de Türkiye’de bir Kürt sorunu vardı. Kangrenleşmiş sorunların çözümünü kişiselleştirmek, sağlıklı ve uzun vadeli bir çözüm getirmez.

“Çözüm Süreci” ve bölge barışını ilgilendiren bir gelişme, bölgedeki Jirki Aşireti’nden gelen açıklamaydı.  Şırnak, Hakkâri ve Van çevresinde,  PKK’ya karşı yıllarca mücadele eden 30 bin kişilik Jirki Aşireti liderlerinden Cemil Öter, çözüm sürecine destek vererek, “Barış olacaksa PKK’yla helalleşmeye ve her şeyi unutmaya hazırız. Devlet bunu kabul ederse, biz seve seve kabul ederiz ve kucaklaşırız”  ifadesi, bölge insanının silahlı çatışma istemediğinin en açık ifadesidir.

Çözüm süreci konusunda, taraflardan net açıklamalar gelmesine rağmen, PKK, süreci zora sokacak eylemlerden de geri kalmıyor. PKK’nın, yol kesme, araç yakma ve kamu görevlilerini kaçırma eylemleri artarak devam ediyor. Kürtlerin özgürlüğü için mücadele ettiğini iddia eden PKK, 17 Mayıs 2014 günü Diyarbakır-Lice’de HÜDA-PAR üyesi Mikail Ayık ile birlikte eşi ve ağabeyine saldırıda bulunabiliyor. Peki, PKK bu ve benzeri saldırıları ne adına yapıyor?  Kendileri gibi düşünmeyen, bölgedeki diğer Kürtlere tahammülü olmayan bir PKK, çözüm konusundaki söylemlerinde ne kadar samimi olabilir?

26 Mayıs 2014 günü ise Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesi Çiftlik köyünde köy içi elektrik şebekesi iyileştirme ve bakım çalışması yapan şirkete ait 1 aracı köy merkezinde, 2 aracı ise Çiftlik Köyü Eli Mezrası’nda yakarak, şirket çalışanlarından 6 işçiyi kaçıran ve Türkiye Cumhuriyeti devletini çözümü tıkamakla suçlayan bir PKK, çözüm konusunda ne kadar inandırıcı olabilir?

Çözüm Süreci ve bölge barışını ilgilendiren bir başka gelişme ise çocuklarının PKK tarafından zorla alıkonulduğunu dile getiren bir grup aile, çocuklarının geri getirilmesi için Diyarbakır’da BDP’li yetkililerle görüşmek istemiş,  ancak il binası içerisinde yaşanan arbedede, ailelerin bir grup tarafından taş ve sopalarla darp edildiği iddia edilmişti.

PKK tarafından zorla alıkonulan çocuklarının geri gönderilmesini isteyen ailelere ilişkin, önce HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, “Reşit olmayan ve eğer iddia edildiği gibi 15- 16- 17 yaşlarındaki gençler şu veya bu şekilde dağa gitmişlerse, PKK’ya düşen bunları ailelerine iade etmektir. Veya bu şekilde gelenlerin önünü kesmektir.” açıklamasının ardından, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın,  oturma eylemi yapan ailelerle görüşmesi sonrasında “Sorunun çözümü için Kandil’le diyaloğa geçeceğini” belirtmesi ve BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan’ın, ailelere destek veren beyanları, PKK tarafından çocukları zorla alıkonulan anneler ve aileler için umut verici, güzel gelişmelerdi.

Öte yandan PKK’nın silahlı kanadı HPG tarafından yapılan açıklamada, “Sömürgeci Türk devletinin, Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik çözüm sürecine olumlu bir cevap vermemesine tutum olarak son dönemde Kürdistan gençliğinin gerilla saflarına katılımı yoğunlaşmıştır” denilen açıklamada, “çocukların kaçırıldığı” yönündeki iddiaların psikolojik savaş ürünü olduğunu belirtmesi ise PKK’nın, karşı psikolojik harekâtıdır.

Evet, PKK içerisinde çözüm istemeyen marjinal gruplar var.  Çözüm sürecini ve Türkiye’nin iç barışını,  bu marjinal gruplara heba ettirmemek, hepimizi görevi olsa gerek…

Huzur ile kalın efendim…

(Bu yazı ilk olarak 29 Mayıs 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)

24 Temmuz 2014 Perşembe

SİLAH, PKK VE BARIŞ!


İdris Baluken, Öcalan’ın HDP projesine yönelik çekincelerini “HDP projesinin çok önemli stratejik proje olduğunu ifade etti. Hem Kürt ilkel milliyetçi çevreler hem de bazı Türk sol gruplarının ve sahte aydınların HDP projesinden rahatsız olduğunu kendisinin de takip ettiğini söyledi.” diyerek dile getirmişti. Öcalan’ın HDP karşı gösterilen tepkilere yönelik rahatsızlığı açıklamasından sonra, KCK Üst düzey yöneticilerinden (C. Bayık, D. Kalkan, M. Karasu)  de benzer açıklamalar geldi.  Peki, kendileri için silahı sigorta olarak gören KCK’nın bu açıklamalarını nasıl okumalıyız?

Bir hafta önce, üst düzey yöneticilerinden Mustafa Karasu’nun “Eskiden devlet kurma anlayışı vardı. Bundan vazgeçtik.” diyen bir KCK, bir hafta sonra,  üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan’ın “Eğer gerçekten de çözüm yönünde adım atılmaz, Önder Apo’nun ortaya koyduğu projelere karşılık verilmez, halk üzerindeki bu baskı terör devam ederse Kürdistan’da güya işte her taşın ve her tepeciğin üzerine karakol yaparak tam bir asker hegemonyası sistemi kurulmak isteniyor gerilla da müdahale eder, halk da müdahale eder.” diyen bir KCK.

KCK Üst düzey yöneticilerinin birbiriyle çelişen bu açıklamaları gösteriyor ki, Kandil şu an kendi içerisinde bir birliktelik oluşturabilmiş değil. Öcalan’ın 2013 Nevruz’unda “silahlar sussun, fikirler konuşsun” açıklamasından sonra, PKK içerisinde silahlı mücadele mi, silahsız mücadele mi tartışmalarının sonlanmadığı, örgüt içerisinde “silahlı mücadeleyi devam ettirelim” düşüncesinin, devam ettiğini göstermektedir.

Peki, Duran Kalkan’a bunu söyleten güç nedir? Elbette ki hâlihazırda ellerinde bulundurdukları silah. Duran Kalkan, eski tüfek Maocu ve PKK’nın en karanlık yöneticisidir. Sık sık uluslararası derin yapılanmalar ve Türkiye’deki bağlantılarıyla irtibatlı olduğu iddia edilmektedir.

Duran Kalkan’ın bu açıklamalarından sonra, PKK’nın yerleşim yerlerindeki marjinal  grupları, (özellikle gençlik yapılanması)  yakında yeniden yol kesme, kimlik kontrolü yapma hatta dağa adam kaçırma gibi eylemlere başvurabilirler.

KCK’nın “bağımsız devlet kurma anlayışından” vazgeçtiğini açıklaması, silahı bıraktığı anlamına gelmiyor. Öcalan’ın yakalandığı 1999 yılında da devlet kurma isteklerinden vazgeçtiklerini açıklamalarına rağmen, yıllarca Türkiye’ye silahlı mücadeleyi dayattılar. PKK-KCK-Kandil’in, sığ ifadeler kullanmak yerine, silahı, silahlı mücadeleden vazgeçtiklerini açıklamaları en doğru tercihtir.

Elinde silah bulunduran bir PKK/KCK, sadece Türkiye için değil, tüm Orta Doğu için de bir tehdit unsurudur. Silahı elinde güç olarak bulunduran bir yapılanmayı, Kürt Siyasal Hareketi (KSH) olarak değerlendirmek, bunu kamuoyu ile paylaşmak, silahı legalize etme gayret ve çabalarıdır. PKK ne zaman ki silah bıraktığını ilan eder, tamamen silahtan arınır, silahsız bir mücadeleyi ve siyaseti benimsediğini dünyaya deklare ederse, işte o zaman PKK yasal, siyasi bir hareket olarak tanımlanabilir.

“Yasal, (HDP-BDP. HDK, DTK)  yarı yasal (nasıl bir oluşum olduğunu bilmiyorum),  ve yasa dışı (PKK-KCK-Kandil)  tüm oluşumları Kürt Siyasal Hareketi (KSH) olarak adlandıran yazarlar, kimi gazeteci ve terör uzmanları!”
Peki, HAK-PAR, KADEP, TKDP hatta Hüdapar gibi partiler, bu dâhiyane tanımlamanın neresinde yer alıyorlar? Bunlar da Kürt siyasi partileri değil mi?

Peki,  neden ve ne için?

Benzer bir tanımlamayı İrlanda Cumhuriyet Ordusu (İRA) ya da Bask Vatanı/Yurdu ve Özgürlüğü  (ETA) için yapmıyorsunuz?

Sinn Fein için İRA’nın siyasi kanadı, Batasuna için ETA’nın siyasi kanadı ifadesini kullanırken,  bütünü için,  neden İrlanda Siyasi Hareketi (İSH) veya Bask Vatanı ve Özgürlüğü Siyasi Hareketi (BSH) gibi isimlendirmelerini kullanmıyorsunuz? Muhtemelen bunlarla ilgili talimat almadığınızdandır.

Hukukçularımızdan istirhamımızdır. Üçü bir arada olan, yasal-yarı yasal ve yasa dışı (isterseniz ifadesi, isterseniz tanımlaması deyin ne derseniz deyin artık) ifadesi, hukukun hangi dalının, hangi maddesine göre tanımlanabiliyor?

Sonuç olarak, tüm illegal silahlı yapılanmalar, (PKK ya da bir başkası) insanlık için her zaman bir tehdit unsurudur. Silahlı mücadeleyi hedef almış ve elinde silah bulunduran bir örgüt, nasıl ve ne şekilde yasal kabul edilir, edilebilir? Böyle bir mantıkla dünya üzerinde silahlı mücadele yürüten tüm örgütler, (El-Kaide, Hizbullah, Eş-Şebab vb.) yasal siyasi hareketler olarak mı değerlendirilmelidir?

Amacı, sadece şiddet olan birisine, karşı şiddetle mukabele ederseniz, kalıcı bir çözüm bulamazsınız.

Unutmayın! Şiddet, şiddeti doğurur.

Huzurla kalın efendim…

(Bu yazı ilk olarak 12 Mayıs 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)