dezenformasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dezenformasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2016 Salı

PKK’nın “Kürt ve Alevi Soykırımı” Yalanı!...

2015 Temmuz ayında yeniden çatışmalı süreci başlatan PKK, gün geçmiyor ki akıllara ziyan dezenformasyon içerikli yalan haber ve yorumlar üzerinden toplum algısını manipüle etmeyi hedefleyen haberler yapmasın.

Türkiye’nin “eski Türkiye” olmadığını göremeyen PKK, (Yeni Türkiye, PKK’nın geçmişte kendi propagandasına alet ettiği argümanların tamamına yakınını boşa çıkarmıştır) kendisine yeni propaganda malzemesi oluşturmak adına, kontrolündeki medya organları üzerinden her türlü dezenformasyonu yapmaktadır.

PKK’nın son günlerdeki hedef kitlesi-PKK her dönemde Alevileri istismar etmiştir- yine Alevi vatandaşlarımız.

Terör örgütünün Avrupa’daki yayın organlarından Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde Baki Gül (B.Gül, İlkokulu Elazığ’da, üniversiteyi İstanbul’da okumuş, PKK’nın yurt içindeki haber ajansı olan Dicle Haber Ajansı’nın kuruluşunda yer almıştır. Özellikle Kandil’de KCK Yürütme Konseyi üyeleri ile yaptığı program ve söyleşilerle gündeme gelmiş olan Baki Gül,  kapatılan Roj TV’ ile halen yayında olan Med Nuçe ve Sterk TV’lerde programlar yapmış/yapan Tuncelili bir Alevidir.) imzasıyla yayınlanan yazıda: “Yalçın Akdoğan; AFAD’dan sorumlu, Yurt dışı Türklerinden sorumluydu. Şimdi ise ‘Legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten yapılarla mücadelenin koordinasyonu’ ve ‘Suriyeli sığınmacılarla ilgili koordinasyon’ görevleri var. Yani DAİŞ çetelerinin nerede nasıl ve hangi hedefe yöneleceğini de Yalçın Akdoğan belirleyecek. Kimin tutuklanacağı; hangi Kürt ve Alevi kentlerinin göç ettirileceğini de yine o belirleyecek. Bu nedenle herkesin Yalçın Akdoğan’ın Kürt ve Alevi soykırımının mühendisliği görevi yürüttüğünü bilmesi gerekiyor. Bütün yıkımlarda, ölümlerde, tutuklamalarda, göç ettirmelerde, yargısız infazlarda Yalçın Akdoğan ismini daha fazla duyacağız”  denilerek, Yalçın Akdoğan şahsında devlete yönelik karalama kampanyasına devam edilmektedir.

16 Haziran 2015 tarihli “Çözüm Bekleyen Çözüm Süreci!” başlıklı yazımızda: Yalçın Akdoğan’a yönelik, “‘HDP'nin barajı geçeceğini ben düşünmüyorum, şu anda yüzde 7 civarlarında görünüyorlar. Bunu ittirme, şantajlarla ya tutarsa diye oynuyorlar ama bu çok sağlıklı bir anlayış değil’ diyen ve HDP’nin yüzde 13 oy almasıyla siyasi bir fiyaskoya imza atan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan; ‘HDP, PKK'ya silah bırakma çağrısı yapsın’ diyerek ‘Çözüm Süreci’nden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak, ikinci bir fiyaskonun mimarı olmuştur. Bir siyasetçi, siyaseten rakibi olan partiye ilişkin yüzde yüz yanılacak bir öngörüde bulunabiliyorsa, ülke ve millet için neler öngörmez ki. Sayın Akdoğan, HDP’nin PKK’ya silah bıraktıracak güç ve iradesinin olamayacağını bilmiyor mu?” eleştirisinde bulunmuş bir yazar olarak bu yazıyı yazıyorum.

Statükonun hüküm sürdüğü eski Türkiye yönetimlerinin mimarı olan 1938-1939 Dersim trajedisini görmezden gelen ve bu trajedi için başbakanlığı döneminde “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum''diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diktatörlükle itham eden PKK ve medyası, yeni Türkiye’yi de “Kürt ve Alevi soykırımı” yapma iftirasıyla karalamaya çalışmaktadır.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, Şanlıurfa, Hatay, Kilis, Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep ve İstanbul başta olmak üzere üç milyona yakın Suriyelinin misafir edildiği Türkiye’yi görmezden gelen terör örgütü, her seferinde Türkiye’yi DAİŞ virüsü çetecileriyle bir araya getirmeye gayret etmektedir. Bunu yapan PKK, hendek ve barikat stratejisiyle Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin ve Yüksekova gibi ilçeler başta olmak üzere, şehir merkezlerindeki Kürtlere hayatı zindan etmeyi hedef almıştır. Bununla da yetinmeyen uluslararası güç odaklarının kontrolündeki Kandil merkezli PKK, kendisi gibi düşünmeyen Kürtlere hayat hakkı tanımamış, onları yerlerinden ve yurtlarından göç etmelerine sebep olmuştur.

“Devlet Kürtleri katlediyor” propagandasıyla Türkiye’nin itibarını zedelemeye çalışan PKK, bu kez “Devlet hem Kürtleri, hem de Alevileri katlediyor” yalanının arkasına sığınarak, Kürtlere yaptığı kötülüğü ve verdiği zararı perdelemeye amaçlıyor.

PKK medyasının hedefi, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan değil, Akdoğan’ın sorumluluğunda bulunan ve son yıllardaki başarılı hizmetleriyle gündeme gelmiş olan AFAD ve TİKA gibi devlet kurumlarıdır.

Terör örgütlerine yönelik psikolojik üstünlük elde edilememiş bir mücadelenin başarılı olması mümkün değildir. Ülke olarak psikolojik mücadele manasında maalesef terör örgütü PKK’ya karşı henüz yeterli bir üstünlük kurabilmiş değiliz.

Her anlamda (siyasi, askeri, ekonomik, politik…) uluslararası güçlerce desteklenen ve hücresel bir sistemle kendisini yenileyebilen -kırsal alanda kaybedince, çatışmaları şehir merkezlerine indirgeyerek yaymaya çalışan bir yapı- bir terör örgütüne karşı, duvar edebiyatı sloganları ve propagandasıyla psikolojik üstünlük sağlanamaz.

30 Eylül 2015 Çarşamba

Sistematik Dezenformasyon ve PKK!...

     İki hafta önce kaleme aldığımız “PKK’nın Kara Propagandası” başlıklı yazımızda: “PKK, başta Cizre olmak üzere Silopi, Nusaybin, Hakkâri, Silvan, Lice ve Yüksekova’daki  “demokratik özerklik” ilanlarını birer “özgürlük direnişi” olarak görüyor.  Bu il ve ilçelerdeki hendek kazma, resmi kurumlar ile polis ve askere yönelik saldırıların diğer bölge, il ve ilçelerde de gerçekleştirilebileceği algısı oluşturmaya çalışarak, çoluk çocuk, kadın ihtiyar demeden sivilleri açıkça ölüme mahkûm etmek istiyor” tespitinde bulunmuştuk.

TSK’nın hava operasyonlarından ağır bir darbe alan PKK-Kandil, şehir yapılanması YDG-H’nin çatışmaları yerleşim bölgelerine indirmeye çalışmasına, asker, polisve sivil demeden çok sayıda insanın ölmesine sebebiyet vermesine, hâlâ ve ısrarla “Kürtlerin özgürlüğü ve demokratik özerkliğin inşaası” olarak görüyor ve kirli propagandasını bu yönde yapmaya devam ediyor.

28 Eylül’de PKK’nın Avrupa’daki yayın organlarından Yeni Özgür Politika Gazetesi’ne açıklamalarda bulunan örgütün silahlı kanadı HPG’ninAna Karargâh Komutanı Murat Karayılan’ın, Hakkâri ve Şırnak başta olmak üzere bölge illerindeki kırsal alanların birçoğunun PKK’nın denetiminde olduğunu, Hakkâri Dağlıca bölgesindeki çatışmaların günlerce devam ettiğini, çatışmalarda şehit düşen 16 askerin cenazelerin izinleri dâhilinde siviller eliyle devlete teslim edildiğini iddia etmesi, kamuoyu nezdinde akıllarda soru işaretleri bırakmış ve aynı zamanda birçok soruyu da beraberinde getirmiştir.

Murat Karayılan’ın: “Halen bir cenaze de (Tolga Artuğ) gerilla alanında duruyor. Ama bu uzman çavuşun cenaze töreninin yapıldığı basına yansıdı. Hâlbuki cenazesi burada, en azından üzerinden çıkan evraklar Tolga Artuk’a ait. Biz bunu kamuoyuna da açıkladık ama cenazeye sahip çıkan olmadı. Bazı STK’ler gelirse bu cenazeyi verebiliriz; götürüp ailesine teslim edebilirler ve DNA tespiti yapılabilir. Ama Türk devleti Artuk’un cenaze töreninin yapıldığını basına yansıttı. Demek ki gömülen ya başka birinin cenazesi, ya da boş tabutu gömdüler. Zaten o çatışmada çok sayıda ölü vardı ama sadece kendilerine verdiğimiz 16 kişiyi ilan ettiler”  açıklaması, iddiadan ibaret olsa dahi, devlet bu iddiaları cevaplamak ve boşa çıkarmak zorundadır.

Karayılan’ın iddiasına konu olan şehidin babası Ercan Artuğ, defin işlemleri sırasında oğlunun yüzünü gördüğünü belirterek, “Neden böyle yapıyorlar bilmiyorum. Acımız hâlâ taze bize bunları yapmasınlar. Konuşacak halim yok. Hepsi yalan” ifadeleriyle terör örgütünü yalanlamıştır. Baba Ercan Artuğ’un açıklamasından şunu çıkarabiliriz. PKK-KCK, kendi amaçları ve hedefleri için her yolu meşru görüyor ve toplumu manipüle etmek için kirli oyunlarını devam ettirecektir.

Bu iddiaların muğlak kalması,  başta şehit aileleri olmak üzere,  Türkiye kamuoyu tarafından devlete biçilen itibar ve saygınlık zarar görecektir.  İktidar, kamuoyunu anında ve zamanında doğru bilgilendirerek bu ve benzeri algı operasyonları ile siyasi toplum mühendislik faaliyetlerini boşa çıkartmalıdır.

Öcalan’ın “silahlar sussun, siyaset konuşsun, silahlı unsurlar Türkiye sınırlarını dışına çıksın” çağrılarına -ağababalarının da yönlendirmesiyle-  kulak tıkayan Kandil’in, “Öcalan ile görüşme ve müzakere şartıyla ateşkese hazır olduğunu” açıklaması, PKK’nın alan hâkimiyeti için beklenilen taktiksel bir manevrasıdır. Türkiye’ye yönelik silahlı faaliyetlerine son vermeden ve silahlı unsurlarını Türkiye dışına çıkartmadan, devletin PKK’ya yönelik operasyonlarını sonlandıracağını düşünmek, bölgeyi ve alanı PKK’ya teslim etmek demektir.

Çok değil bundan birkaç ay önce bölge insanının yüzünü güldüren gelişmeler yaşanıyorken, PKK’nın, çözüm sürecini sonlandıran eylemleri ve ne idüğü belirsiz “özyönetim” dayatması ile birlikte şehir merkezlerine indirgemeye çalıştığı çatışmalar sonucunda,  komşu komşuya gidemez, esnaf siftah yapamaz oldu, turizm tamamen durdu. “Çözüm Süreci”yle birlikte yeşeren barış umutları, yerini korku ve endişeyle birlikte, büyük bir hayal kırıklığına bırakmıştır.

KCK-Kandil şunu iyi bilmelidir. 70. Dönem BM Genel Kurul toplantılarında Suriye’de devam eden iç savaşın sonlandırılması için “Esedli geçiş süreci” formülünün ön plana çıkmasıyla birlikte, Suriye’deki yapılanması PYD’nin kontrolünde bulunan kantonlardaki etkinliğinin sürekliliği, PKK’nın Türkiye’ye yönelik silahlı faaliyetlerini sonlandırmasıyla ilişkilidir.