12 Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2015 Çarşamba

Kaos Senaryoları...

Ünlü Amerikalı sosyolog ve medya eleştirmeni Helbert Schiller, “Zihin Yönlendirenler”  adlı kitabının giriş bölümünde, “Realitenin kusurlu olarak algılanmasına, hayatın gerçeklerini kavrama gücünden yoksun bırakılmış bir şuurun oluşmasına sebebiyet veren mesajlar, zihin menajerlerin tarafından kasıtlı olarak üretilmiş manipülasyon amaçla mesajlardır” der. Schiller manipülasyonu ise “bir yandan çoğunluğa olup bitenlerde sanki kendisinin de aktif olarak yer aldığı inancını aşılamakta, bir yandan da bu insanların gelişmenin imkânlarından yeterince faydalanmasına engel olmaktadır” diyerek tarif eder.

Siyasi ve toplumsal mühendisler genellikle ortak hareket ederler. Hedef olarak seçtikleri konuyu gündeme getirmeden önce, yönlendirici ve spekülatif haberlerle, algı oluşturmaya ve toplumun algısını yönlendirmeye çalışırlar. Tabi toplumu dizayn etmek için yapılan bu hesaplar, bazen de karşı algı oluşmasına da neden olabilmektedir.

Toplum mühendisleri,  7 Haziran seçimleri öncesinde toplumu manipüle edecek yeni kaos senaryoları ve algı operasyonları ile Türkiye'nin iç barışını ve huzurunu bozmayı hedeflemektedirler.

İlk senaryo; üniversitelerdeki karşıt görüşlü öğrenci çatışmalarını sokağa indirmeye çalışmak. Yakın tarihe bakıldığında, halkı sokağa indirme basamağı olarak hep üniversite gençliği kullanılmıştır.

Öğrenci hareketleri açısından çok acı tecrübeler yaşamış olan Türkiye,  yıllar sonra çıkan bir çatışmada maalesef gencecik bir üniversite öğrencisini kaybetti. İzmir Ege Üniversitesi öğrencisi Fırat Yılmaz Çakıroğlu,  karşıt görüşlü öğrencilerle yaşanan kavgada hayatını kaybetti. (Allah yakınlarına sabırlar versin)

            Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun ölümünden sonra artan gerginlik,  Niğde Üniversitesi’ne sıçramış, karşıt görüşlü öğrenciler arasında yaşanan kavgada, yaralanan öğrenciler olmuştur. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, olası çatışma ihtimaline karşı eğitime üç gün ara vermiştir. Son yaşanan olaylar nedeniyle üniversitelerde gerginliğin had safhada olduğu bilinmekte ve görülmektedir. Geleceğimiz olan gençlerimizi, her türlü şiddet ve çatışma ortamının dışında tutmalıyız.  

Yeni kuşaklar bilmez ama sokak çatışmalarının normalleştiği, insan ölümlerinin sıradanlaştığı ve Türkiye’nin okumuş binlerce gencinin sağcı-solcu adıyla birbiriyle kırdırıldığı 1980 öncesi yılları bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum.

Toplumun bölündüğü, kamplaştırıldığı, karşılıklı nefret duygularının doruğa çıktığı o dönemde; üniversiteler, kahvehaneler, meydanlar sağ-sol çatışmaların merkeziydi âdeta.  Sadece bir yıllık süre içerisinde (1979 Kasım’ından 12 Eylül 1980 tarihine kadar) toplam 3 bin 729 kişi hayatını kaybetmişti.

İkinci senaryo ise 7 Haziran seçimlerini AK Parti'nin kazanması halinde “Türkiye'nin bölüneceği” iddiasını dillendirmeye başladılar.  Akıl ve izandan  mahrum olan ve kendilerinin bile inanmadıkları bu iddiayla yetinmeyen iddia sahipleri, “yeni bir AK Parti iktidarında Öcalan serbest bırakılacak, serbest kalan Öcalan’ın HDP’nin başına geçerek TBMM’de siyaset yapacaktır’ diyebilecek kadar pervasızlaşabiliyor,  yalan söyleyebiliyorlar.

Devletin bu konuda Öcalan ile anlaştığını iddia edenler,  kim bilir çok yakında Süleyman Şah Türbesi’nin naklinin gerçekleştirildiği “Şah-Fırat” operasyonunu bile bu iddialarıyla ilişkilendirebilir. Burası Türkiye…

"Musul'daki personelimizi neden vaktinde tahliye etmediniz" diye feryat edenler, "Süleyman Şah Türbesi ve türbeyi koruyan askerlerimiz neden tahliye edildi?" diyebilecek kadar kendileriyle çelişebiliyorlar. Burası Türkiye…

"Şah Fırat" operasyonundan çıkan sonuç:  Açık ve net bir ifadeyle, Türkiye'nin Orta Doğu’daki yeni stratejik ortağı Kürtlerdir.

Türkiye’de oluşturulmak istenen korku imparatorluğuna ve bölündük-bölünüyoruz paranoyası ile yoğun dezenformasyon çalışmalarınıza rağmen, çözüm süreci er ya da geç başarıya ulaşacak; kazanan barış olacaktır.

Kirli ittifaklar, kaos senaryoları ile seçimleri manipüle etmeye çalışanlar, 7 Haziran’da bir kez daha utanacaklardır.



11 Eylül 2014 Perşembe

BİZ VE GENÇLERİMİZ

Dünyanın en mükemmel, en şerefli varlığıdır insan.  Ve insanın en verimli, en hareketli dönemi ise gençlik çağıdır. Bir milletin geleceğinin teminatı gençlerdir, gençliktir.  Temiz bir toplum, sağlıklı bir nesil yetiştirmek için, geleceğimizin teminatı olan gençliğin kıymeti iyi bilinmelidir.

Bir toplumun yaşadığı güzelliklerin temelinde, iyi yetişmiş, yetiştirilmiş gençlerin varlığı önemli bir yer tutar. (Necip Fazıl’ın ifadesiyle ‘Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!’ şuurunda bir gençlik.) Yine, toplumda yaşanan çatışma, facia ve kötülüklerin temelinde de ihmal edilmiş, “izm”lere, “ci-cı-cu”lara alet edilmiş, gençlerin varlığı tartışma götürmez bir gerçektir.

Gençler, bir toplumun geleceğidir. Bugün sahip olunan maddi ve manevi kazanımların tamamı, gelecekte, bugünkü gençliğe emanet edilecektir.

Otuz milyondan fazla bir gençliğe sahip olmak, geleceğimiz için büyük bir zenginliktir. Yeri geldiğinde toplum olarak bununla övünür dururuz. Zenginlik olarak gördüğümüz gençliğimiz, pratikte karşımıza sorunlu bir kitle olarak çıkmaktadır. Aile içi çatışmalardan tutun da eğitim, istihdam, güvenlik ve diğer sorunların çözümsüz kalması, genç nüfusun artmasıyla beraber, maalesef katlanarak büyür ve karşımıza koca bir sorun yumağı olarak çıkar.  Bugün gençliğimizin bir kısmı, birilerinin ellerinde silah olarak kullanılıyorsa, bunun müsebbibi bizleriz.

Aile içi şiddet ve iletişim çatışmalarından bunalan gençler, yalnızlık hissini, bazen bir grup, bazen de bir örgüte katılarak bastırmaya çalışırlar. Kendisi gibi toplumun değer yargılarına güvenmeyenlerin meydana getirdiği karşı güç içerisinde, hayatında daha önce yaşayamadığı hazzı alır, yaşamına anlam kazandırır. Böyle bir anlamlandırma toplumun gerçeklerinden uzak olsa da yalnız olmaktan daha iyi gelir. Dâhil olduğu grubun eğitim ve propagandaları sonucu,  kişinin aynı fikri benimsemesi kolaylaşır ve fanatikleşerek ortak hareket ettiği grubun kontrolüne girer.

Gençlerimize örnek olacak, onları doğru yola sevk edecek olan büyükler olarak ne yapıyoruz? Siyasetin rüzgârına kapılmış, birbirimizi ötekileştirip, kamplara bölünmüş, paramparça olmuş bir vaziyetteyiz.

Yine bir seçim arifesi, yine bir gerginlik, yine bir çatışma. 30 Mart seçimleri, yerel seçimlerinden ziyade, tam bir genel seçim havasına bürünmüştür. Bunda Gezi eylemleri ile başlayıp, 17 Aralık operasyonlarından sonra Türkiye’de yaşanan gelişmelerin büyük etkisi olmuştur.

Tansiyonun giderek yükseldiği, karşıt güçlerin mücadelelerinin ölçüsüzleştiği bir dönemde, önce Berkin Elvan,  ardından Burak Can Karamanoğlu adlı iki genç hayatlarını kaybettiler. Hiçbir şey, insan yaşamından daha kıymetli ve daha değerli değildir.

Peki, bu gençlerin hayatlarının baharında iken yaşamlarını kaybetmelerinde;  fert olarak, aile olarak, toplum olarak, devlet olarak hiç mi kusurumuz yok?

Lütfen hepimiz elimizi vicdanımıza koyalım ve kendi vicdanımızla yüzleşelim. Öyle sanıyorum ki bu soruya her vicdan, vicdani bir cevap vermiştir. Toplum olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeli, birbirimizi farklılıklarımızla sevmeli, birbirimizi kucaklamalıyız. Bizim bizden başka tutunacak dalımız mı var?

Altmışlı, yetmişli yılların Türkiye’si, toplumun kamplara bölündüğü, karşılıklı nefret duygularının doruğa çıktığı bu dönemdi. Üniversiteler, kahvehaneler, meydanlar sağ-sol çatışmaların merkeziydi. Sadece bir yıllık süre içerisinde (1979 Kasım ayından 12 Eylül 1980 tarihine kadar) toplam 3 bin 729 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin çoğunluğu lise ve üniversite gençliği idi. Maalesef…

Türkiye’de 1980 öncesi sokak çatışmalar yeniden sahneye konulmak istenmiştir. Hedefledikleri sonucu elde edemeyen güçler -nasıl tarif ederseniz edin- istedikleri sonuçlara ulaşıncaya kadar Türkiye halkını sokaklara dökmek için her türlü yolu deneyeceklerdir.

Siyaset de kanaat yoktur, siyaset acımasızdır. Bu durum siyasetçilerin söylem ve ifadelerine yansımıştır. Dünya görüşümüze yakın olan kesimleri kucaklayıp, karşıt fikirleri, düşünceleri ötekileştirmek, toplumu kategorize etmek, Türkiye’ye yapılacak en büyük fenalıklardan biridir.

Sosyal medya üzerinden, provokatif amaçlı, sorumsuzca paylaşımlar yapan hesaplar var ki sormayın. Birçok yenilikte olduğu gibi Türkiye toplumu,  sosyal medyanın olumsuz yanıyla daha fazla meşgul olmakta. Maalesef.

Kendi toplumunu, gençliğini tanımayan siyasetçilerin bol bol nutuk attığı bir ülkedir Türkiye.

Siyasetçiler tarafından, siyasi hırs ve geleceklerine kurban edilmek istenen gençlerin yaşadığı bir ülkedir Türkiye.

Siyaset dili, yumuşamadıkça, toplum ve gençlerdeki kamplaşma her an çatışmalara dönüşebilir. Lütfen gençlik üzerinden kimse siyaset yapmasın.

İktidar ya da muhalefet, bütün kesimler, Türkiye’nin hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Türkiye’nin sosyal dokusu, bu kadar büyük kırılmaları kaldırmayabilir.

Her çeşit renk çiçek ve değişik kokulardan oluşan “çiçek bahçesi” (Türkiye) güzel değil mi?

O zaman bu kavga niye?

Polis Memuru Ahmet Küçüktağ da bizimdi, Berkin Elvan da bizimdi, Burak Can Karamanoğlu da.  Nasıl yanmasın ki yürek.

Provokatif amaçlı, sorumsuzca konuşan,  açıklama yapan insanlar! Çocuklarını kaybeden anne ve babaların acılarını hissedebiliyor musunuz? Lütfen biraz empati.

Yarınımız, geleceğimiz dediğimiz gençliği, nefret tohumları ile mi yetiştireceksiniz?

Lütfen biraz sağduyu.

(Bu yazı ilk olarak 15 Mart 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)