marksit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marksit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2016 Pazartesi

Dönem Dönem PKK Faşizmi!...

Marksist-Leninist ideoloji temelinde kurulmuş olan PKK, kuruluşundan günümüze kadar gelinen süreçte dönemsel stratejiler izlemiş, örgüt yapısında dönemsel değişikliklere gitmiştir.  Bu değişiklikler beş dönemde değerlendirilebilir. 

PKK’nın birinci dönemi; terör örgütünün kuruluşunu da içeren 1973-1983 yıllarını kapsayan “partileşme” dönemidir. (Örgütün üst düzey liderleri bu dönemi, ideolojik siyasi çizginin doğuşu şeklinde tanımlamaktadırlar.)

İkinci dönem olarak 1984-1993 yıllarını kapsayan ve terör örgütü tarafından “ulusal kurtuluş dönemi” olarak da adlandırılan “gerillalaşma” dönemidir.

Üçüncü dönem olarak; 1993-2003 yıllarını kapsayan ve yine terör örgütü literatüründe uluslararası komplo temelinde gerçekleştirilen “inkâr ve imha sürecinin boşa çıkarılması” dönemidir. 

Dördüncü dönem olarak; 2003-2013 yıllarını kapsayan “demokratik siyasi mücadeleyi öne çıkartarak, Kürt sorununa diyalog temelinde çözümü dayatmak” olarak değerlendirilen dönemdir.

Beşinci dönem olarak; 2013 yılandan sonra terör örgütü tarafından devreye sokulan ve “devrimci halk savaşı” olarak adlandırılan, “hendek ve barikat stratejisi” olarak da tanımlanabilecek olan son çatışmalı dönemdir.

Beşinci dönem olarak tanımlanan “devrimci halk savaşı” stratejisi, “Türk Solu” olarak bilinen terör örgütlerinin yıllardır Türkiye’de gerçekleştirmeye çalıştıkları devrim fantezisinden ibarettir. KCK yönetiminde etkin olan “Türk Solu”nun fosilleşmiş kırıntıları, kendi fantezileri uğruna maalesef Kürtleri imha etmeye devam etmektedirler.

-Kandil’deki PKK üst düzey yöneticilerinin, “Şu anda Kürt halkının AKP iktidarına karşı her türlü yöntemi kullanarak direnme hakkı doğmuştur. Bu hakkı kullanmamak, teslimiyet ve ölümü kabullenmek olur… Kürtlere düşen görev ne kadar zorluk, sıkıntı yaşanırsa yaşansın, bedeli ne kadar ağır olursa olsun direnmektir” propagandası ile Kürtleri evsiz, yersiz ve yurtsuz bırakmaları “yıkım” değil midir?

-Türkiye’de meşru bir devlet idaresi ve seçimle işbaşına gelmiş belediyeler -KCK’nın “özyönetim” saçmalığı ve fantezisi adı altında kazdıkları hendek ve oluşturdukları barikatlar HDP’li belediyelerin sorumlulukları altındaydı-  varken; Kürtlere ölüm, acı ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen “özyönetim” basiretsizliği ne kadar demokratiktir?

-Yaşanan acı ve yıkımdan sonra, PKK'lı Murat Karayılan'ın "Kayyumu yaşatmayız" tehdidi, HDP ve DBP'li belediyelerin, PKK-KCK tarafından idare edildiğinin delili niteliğinde değil midir?

-Hendek ve barikat stratejisiyle yıkımına sebebiyet verdiği şehirleri yeniden imar edeceğini açıklayan devleti, “gaspçılıkla” suçlamak, PKK’nın gaspçılığını meşrulaştırmak demek değil midir?

-“Devlet olmayan devlet” olarak ifade ettiğiniz ancak Kürtlere özgür bir devlet olarak yutturmaya çalıştığınız “Özyönetim” (Özyıkım) stratejisiyle bu ülkeye yıkımdan başka ne kazandırdınız?

-Uluslararası güçlerin kontrollerinde olan Kandil’in, kendilerini Türkiye’deki Kürtlerin tek temsilcileri olarak göstermeleri ne kadar gerçekçi ve ne kadar ahlakidir?

-Murat Karayılan’ın, kendileri gibi düşünmeyen Kürtlere hayat hakkı tanımayan “Özellikle AKP içinde yer alanları uyarmak istiyorum… Kendine ‘Kürdüm’ diyen herkesin AKP’den çıkması gerekmektedir. Kimse AKP’de kalmamalı…‘Bu topraklardanım’ diyen hiç kimse, ister Kürt olsun, ister Arap olsun, isterse de farklı bir kültürden olsun, AKP’de kalmamalıdır”  bu sözleri, PKK faşizmi değil de nedir?

-Diyarbakır Dürümlü’deki PKK vahşeti için, “bu olay üzücü bir olaydır, böyle bir olay yaşanmamalıydı” demek, Kürtler adına mücadele ettiğini iddia eden PKK’nın, yeri geldiğinde sivil ve masum insanları acımasızca katledebileceğinin ispatı değil midir?

Söyleyecek sözü olmayan Kandil ve HDP, toplumu manipüle etmek için her türlü yalanı meşrulaştırmaya devam ediyorlar... 

26 Şubat 2016 Cuma

Kandil, Hangi Güçlerin Taşeronluğunu Yapıyor?

Tüm dünya Suriye’deki gelişmelere odaklanmışken, (ABD ve Rusya, kendi menfaatleri çizgisinde üzerinde anlaştıkları planı adım adım hayata geçirmektedirler) Türkiye bir kez daha iç politika ve PKK terör örgütüyle mücadele etmek durumunda bırakılmıştır. PKK’nın şehir merkezlerinde başlattığı hendek ve barikat savaşlarından  -altı aylık süre zarfında-  hedeflediği sonucu elde edemediği aşikârdır. “Kürt ulusalcı çevrelerce ‘halkın özsavunması’ şeklinde tanıtılan bu strateji beş aya yakın bir sürede değişik ilçe ve illerde, yüzün üzerinde güvenlik görevlisinin şehit olmasına, bir o kadar da sivil vatandaşın ölmesine, 250.000’den fazla insanın göç etmesine veya evlerini uzun süre terk etmelerine ve 800’ün üzerinde örgüt üyesinin ölmesine neden olmuştur. Bunun yanında uzun süreli sokağa çıkma yasakları, PKK’nın boykotları ve çatışmalar sebebiyle bölgede yer yer sosyo-ekonomik hayat durma noktasına gelmiştir.” (Dr. Mehmet Yanmış-Hendek Siyaseti, Sokağa Çıkma Yasakları ve 7 Haziran Sonrası Şiddet Olaylarının Kürt Kamuoyu Üzerindeki Etkileri: Kürtler Süreci Nasıl Değerlendiriyor? Şubat: 2016)

Son dönemde Kandil’deki PKK üst düzey liderlerinin hezeyan dolu açıklamalarına sıklıkla tanık oluyoruz. Bu kez açıklama, kamuoyunda uluslararası gladyonun PKK içerisindeki uzantısı iddialarıyla gündeme gelmiş bir isimden,  Duran Kalkan’dan.

23 Şubat gecesi PKK’nın yayın organlarından Med Nuçe TV’ye konuşan Duran Kalkan, Ankara’daki menfur saldırı için “etme bulma dünyasıdır” diyecek kadar alçalarak, PKK’nın kandan ve ölümde beslenen yüzünü bir kez daha göstermiştir. Oysaki KCK; 10 Ekim 2015 tarihinde 95 insanımızın vahşice katledildiği Ankara’daki saldırı sonrasındaki açıklamasında : “Bu katliamın sorumlusu kesinlikle AKP hükümetidir… Bu katliam ve savaşı ortaya çıkaran zihniyet ve politikaları etkisizleştirmek ancak demokratik mücadeleyi yükseltmekle mümkün olur. Bu katliamdan sonra tüm demokrasi güçleri, halklarımız ve Kürt halkı ayağa kalkarak bu katliamı ve bu katliamı gerçekleştirenleri protesto etmelidir” demişti. PKK, bombalı saldırı kendi tabanlarına yönelik olursa “vahşet ve katliam”, asker ve polise yönelik olduğunda ise “etme bulma dünyası” olarak tanımlıyor. Bu tanımlama militarist bir tanımlamadır ve tam da PKK’nın kendisini tanımlamaktadır.

Duran Kalkan’ın en çarpıcı açıklaması ise Mart ayında -baharla birlikte- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun iktidardan gideceğini iddia etmiş olmasıdır. Bu iddianın bir hezeyan olduğu tartışma götürmez. Lakin dikkate alınması gereken önemli bir nokta var. Erdoğan ve Davutoğlu isimlerinin hedef olarak alınması sizce de düşündürücü değil midir?  Bunun manası: Bizim devletle hiçbir problemimiz yok, bizim tek problemimiz Erdoğan ve Davutoğlu’yladır.

Hatırlayalım: HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 17 Mart 2015 tarihli partisinin meclis grup toplantısında yapmış olduğu konuşmada “Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça, HDP’liler bu topraklarda nefes aldığı sürece sen başkan olmayacaksın, seni başkan yaptırmayacağız” demişti. Bu ifade, tipik bir marjinal sol söylemdir. Peki, Demirtaş’ı bu ifadeleri söylemeye iten neden neydi? Tabi ki Kandil. KCK’daki baskın yönetim anlayışı Marksikt-Leninist ideolojidir. Ve aynı ideoloji Türkiye siyasetinde kaybolmaya yüz tutmuş marjinal Türk solunun Figen Yüksekdağ üzerinden HDP’de yeniden hayat bulmuştur. Tabi Figen Yüksekdağ’ın ne kadar Kürt olduğu, bir Kürt annesinin hislerini ve acılarını ne kadar paylaştığı/paylaşabildiği ise ayrı bir konusudur. Bugün, KCK bile hedeflerine ulaşmak için Cumhurbaşkanı ve Başbakanı hedef alan bir strateji izliyorsa, Kandil’in hangi güçlerin taşeronluğunu yaptığını açığa çıkmış olmuyor mu?

Erdoğan ve Davutoğlu isimleri PKK’da bir paranoyaya dönüşmüş olsa da PKK, bu tür söylemleri bilinçli olarak kullanmaktadır. Kandil’in Erdoğan’ı ve Davutoğlu’nu hedef alan açıklamaları, karşı sertlikle -özellikle Erdoğan tarafından- anında cevap bulmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın PKK’yı hedef alan sert sözleri ise bölgede antipati ile karşılanmaktadır. Bu da KCK açıklamalarının Erdoğan’ın sert söylemleri üzerinden bölgede ete kemiğe bürünmesiyle sonuçlanmaktadır.

Duran Kalkan: “Bu sisteme karşı mücadele, genel boykot topyekûn direniş temelinde olmalıdır. Bunun için de öz savunma esastır. Gençlik gerillaya katılmalı, YPS’yi büyütmelidir. Her mahallenin savunma güçleri olmalı. Her sokağa bir YPS takımı, hatta bir YPS bölüğü oluşturulmalı.”diyerek, göz göre göre ölüme gönderdikleri gençlerin ölümünü, Kürt kamuoyu nezdinde “özsavunma” fantezisi üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyor.

Duran Kalkan’ın geçmişteki açıklamalarına bakıldığında: “Topyekûn Kürt direnişi 2013 yılında mevcut AKP politikaları sürdükçe, çok daha kapsamlı ve derin hale gelecek. “Devrimci Halk Savaşı” stratejisini en etkili bir bicinde 2013 yılında Kürtler yürütecekler… 2013 yılı daha büyük bir mücadele ve devrim yılı olacak.” (http://www.sosyalistforum.net/showthread.php?t=57347) 

"Gerçekten de final düzeyinde bir büyük mücadele yaşanıyor. Önümüzdeki kış dönemi böyle büyük bir mücadeleye sahne olacak" (http://haber.sol.org.tr/turkiye/duran-kalkan-onumuzdeki-kis-final-duzeyinde-bir-mucadeleye-sahne-olacak-136447)

“Önümüzdeki Mart süreci büyük bir direniş sürecidir. Zafer ve başarı her zamankinden daha yakındır. 2016 baharı Kürt’ün baharı olacaktır” ifadesiyle sonlandırdığı son açıklaması da terör örgütü elemanlarını motive etmeye yöneliktir. Kandil’deki KCK baronlarının her dönem bu ve benzeri açıklamaları hep olmuştur.