Uyuşturucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyuşturucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2015 Çarşamba

Adıyaman Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi...

5 Haziran 2015’te Diyarbakır,  20 Temmuz 2015’te Suruç ve 10 Ekim 2015’te Ankara’ya düzenlenen bombalı saldırıların faillerinin Adıyaman nüfusuna kayıtlı olması, tüm dikkatlerin Adıyaman’a çevrilmesine sebebiyet verdi. Hâlbuki Adıyaman, bölgenin en güvenli ve huzurlu şehirlerinden birisidir. Bölge insanı böyle vahşiyane olayların failleriyle anılmaktan oldukça rahatsız.

Kamuoyunda yeterince bilinmeyen Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi, Adıyaman’ın yüz akı örnek çalışmalarından biri.  Bir vesileyle gittiğimiz Adıyaman’da Rehabilitasyon Merkezi’ni görme ve inceleme fırsatı bulduk. Rehabilitasyon Merkezi’nin çalışmalarına ilişkin olarak Merkez Müdürü Şerafettin Sayın tarafından bilgilendirildik.

Madde bağımlılarının psikososyal rehabilitasyonu ve bilinçlendirme projesi kapsamında, 15 Şubat 2013 tarihinde hizmete açılan Rehabilitasyon Merkezi,  Kardelen Gençlik Merkezi tarafından hazırlanan, İpekyolu Kalkınma Ajansı ve SODES tarafından finanse edilmektedir.

Adıyaman Valiliği öncülüğünde Adıyaman Belediye Başkanlığı, Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Birliği, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü, İl Müftülüğü, İl Spor Müdürlüğü ve Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün koordineli çalışmalarıyla, uyuşturucu bağımlısı gençler yeniden topluma kazandırılıyor.

Proje kapsamında, Adıyaman Belediye Başkanlığı tarafından bina tahsisi yapılmıştır. İl Spor Müdürlüğü tedavi merkezindeki gençlere haftanın dört günü sportif faaliyetler, (yüzme, futbol ve masa tenisi),  Kamu Hastaneleri Adıyaman Şubesi, psikolojik destek ve tedavi, İl Müftülüğü, görevlendirdiği imam nezaretinde temel dini bilgiler eğitimi ve manevi destek verilmektedir. Ayrıca Halk Eğitim Merkezi tarafından tedavi gören gençlere yönelik el sanatları kursları (ahşap boyama ve oymacılık, resim, ebru) düzenlenmekte, İŞKUR bu kurslarda yer alan gençlere maddi destek sağlamaktadır.

Tedavi merkezindeki düzenin tesis edilmesi için İl Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü tarafından bir polis memuru görevlendirilmiş durumda.  Yine Emniyet Müdürlüğü Toplum Destek Şube Müdürlüğü ile yapılan ortak çalışmalar sonrasında, il içerisindeki madde bağımlılarının tespiti yapılarak, Rehabilitasyon Merkezi’ne yönlendirilmesi sağlanmaktadır.

Merkeze ilk müracaat anında bağımlı, öncelikle hastaneye götürülerek ilgili bir uzmanın kontrolünden geçirilmektedir. Tedavi süresi 45 gün olarak planlanıyor. Yer konusunda problem yaşanmadığında,  il dışından da müracaatlar kabul edilmektedir.

Rehabilitasyon merkezinin kapasitesi -şimdilik- 10 bağımlı ile sınırlı. Açılışından bugüne 102 bağımlı genç tedavi edilerek (%70 başarıyla) yeniden topluma kazandırılmış. AMATEM merkezlerinde tedavi gören bağımlıların yeniden topluma kazandırılma oranı %3-4 oranlarında olduğu düşünüldüğünde, Adıyaman’daki Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi’nin büyük bir başarı elde ettiği görülmektedir.  Başarı oranının yüksek olmasında birincil etkenin; “tedavi olmak isteyen bağımlıların” kendi istek ve tercihleriyle merkeze müracaat etmesi teşkil ediyor. Başarıdaki ikinci etkeninin ise rehabilite çalışmaları çerçevesinde, her hafta il sınırları içerisindeki tarihi ve turistik yerler ile manevi mekân gezilerinin tertip edilmesi oluşturmaktadır. 

Merkezde tedavi gören gençlerin hepsinin birbirinden pek de farklı olmayan, ayrı hayat hikâyeleri var. Gençlerin neredeyse tamamı, uyuşturucuya başlamalarını; aile içi şiddet,  maddi imkânsızlıklar, manevi boşluk ve yanlış arkadaş seçimlerine bağlıyorlar.  Ve en çok da “bir kez denemekten bir şey olmaz” diyerek, bu tuzağa düştüklerine dikkat çekiyorlar.

Son dönemlerde bölge genelinde artan terör, işsizlik ve madde bağımlılığı dikkate alındığında, Adıyaman’daki Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi’nin önemi katbekat artmaktadır. Günümüzdeki mevcut rehabilitasyon merkezlerinin yetersiz olduğu, yeni projelerin hayata geçirilerek ülke gençliğinin bu illetten kurtarılmaları aciliyet kesp etmektedir.

Gençler bir ülkenin geleceğidir, geleceğimize sahip çıkalım. 

18 Temmuz 2014 Cuma

LİCE’DE NE YAPILMAK İSTENDİ?

2 Haziran 2014 tarihli “Neden Lice?” başlıklı yazımızda  “Lice’nin PKK nezdinde özel bir konumu ve değeri vardır. PKK’ya, Kandil’e, örgüt militanları ve sempatizanlarına göre Lice; ‘Kürt özgürlük mücadelesinin tohumları’nın atıldığı ilk yer olması nedeniyle önemlidir. PKK’ya göre, Lice’de başlayan bu mücadele, yine Lice’de sonlandırılmalıdır.” değerlendirmesiyle, Lice’deki olayların tahlilini yapmaya çalıştık.

11 Haziran 2014 günü, PKK’ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı (ANF)’de yayınlanan ve “36 yıl önce 27 Kasım 1978 tarihinde PKK’nın 1. kongresiyle kuruluşunu ilan ettiği Fis köyü artık yok. Ancak, kongrenin toplandığı tek katlı evin önünden geçen yolda, PKK fikrinin ve eyleminin peşinden giden gençler var…”  denilerek devam eden yazı, bu değerlendirme ve tahlilimizin doğruluğunu teyit eder nitelikteydi.

Annelerin eylemi karşısında çaresiz kalan PKK, kendisini aklamak ve haklı çıkarmak için maalesef yine anneleri kullanıyor. (http://yeniozgurpolitika.info/index.php?rupel=nuce&id=31357#.U5L8N9Dk_Mt.twitter) PKK bu süreçte, psikolojik savaş argümanlarını çok iyi kullandı. “Barış Anneleri”ne karşılık, cezaevlerindeki PKK’lı tutuklularca başlatılan açlık grevleri…

Çatışma, gerginlik ve kutuplaştırma, üzerinden gündem oluşturmak, politika belirlemek, siyaset üretmeye çalışmak, mevcut sorunlara hiçbir zaman kalıcı çözüm getirmemiştir, getiremez.

Son dönemlerde Lice’de meydana gelen olaylar ve KCK üst düzey yöneticilerinin olaylara ilişkin açıklamaları hakkında, farklı yorumlar yapılabilir. Olaylara ilişkin iki farklı değerlendirme, iki ihtimal ön plana çıkıyor. Birincisi; Öcalan son açıklamasında “Yeni aşamanın hayata geçirilmesi için yoğunlaşmam ve umudum aynı kararlılıkla sürmektedir.” diyerek, Türkiye kamuoyundaki “bebek katili” imajını düzeltecek,”barış güvercini” rolünü oynamaya devam edeceğini bir kez daha kamuoyuna deklare etmiş oldu.

İkincisi;  provokasyonlarla şiddet olaylarını tırmandırarak, güvenlik görevlilerini tahrik edip (bayrak indirme olayı buna en iyi örnektir) silah kullanmaya zorlamak, kan ve gözyaşı üzerinden beslenen odakların kontrollündeki “derin PKK-Kandil”, marifetiyle  “Çözüm Süreci”nde Öcalan’ı devre dışı bırakmak.  Nitekim KCK üst düzey yöneticileri de bu yönde ama birbirinden farklı açıklamalar yaptılar.

KCK Yürütme Konseyi, “HDP Heyetinin Lice katliamı ardından İmralı’ya gidişi elbette önemli ve anlamlıdır; fakat bazı boyalı basın çevrelerinin yansıtmaya çalıştığı gibi, Lice’deki benzer katliamları önleyecek yer, İmralı ve Önder Abdullah Öcalan değildir. Gerçek saptırılmamalı, hiç kimse İmralı’dan gerçekleşmeyecek beklenti içine sokulmamalıdır” açıklaması ile KCK Yürütme Konseyi Üyelerinden Duran Kalkan’ınÖyle bazıları gidiyor, görüşüyorlar; kendilerine görüşüyorlar. Bizim temsilcimiz falan değillerdir. HDP ve BDP; PKK değil, gerilla değil. Herkes bunu bilsin. Halkın direnişinden, gençlerin dağa çıkışından dolayı BDP’ye, HDP’ye saldırıyor. Biz muhatabız.” açıklaması, bir başka gerçeği, yani Kandil’deki iç çatışmanın derinliğini de gösteriyor.

Bu ve benzer açıklamalarla İmralı, BDP ve HDP, sürecin dışına itilmek isteniyor. Devletin,  sürecin devamında BDP-HDP’yi değil, direkt PKK’yı Kandil’i muhatap alması hedefleniyor.

09 Ocak 2013’te Paris’te PKK’lı üç kadının öldürülmesiyle sabote edilmek istenen süreç, en son Lice’de yaşanan olaylarla sonlandırılmak istenmiştir.  PKK içerisinde; silahtan-çatışmadan-kandan beslenen, barıştan korkan, Kürtlerin aleyhine çalışan “derin” bir damar mevcut. Bu damar sürecin başlangıcından bugüne kadar, süreci sekteye uğratabilecek faaliyetlerden geri durmadı.

Diyarbakır’daki bayrak indirme olayı bir kışkırtma mıdır?  Evet, bu olay tartışma götürmez bir kışkırtmadır. Gazeteci Fadime Özkan,  “Bayrağı indirsin diye direğe çocuk çıkarılmasının amacı açık: çocuk vurulursa Kürtleri, vurulmazsa Türkleri ama her şekilde süreci vurmak!” tespitiyle yapılmak istenen provokasyonun büyüklüğünü özetliyordu âdeta.

Hatırlayalım, Mersin’de 2005 Nevruz etkinlikleri sonrasında, Türkiye Bayrağı yakılmak istenmiş, bu provokasyon girişiminden sonraki yıllarda Türkiye maalesef yeni ve sonuçları çok ağır olan bir çatışma sürecine girmişti. Son bayrak indirme olayı ile de bu çatışma yeniden başlatılmak istenmiştir.

“Şiddet sarmalı ne kadar büyürse büyüsün, bu ülkenin insanları sükûnetle kardeşliğe, birliğe sarılmalı, bir daha oyuna gelmemelidir. Bu kirli kardeş kavgasında acıyı iliklerine kadar yaşamış biri olarak, emperyalist ve kolonyalist kompradorların oyununa gelmeyelim diyorum.” diyerek, temennilerini dile getiren, bölgenin hassasiyetlerini çok iyi bilen Gazeteci Cüneyt Alphan’a katılmamak mümkün mü?

Yolunuz aydınlık olsun efendim…

(Bu yazı ilk olarak 11 Haziran 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)

17 Temmuz 2014 Perşembe

NEDEN LİCE?

Lice, Diyarbakır’ın kuzeydoğusunda yer alan dağlık bir ilçedir. İlçede yaşayanların gelir kaynakları çok da geniş değildir. Genelde başka illere mevsimlik işlerde çalışmaya gidilir. Bununla birlikte tarım ve hayvancılığın yanı sıra, yeni gelişmeye başlayan meyvecilik de yapılmaktadır.

Lice, sadece son dönemlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden bir yer değil… Lice,  son 35 yıldır Türkiye kamuoyunun gündemini hep meşgul etmiştir. Lice denilince zihinlerde hemen “PKK, acı ve gözyaşı” algısı oluşuyor. Bunun nedeni, PKK’nın temellerinin Lice’de atılmış olmasıdır.

27 Ekim 1978:  Kendilerine Marksist-Leninist ideolojiyi esas alan,  parti, cephe ve ordu şeklinde bir yapılanmayı benimseyen PKK, Diyarbakır ili Lice ilçesi Fis köyünde kuruluş kongresini gerçekleştirdi. Tarihte PKK’nın birinci kongresi olarak kabul edilen bu kongrede Abdullah Öcalan,  terör örgütü PKK’nın başkanı olarak seçildi.

Lice’nin PKK nezdinde özel bir konumu ve değeri vardır. PKK’ya, Kandil’e, örgüt militanları ve sempatizanlarına göre Lice; “Kürt Özgürlük Mücadelesinin Tohumları”nın atıldığı ilk yer olması nedeniyle önemlidir. PKK’ya göre, Lice’de başlayan bu mücadele, yine Lice’de sonlandırılmalıdır.

22 Ekim 1993:  Halka yakınlığı ile bilinen, şiddet yöntemlerini tasvip etmeyen bir asker olarak tanınan Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Lice Asayiş Bölük Komutanlığı binası önünde vurularak şehit edildi. 

Her ne kadar Bahtiyar Aydın suikastının, PKK tarafından gerçekleştirildiği iddia edilse de kamuoyunun çoğunluğu gibi bu suikastın çok “derin” olduğunu düşünenlerdenim.

9 Temmuz 2011: Diyarbakır Lice karayolunun 68. kilometresinde saat 21.45 sıralarında yol kesen PKK’lı grup,  Lice İkinci Mekanize Tugay Komutanlığı’nda görevli bir astsubay başçavuş, bir uzman çavuş ve Bingöl’ün Genç ilçesindegörevli olan bir sağlık çalışanını kaçırdı.

PKK, Diyarbakır-Bingöl karayolunun Lice kırsalında, bugüne kadar çok sayıda yol kesme eylemi gerçekleştirmiş ve birçok sivili de kaçırmıştır. PKK, kaçırdığı sivilleri daha sonra serbest bıraksa da, kamuoyunda istediği algıyı, gündemi oluşturmaya muvaffak olmuştur.

8 Temmuz 2013: Diyarbakır Lice ve Hazro ilçeleri kırsal kesimlerinde Hint keneviri ve uyuşturucu madde imalatçılarına yönelik, jandarma ve polis ekiplerinin katıldığı büyük bir uyuşturucu operasyonu gerçekleştirildi. Uyuşturucu imalatçıları, esrar tarlalarına erişimi engellemek için yollara barikat kurmalarına rağmen, düzenlenen operasyon sonucunda, 6 milyon kök Hint keneviri (yaklaşık 80 ton esrara denk geliyor) imha edildi.

“Şeytan Üçgeni” olarak bilinen, “Diyarbakır Kulp-Lice ve Bingöl-Genç” kırsalındaçok sayıda uyuşturucu tarlaları bulunuyor. Devletin yeterince etkili olamadığı, PKK’nın yerleştiği bu bölgelerde Hint keneviri ekiliyor ve esrar üretimi gerçekleştiriliyor. Bu bölgelerde yıllık olarak elde edilen esrarın 500 tona yaklaştığı ve PKK’ya komisyon verilmeden Hint keneviri ekmenin mümkün olmadığı iddia ediliyor.

23 Nisan 2014: PKK’ın gençlik yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H), “bahar şenliği” adı altında Lice’de düzenlenen pikniğe katılan 14 öğrenciyi dağa çıkardı. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapora göre, PKK’nın son altı ayda kaçırdığı çocuk sayısı, Lice’de kaçırılan 14 çocuk ile birlikte 331’e yükselmiş oldu.

PKK’nın alıkoyduğu 14 çocuktan sonra, çocukların anneleri, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirip “PKK çocuklarımızı geri ver” diyerek, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde eylem başlattılar. Annelerin eylemine, Türkiye’nin her kesiminden destek geldi.

Ve 24 Mayıs 2014 günü Diyarbakır Lice karayolunda başlayan, Bingöl Karlıova ile Muş Varto’ya sıçrayan, yol kapama eylemleriyle başlayan şiddet olaylarında çok sayıda asker ve sivil yaralandı. Bölgedeki uyuşturucu kaçakçılarının da Lice’deki olayları kışkırttığı ve destek verdiğini de gelen iddialar arasında yer almaktadır.

HDP’nin hukukçu Milletvekillerinden Hasip Kaplan’ın Tweeter hesabından “Hukuk devletlerinde suç işleyen sadece hesap vermez, emri verende azmettiren de, koruyan da kollayan da hesap verir, işte bütün mesele bu” dediği ve bizim de altına imzamızı koyduğumuz mesajından sonra, Sayın Kaplan’a soruyoruz:

Sayın vekil! “Sosyal faaliyetler” adı altında topladıkları çocukları, siyasi eğitimler ve telkinlerle eleman temini için PKK’ya yönlendirenler ve Lice’yi savaş alanına çevirmesi için çocuklara emir verenler için de aynı şeyleri dillendirebiliyor musunuz?

Bir buçuk yıldır çatışmasızlık nedeniyle, yeterince gündem oluşturamayan PKK, belirlediği yeni stratejinin gereği olarak, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi “varım” diyebilmek, “Çözüm Süreci”nin devamı gereği Öcalan ile yapılan görüşmelerde, Öcalan’ın elini güçlendirmek için yeniden bu tür eylemlere yönelmiştir.

2013 yılında cezaevlerinde gerçekleştirilen açlık grevi eylemlerini, Öcalan’ın talimatıyla sonlandıran PKK, alıkoyduğu çocukları ve karakol inşaatlarını bahane ederek, tahrik ettiği sivillerle gerçekleştirdiği yol kesme eylemlerini de yine Öcalan’ın talimatıyla sonlandıracaktır.  Nitekim, İmralı’dan dönen HDP heyeti Öcalan’ın; “Gelinen noktada ciddi bir başlangıç için önemli bir umut vardı ve bu umut korunarak geliştirilmelidir.” dediğini belirttiler. Böyle bir açıklama, Öcalan’ın “barış güvercini” rolünü oynamaya devam edeceği şeklinde de yorumlanabilir.

Barış ve huzur ile kalın…

(Bu yazı ilk olarak 2 Haziran 2014 tarihinde yayınlanmıştır.)