İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2015 Perşembe

Terörün Dini ve Milliyeti Olmaz!

Terör, uluslararası bir sorundur. Etki alanı geniş olan ve insanlığı tehdit edebilen bir problemdir. Terörün ne inancı ne de kimliği vardır. Türkiye'deki de Fransa'daki de terördür.

Önce Dolmabahçe’ye yönelik bombalı saldırı girişimi, ardından İstanbul Sultanahmet Meydanı’ndaki Turizm Polisi Şube Müdürlüğü’ne yönelik menfur saldırı.  Sultanahmet'teki saldırıda polis memuru Kenan Kumaş şehit edildi.  Saldırıları yasa dışı DHKP/C terör örgütü üstlendi.

DHKP/C eleman temini için çoğunlukla Alevi kökenli ailelerin çocuklarını hedef seçmektedir. Yurtdışındaki merkez üsleri AB ülkeleri (Yunanistan, İngiltere, Hollanda, Belçika, Fransa ve Almanya) ve Suriye olan örgüt, finansman ihtiyacını da AB üyesi ülkelerden temin etmektedir.

Çözüm Süreci ile birlikte yüzyıllık Kürt sorununa çözüm hedeflemektedir. Türkiye, Kürt Sorununun çözümü ile birlikte Alevi Sorununa da nihai çözüm getirmek için çalışma başlatmıştır. DHKP/C son iki saldırıda da kullandığı teröristleri âdeta yem olarak kullanmıştır. DHKP/C ve uluslararası bağlantıları, terörist cenazeleri üzerinden Alevi vatandaşlarımızı sokağa indirmeyi hedeflemiştir.  

Her iki saldırının güvenlik boyutu ayrı ayrı değerlendirilebilir ancak bir terör örgütü, gençleri "canlı bomba" olarak eğitebilecek düzeye getiren doneler, argümanlar bulabiliyorsa, devlet ve toplum olarak bir kez daha kendimizi sorgulamalıyız; toplumsal gerçeklerimizle yüzleşmeliyiz. Sorgulanması gereken şey, terör örgütlerinin varlığı değil, terörü ve terör örgütlerini besleyen odakların, kaynakların varlığı olmalıdır. Her vicdana bir polis yerleştiremedikçe, sokakların, toplumun ve ülkenin güvenliğini tam olarak sağlayamayız. Toplum olarak birbirimizi ötekileştiren ifadeleri terk etmedikçe, siyasetçiler toplumu kutuplara ayıran söylemlerden uzak durmadığı müddetçe, kalplere ve vicdanlara sevgi yerleştiremeyiz.

Fransa’daki terör saldırısına gelince; ilk bulgular ve değerlendirmeler El Kaide ya da IŞİD gibi terör örgütlerini gösteriyor olsa da birkaç Avrupa ülkesinin (İsveç, İspanya, Hollanda) ardından Fransa'nın da Filistin'i bağımsız bir devlet olarak tanıdığını unutmayalım. Yani Fransa için 11 Eylül yeni başlıyor olabilir…

Son dönemlerde başta Almanya olmak üzere, Avrupa’da artmaya başlayan İslam ve yabancı karşıtı gösteriler, İslamofobiye dönüştü. Fransa’daki sosyal ve kültürel yapı da buna müsaittir. Özellikle Kuzey Afrika ülkelerinden çok sayıda göçmenin Fransa’yı mesken tutması ve bu göçmenlerin çoğunluğunun Müslüman olması, IŞİD’in neden olduğu travma Fransa’daki İslam ve yabancı karşıtı düşmanlığının artmasına neden olmuştur.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’nin üç gün önce dile getirdiği "Suriye'ye 2013'te kimyasal silah kullanılırken müdahale etmediğimiz için pişmanım. Müdahale gerçekleşmedi ve şimdi karşımızda IŞİD var. IŞİD'in ise Esed'le ilişkisi olması gerektiğini sorguluyoruz" bu açıklamayı unutmayalım ve bir yere not edelim…

Fransız yetkililer, Paris’in göbeğinde uzun namlulu silahlarla ellerini kollarını sallayarak Charlie Hebdo dergi binasına giren ve ortalığı kan gölüne çeviren iki zanlının kimliklerinin tespit edildiğini açıkladı. Fransız vatandaşı oldukları belirtilen saldırganların,  34 yaşındaki Said Kouachi ve 32 yaşındaki Chérif Kouachi’nin görgü tanıklarının beyanlarına dayanılarak El Kaide ile irtibatlandırılması dikkat çekicidir.

Çözüm sürecinin başladığı günlerde Fransa’nın Başkenti Paris’te (9 Ocak 2013) üç PKK’lı üst düzey üç kadın yöneticinin öldürülmesinin ardından, katil zanlısı Ömer Güney kısa bir süre sonra yakalanmıştı.  Fransız yetkililer, Ömer Güney’in Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika ve Türkiye’deki ilişkilerinin neredeyse tümünü deşifre etmelerine rağmen,  cinayetin üzerindeki sır perdesi hâlâ aralanmamıştır. Cinayetlerin derin PKK ile bağlantılı uluslararası derin yapılanmalar tarafından gerçekleştirildiğini iddia edenlerdenim ve bugün hâlâ aynı fikirdeyim.

Son terör saldırısı hakkında geniş bir bilgiye ulaşacağını düşünüyorum.  Fransız yetkililer çok yakında bunu açıklayacaklardır.  Ancak! İki yıl önce Paris'in göbeğinde vuku bulmuş saldırıya, "Fransız" kalmaya devam edeceklerdir.


Fransa’nın Başkenti Paris’te gerçekleştirilen her iki saldırı da istihbarat desteği alınmadan gerçekleştirilebilecek eylemler değildir. Bu saldırısı İslam ile ilişkilendirilemez. Eylemin uluslar arası boyutları ve muhtemel sonuçları göz ardı edilmemelidir.

31 Temmuz 2014 Perşembe

ŞEMDİNLİ’DEN HRANT’A “UZUN” BİR YOL!


9 Kasım 2005 günü, Şemdinli’de Seferi Yılmaz’a -şu anki Şemdinli Belediye Başkanı- ait Umut Kitapevi’ne yönelik bombalı bir saldırı düzenlendi. Olayda bir kişi ölmüş, bir kişi de yaralanmıştı. Olayın failleri oldukları iddia edilen ve üzerinden askeri kimlik çıkan iki kişi, linç edilmekten son anda kurtarılmış, güvenlik güçlerine teslim edilmişti. Umut Kitapevi’ni bombalamaktan suçlu bulunan astsubay Ali Kaya için dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, "gazetelerde resmi çıkan astsubay benim yanımda görev yaptı. Tarınım iyi çocuktur" ifadesi, mahkeme aşamasındaki olayın seyrini değiştirmişti.

Şemdinli’deki bu olayı araştırmak için TBMM’de bir araştırma komisyonu kuruldu. Araştırma komisyonun, ifadesine başvurduğu isimler arasında,  dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun’da vardı. Komisyon milletvekillerinin, "Termal kamerayla izlenen yere 1 Kasım'da 150 kilo patlayıcı nasıl girdi?" sorusuna Uzun, "Yani kilit bozulmuş efendim. Evin içinden olursa her şey girer. Bölgeden eroin de geçiyor. 1 Ocak'tan beri Türkiye'de, Van, Diyarbakır, İzmir ve İstanbul'da 81 kilo plastik patlayıcı yakaladık. Bunlar tamamen PKK'nın. Oraya (Şemdinli) girse de yakalanır" açıklamasıyla bir anda gündem oluşturmuş, dikkatlerin bir kez daha Şemdinli’deki bombalama olayına çevrilmesine neden olmuştu. Bu açıklamasından sonra Sabri Uzun, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı görevinden alınarak, AKP uzmanlığına getirildi.

20 Kasım 2009 tarihinde, Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı gazetedeki köşesinde Sabri Uzun’a ait bir mektup yayınladı. Ergenekon Soruşturması ile ilgili ifadelerin yer aldığı O mektupta Sabri Uzun,  “Bir oluşum var (!), bu oluşum, son günlerde ‘subay’ kimliğine bürünerek, Ergenekon Soruşturması’yla ilgili habire mektuplar yazıyor... Her nedense kendisi ortaya çıkmıyor... Çok da vatanperver görünüyor... Tüm Türkiye’yi peşinden koşturuyor!... Sayın Altaylı, Türkiye’nin ‘Ergenekon’ adını taktığı şeyle (asla terör örgütü demedim, demiyorum, diyemeyeceğim), 14 Haziran 2001 günü tanıştım. 2006 yılı Ocak veya Şubat ayında tekrar karşıma çıktı. Evet, o tarihlerde, ‘Bütün bunları toplayan, yazan geniş bir ekip var’ diye düşündüm, inceledim, gördüm...” sözleriyle de Ergenekon davası hakkındaki düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmıştı.

Sabri Uzun, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde MHP’den milletvekili aday adayı olduysa da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından veto edildi. Uzun’un, Bahçeli tarafından veto edilmesine sebep olarak, TBMM Şemdinli Araştırma Komisyonuna verdiği ifadeler gösterildi. Sabri Uzun o dönem de tepkisini, “benim kendiliğimden gidip de başvuru yapmam mümkün mü? Elbette ki önceden temaslarımız oldu. Şimdi, neden aday göstermediklerini bana değil, partiye sormak lazım.” diyerek göstermişti.

2013 yılında, TBMM Telekulak Komisyonuna da bilgi veren Sabri Uzun, Ergenekon, Balyoz, Oda TV gibi davaların ‘fos olduğunu’ Tuncay Güney’in emniyet ifadesine eklemeler yapıldığını öne sürmüş, Türkiye’deki yasa dışı dinlemelerin de devlet görevlilerince yapıldığını iddia etmişti.

17 ve 25 Aralık operasyonlarıyla ilgili olarak da  “Avcı’nın kitabında anlattıklarının hepsine harfiyen katılıyorum. Adli ve idari makamlar bu konularla ilgili beni çağırsın bildiğim her şeyi onlara anlatacağım. Bilgiler ve belgelerle her şeyi ortaya koyarım.” diyen EmniyetİstihbaratDairesi eski Başkanı Sabri Uzun, bu ifadeleriyle de emniyeti içerisindeki yapılanmanın varlığını teyit etmiş oluyordu.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürüldüğü (19 Ocak 2007) dönemde, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Sabri Uzun, cinayet davası kapsamında 8 Mayıs 2014 tarihinde ‘şüpheli’ sıfatıyla ilgili mahkemeye ifade verdi.

Hrant Dink cinayeti hakkında alınan istihbaratın kendisinden gizlendiğini ve bazı polis şeflerinin cinayete göz yumduğunu söyleyen Sabri Uzun, “’Hrant Dink öldürülecek’ raporunu benden gizledikleri gibi İstanbul’dan da gizlediler. F4 raporları İl Emniyet Müdürleri tarafından Daire Başkanlığı’na gönderilmelidir. F4 raporunu Trabzon’dan gönderen kişi Ramazan Akyürek’tir. Raporu bizden saklayan birim İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürlüğü’dür. O zaman C Şube Müdürü de Ali Fuat Yılmazer’dir. Bu rapor bana sunulmadı. Rapor hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Muhittin Zenit’in düzenlediği haber raporunu gizlerseniz ortada bir şey kalmaz, suçlu İstanbul polisi olur. Hem koruma tedbir emri, hem de F4 haber alma raporu dikkate alındığında sorumlu İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü ve yetkilileridir. Ya benden gizlendi ya Mülkiye başmüfettişlerinden gizlendi. Ya da resmen hainlik yapıldı. Yani bu soruşturmanın asıl sorumluları gizlenmeye çalışıldı.” ifadesiyle Hrant Dink cinayetinde devlet görevlilerinin kusurlu olduğu iddialarını doğruluyordu.

HSYK 3. Dairesi, yaptığı inceleme sonucunda Gazeteci Hrant Dink’in ölümünde görevlerini ihmal ettikleri iddia edilen,  R. Akyürek, R. Altay, E. Dinç, F. Sarı, E. Demir, Ö. Mumcu, M. Zenit ve M. Ayhan hakkında soruşturma izni vererek dosyayı Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

Sabri Uzun, altı yıl İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış, kamuoyunda dürüst bir bürokrat ve deneyimli bir istihbaratçı olarak bilinir. Şaibeli birçok olay hakkında konuşmaya başlayınca da 28 Şubat döneminin İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu gibi, görevden alınmıştı.

 Sabri Uzun’un, Harnt Dink cinayetiyle ilgili ifadeleri, kendisinin ve o dönem başkanı bulunduğu İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nın sorumluluğunu elbette ortadan kaldırmayacaktır.


Kamuoyu, Sabri Uzun’un, Türkiye’yi her platformda zor durumda bırakan Dink cinayetiyle ilgili “tüm bildiklerini” açıklamasını bekliyor.