Demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2016 Pazartesi

Röportaj: 28 Şubat Süreci ve Kürtler!...

Mehmet Memdoğlu: 28 Şubat post-modern darbe sürecini hazırlayan nedenlerden biri de Türkiye’de  “Kürt Sorunu”nun konuşulmaya başlanmış olmasıdır. 

1966 Elazığ doğumlu olan ve halen yayıncılık sektöründe çalışan Mehmet Memdoğlu, “Türkiye’nin Toplumsal ve Sosyal Sorunları” ile ilgili araştırmalarına devam etmektedir. Memdoğlu’nunFanos Yayınları tarafından yayınlanmış  “Kürt Sorunu Çözüm Önerileri ve 2009-2011 Panoraması”, Yakın Plan Yayınları tarafından yayınlanmış “Öcalan’ın Mustafa Kemal Okumaları” ve Anatolia Kültür Yayınları’ndan çıkan “Abdullah Öcalan’ın Din Okumaları” isimli üç kitabı bulunmaktadır. Çeşitli haber sitelerine gündeme ilişkin siyasi-politik analizler içeren yazılar gönderen Memdoğlu’nun, öykü ve şiir çalışmaları da bulunmaktadır.

Cihad Şahinoğlu: 28 Şubat sürecini özetle siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehmet Memdoğlu: 28 Şubat post-modern darbesi, 28 Şubat 1997 tarihi olarak bilinse de darbe sürecinin başlangıç tarihi birkaç yıl daha gerilere dayanmaktadır. Refah Partisi’nin 94 ve 95 yıllarında yapılan seçimlerden güçlenerek çıkması, ordudaki hoşnutsuzluğu gün yüzüne çıkarmıştı. Kamuoyundaki askeri bir müdahaleye tepkiyi aza indirgemeye çalışan ordu, başlarda direkt olmasa da endirekt yolları denemişti. Kimi devlet kurumları üzerinden, Türkiye’nin seçilmiş meşru hükümeti hizaya getirmeye çalışılmış ve o dönemde bu manada bir hayli yol kat edilmişti. Askerler, yaklaşık üç yıl boyunca, 28 Şubat post-modern darbesinin zeminini hazırlayarak, Türkiye demokrasisini bir kez daha sekteye uğratmışlardır.

Cihad Şahinoğlu: 28 Şubat sürecinde Kürtler neler yaşadı?

Mehmet Memdoğlu: 28 Şubat post-modern darbe sürecini hazırlayan nedenlerden biri de Türkiye’de  “Kürt Sorunu”nun konuşulmaya başlanmış olmasıdır,  İslami ve Alevi kimlikler ile birlikte Kürt kimliğinin de dillendirilmesi, 28 Şubat sürecini hızlandırmıştır. O günleri hatırlayalım. 1993 yılında Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, DYP’nin başına geçen Tansu Çiller’i ziyaret etmiş ve Çiller’e, ‘Bölgeye münhasır bir kalkınma programının hayata geçirilmesi, adil düzenin kurulması, Çekiç Güç’ün Türkiye topraklarından çıkartılması, Irak’a ambargonun kaldırılması’ gibi başlıkların yer aldığı bir terör paketi sunmuştu. Erbakan’ın bu paketi o dönemde çok konuşulmuştu. Ve rahmetli Erbakan’ın gündeme getirdiği bu paketin kaynağını da 1991 yılında dönemin Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Mehmet Metiner, Abdurrahman Dilipak, Ali Bulaç ve Altan Tan’a hazırlatılan “Kürt Sorunu Raporu”dur.  O dönem de Yeni Zemin Dergisi de bu çalışmayı yayınlamıştı.

Refah Partisi Van Milletvekili Fetullah Erbaş’ın dönemin İHD Başkanı Akın Birdal ile birlikte PKK elindeki askerlerin teslim almak için PKK Kampını ziyaret etmesi, “Refah Partisi ile PKK’yı” ilişkilendiren yersiz yorum ve değerlendirmelerin gündeme gelmesiyle sonuçlandı. Kısaca özetlemek gerekirse,   o süreçte İslam; laik cumhuriyet için birinci tehdit olarak görüldüğünden, “Kürt Sorunu”nun varlığı görülmedi. Problem, terör sorunu olarak değerlendirildi hatta ateşkes ilan etmesi halinde PKK’ya yönelik operasyonların durdurulabileceği bile dile getirildi.

 

Cihad Şahinoğlu: 28 Şubat süreci Kürtler arasında ne gibi hadiselerin yaşanmasına neden oldu?

Mehmet Memdoğlu: Kanımca en büyük hadise, “Kürt Sorunu”na İslami ve insanı bir bakış açısıyla yaklaşan ve o döneme kadar devlet ile sorunlu olmayan inançlı Kürtlerin bir kesiminin, dönemin yöneticileri tarafından sorunlu görülmeye başlanmış olmaları en büyük hadisedir. 28 Şubat ile birlikte “Kürt Sorunu”nun çözümüne ilişkin İslami yöntem ve yaklaşımların önüne geçilmiş, laik ve seküler yaklaşımın alanı ve hinterlandı genişlemiştir.

Cihad Şahinoğlu: Ülkemizde ve bulunduğumuz coğrafyada yaşanılanlar göz önüne alındığında, yeniden bir 28 Şubat tehdidi ve tehlikesi söz konusu mudur? Şayet böyle bir durum ve ihtimal söz konusu ise Kürtleri planlanan bu süreçte neler bekliyor?

Mehmet Memdoğlu: Ortada bir iktidar gücü ve gücü kullanma isteği ve hırsı varken, 28 Şubat zihniyeti de hep var olacaktır. Cumhuriyet’in temelleri “laiklik” üzerine kurulduğundan, o günden bu güne; laiklik dışı bütün sistemleri tehlike olarak gören seküler yapıdaki statükocu anlayış, imkân bulması halinde -tabir yerindeyse- Türkiye’yi yeniden kuruluşundaki fabrika ayarlarına döndürmek isteyecektir. Şartlar gereği gizlenmiş olması ya da ses çıkarmaması bu anlayışın pes ettiği manasına gelmez.  Şahsi kanaatim, bugün bu güruhun fırsat kolladığı yönündedir.

Hâlihazırda bu çevrelerin gücüne güç katan ve ellerini güçlendiren bir başka konuda:  17 ve 25 Aralık operasyonları sonrasında, mevcut AK Parti iktidarı “Paralel Yapı” ile mücadele adına yeni bir cephe açtı. Ve her geçen gün bu cepheyi, bir şekilde; kazara yolu bu komitacıların mekânlarına düşmüş olanları da kapsayacak şekilde genişletmesinin, 28 Şubat zihniyetine taze bir kan hükmüne geçmesinden korkarım.

Mecelle’de şöyle bir kural vardır. Harici düşmanların hücumu esnasında dahili adavetleri terk etmek elzemdir. Bu bağlamda adaveti asıl sorumlulardan eklentilere doğru derinleştirmek, hem taktik, hem de stratejik olarak tehlike arzetmektedir. İhtimal dâhiline girmesi durumunda, 28 Şubat sürecinde sadece İslam’ı tehlike olarak gören darbeci anlayış, bu kez Kürtleri de kendileri için bir tehdit unsuru olarak görecektir.

Son söz olarak: Türkiye’nin kendi iç dinamizmini etkinleştirmesi için, toplumsal bir konsensüsü sağlayacak sivil bir anayasanın hazırlanması zaruridir.

16 Mart 2015 Pazartesi

“Kürt Sorunu Yoktur” (!)

Yıl 1991, yer Ankara: 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Kürt meselesini mutlaka çözeceğim, bu benim milletime yapacağın son hizmet olacaktır” sözünden sonra, hala tartışılan ve tam olarak açıklanamayan bir ölüm şekli…

Yıl 1992, yer Diyarbakır: Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, kazandığı seçimler sonrası Diyarbakır’da halka hitaben yaptığı bir konuşmada “Kürt realitesini tanıyoruz” açıklaması yaptı.

Yıl 1993, yer Viyana: Başbakan Tansu Çiller Avrupa Konseyi toplantısı için gittiği Viyana’da Kürt sorununun çözümüne yönelik sorulan sorulara “İspanya’nın tecrübesinden biz de yararlanacağız” derken, çözüm için bir nevi “Bask Modeli”ne işaret ediyordu.

Yıl 1999, yer Diyarbakır: Dönemin Başbakan Yardımcısı ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, “Geçmişe artık sadece yanlışlarımızdan ders almak için bakmalıyız ve aynı yanlışları tekrarlamamalıyız… Avrupa Birliği’ne üyeliğimize giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğine inanıyorum” açıklaması yaptı.

Yıl 2005, yer yine Diyarbakır: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “…Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur… Biz büyük bir devletiz ve millet olarak bu ülkeyi kuranların bize miras bıraktığı temel prensipler ve cumhuriyet ilkesi, anayasal düzen dâhilinde her sorunu, daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku, daha çok refahla çözeceğiz” açıklaması.

Yıl 2013, yer TBMM: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “Bugün çözüm sürecinde BDP’li milletvekillerinin İmralı’ya gitmesine Adalet Bakanlığımız eğer izin veriyorsa bunun tek nedeni ‘acaba bu yolda adım atılabilir mi?’ düşüncesi. MHP bunu istismar ediyor, biz çözüm için her yola başvururuz. Kayseri’de ifade ettim, baldıran zehri içmekse, o baldıran zehrini de içeriz yeter ki bu ülkeye huzur, refah gelsin” açıklamasıyla bir tabuyu daha yıkıyordu.

Tarih, 15 Mart 2015; yer Balıkesir:  Türkiye’nin halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Buralarda bizim terörle mücadelede neler kaybettiğimiz belli. Eğer biz bu kayıplara uğramamış olsaydık, bugün çok çok farklı yerde olacaktır. Şimdi varsa bakıyorsun; Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. 2005’te Diyarbakır konuşmamda açıkladım. Her etnik unsurun kendine has sorunları var. Dün Roman kardeşlerime de söyledim, Türk’ün de Roman kardeşlerimin de sorunu var, Boşnak’ın da sorunu var, Laz’ın da sorunu var hepsinin sorunu var…” açıklamasında bulunuyor. Balıkesir seçmeninin büyük çoğunluğunun “Kürt” kelimesine karşı olan alerjisinden olacak ki Sayın Cumhurbaşkanımız yine nabza göre şerbet içirdi…

Ve aynı gün, yer İstanbul: Başbakan Ahmet Davutoğlu İstanbul AK Parti Kadın Kolları Kongresinde yapmış olduğu konuşmada “Hepimiz imtihan halindeyiz. En büyüğü de çözüm süreci ile olan imtihandır. İki hafta önce ilan edilen silahları terk etme çağrısıyla ileri bir aşamaya geldik. Çözüm süreci şefkat ve merhametin sürecidir. Bütün milletin, en fazla da annelerin malıdır… Çocukları dağa çıkarılan Diyarbakırlı annelerin gözlerinde acı gördüm, feryat gördüm. Ben isterim ki şehitlerimizin anneleriyle, Diyarbakırlı anneler el ele verip ‘yeter bu acı’ desin” diyor.  

Türkiye’de Kürt Sorunu yoksa, neden devlet eliyle 24 saat Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalı açtınız?
Türkiye’de Kürt sorunu yoksa, neden Üniversitelerde “Kürdoloji” bölümleri açtınız.

Türkiye’de Kürt sorunu yoksa neden seçmeli de olsa ilköğretim de “Kürtçe” eğitime onay verdiniz?

Türkiye’de Kürt sorunu yoksa, neden PKK’nın İmralı’daki başı Öcalan ile görüşüyorsunuz?

Türkiye’de Kürt Sorunu yoksa, neden sorunun çözümüne yönelik sayfalarca raporlar hazırlattınız?

Türkiye’de Kürt Sorunu yoksa, neden “Akil Adamlar” grupları teşkil ettirip, tüm ülkeyi adım adım dolaştırdınız?

Geldiğimiz noktada, “Kürt Sorunu” konusunda devlet ideolojisinin,  resmî söylemlerinin, çok da değişmediğini görebilmekteyiz. Devlet ricalı tarafından “Kürt Sorun”una ilişkin birbiriyle örtüşmeyen ve birbiriyle çelişen her açıklama, bölge insanının devletten uzaklaşmasıyla son bulacaktır.

Türkiye’nin hala bir Kürt sorunu vardır ve bu tartışma götürmez.

Dost acı söyler.

Bizden söylemesi!